


Kriz tartışılıyor
Likidite krizinin Türkiye ekonomisinde ağır hasar yaptığı konusunda kimsenin tereddütü yok. Bir küçük tesellimiz olabilir. Dışarıda iktisatçıların Türkiye'ye ilgisi arttı. Aynı anda içeride ekonomi politikası tartışmaları canlandı.
Bu sütunda MIT'in ünlü iktisatçısı Rudi Dornbusch'un adı sık sık geçer. İki ayda bir Transnational Research için hazırladığı Dünya Ekonomik Trendleri adlı çalışmasından yararlanırız.
12 Aralık 2000 tarihli sayısında bizim kriz üstüne bir deneme var. Başlığı "Türkiye ve IMF". Deniz Gökçe Akşam'daki köşesinde tümünü tefrika etti. Ana temalarını kısaca gözden geçirelim.
Dornbusch, IMF'nin kriz sırasındaki tavrına destek çıkıyor. Merkez Bankasının, faizlerin gökyüzüne çıkması pahasına da olsa, piyasaya likidite vermeyi durdurmasının en doğru karar olduğunu söylüyor.
Tahmin edeceğiniz gibi, Türkiye hakkında hiç de iltifatkar sayılmayacak ifadeler kullanıyor. Çok derinlere giden rüşvet ve suistimalden, banka sistemindeki hastalıklardan, insan hakları ihlallerinden söz ediyor. Krize değil, bu kadar gecikmesine şaşırmak gerekir demeye getiriyor.
Kur politikası ile ilgili gözlemleri de önemli. IMF'nin genellikle sabit kura karşı çıktığını hatırlatıyor. Ama, devalüasyonunun yanlış çözüm olacağını, çünkü krizin kökeninde döviz kurunun değil bankacılık kesimi sorunlarının yattığını söylüyor.
Yazısını, "IMF ve Türkiye'nin mevcut programı başarı ile sonuçlandırmaya daha çok yolları var" diyerek bitiriyor.
Para kurulu
John Hopkins Üniversitesi profesörlerinden Steve Hanke'den daha önce hiç söz etmemiştik. Türkiye gibi küçük ve istikrarsız ekonomiler için Merkez Bankası yerine para kurulunu savunur.
İlginçtir ki, aynı tarihte, yani 12 Aralık 2000'de Financial Times gazetesinde Türkiye ve Arjantin üstüne bir yazısı yayınlandı. Onun IMF'ye tavrı tam tersine eleştirel. "Türkiye, IMF kökenli bir fiyaskodur" diyor.
Bu iki ekonomide ciddi bir para kurulu tesis edilmiş olsa bu sorunların yaşanmayacağını iddia ediyor. Arjantin'de para kurulunun sulandırıldığını, krizin de oradan kaynaklandığını anlatıyor.
Türkiye'de ise para kurulu sistemi kurulmadan IMF'nin Merkez Bankası Net İç Varlıklarına getirdiği kısıtlamaya eleştiriyor. Kanunlarda yer almayan, sadece IMF ile yapılan stand by anlaşmasında yer alan bu kısıtlamanın fazla bir değeri olmadığına işaret ediyor.
Analizin birinci ayağı şöyle. Son borç veren olarak Merkez Bankasının varlığı, hukuki müeyyidesi olmayan Net İç Varlıklar sınırı ile birleşince, piyasaların devalüasyon beklentisi sürüyor. Dolayısı ile, likidite yetersizliği dövize hücümla sonuçlanıyor.
İkinci ayak, banka sistemine bakıyor. Gene son borç veren olarak Merkez Bankasının varlığı, gereğinde piyasaya likidite verilir beklentisini yaratıyor. Bankalar ona göre pozisyon alıyorlar. "Ahlaki risk" (moral hasard) oluşuyor.
Ama, likidite sıkıntısı kur üzerinde baskı yapıyor. Merkez Bankası ve IMF korkup likiditeyi kısıyorlar. Böylece kriz ortaya çıkıyor.
Bir polemik
Hanke'ye 15 Aralık 2000 tarihli Financial Times'da Murat Üçer kısa bir mektupla cevap verdi. Üçer, Türkiye'de para kurulu için yeterli önkoşulların olmadığını iddia ediyor.
Krizin para kurulu ile açıklanmasına karşı çıkıyor. Mevcut politika ile reformlar biraz daha hızlı seyretse ya da bankalar daha iyi denetlense böyle bir kriz olmazdı diyor.
Hanke'nin Üçer'e cevabı 19 Aralık 2000'de aynı gazetede yayınlandı. Hanke görüşlerinde israr ediyor. Türk bankalarını yüksek riskle çalışan "hedge fund"lara benzetiyor. Bunun gerisinde ise para sisteminin belirsizlikleri yattığını tekrarlıyor.
Dışarıdaki gelişmeler bunlar. İçerideki tartışmaları bir başka yazımızda ele alacağız.