Bıkmadım, usanmadım, defalarca yazdım. Yöneticilerin cezaevleri konusundaki rehavetlerini, umursamazlıklarını, adam sendeciliklerini bir bir dile getirdim. Bazen tatlı, bazen acı yazdım. Aklımın erdiği kadar hal, çerelerini de sıraladım. Ama tam uyarılarımın çoğunun boşa gittiğini belirten bir yazı yazmaya hazırlanırken, cezaevleri operasyonları yapıldı ve sanırım bu iş sona erdi. Yani cezaevleri saltanatı da böylelikle ortadan kalkmış oldu. Bundan sonra geri dönüş olmayacağına göre, dört elle işe sarılıp, yeni cezaevlerini bitireceğiz, eskilerini de yeniye döştürüceğiz... Böylelikle can yanmayacak, devlet halkının karşısında küçük düşmeyecek ve otorite sarsılmayacak...
Anlaşılan bu bize büyük bir ders oldu... Bu dersten de çıkaracağımız bir takım hisseler olacak. Tabii çıkarabilirsek... Ama zannedilmesin ki, tedbir alınmadığı taktirde, cezaevlerinde yapılan bu kanlı operasyondan sonra herşey bitecek... Ortalık güllük, gülistanlık olacak... Sanmıyorum.. Çünkü, yine söylüyorum, aldığımız bu büyük dersten sonra hemen, acilen gereken tedbirleri aklımızdan çıkarmayalım. Bir defa cezaevlerini çok başlılıktan kurtarmamız gerek...
Düşünün, idari yönden üç devlet birimi sorumluluk taşıyor. Bunlar; Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı... Her ne kadar Jandarma, İçişleri Bakanlığı'na bağlı gibi görünüyorsa da, terfi, tayin, nakil işlemleri Genel Kurmayın uhdesindedir. Dolayısıyla cezaevlerindeki yönetim üç başlıdır. Yani cezaevleri müdürleri ve gardiyanlar Adalet Bakanlığı'na bağlıdır. Şehrin Başsavcısı cezaevlerinden sorumludur. Dış çevre güvenliği Jandarma tarafından yapılır. İçişleri Bakanlığı'da Jandarmanın amiri durumundadır ama hiçbir İl Jandarma Komutanı, İçişleri Bakanı tarafından görevlendirilmez.
Bilmem anlatabildim mi?... Bu çok başlılık artı 80-100 kişilik koğuş sistemi yürüdüğü sürece devamlı problemler çıkmıştır, ki daha önce cezaevleri derebeyleri adi mahkumlardı... Onlar zamanında da koğuşlar parsellenir ve içeride kabadayıların saltanatı sürerdi. Terör örgütleri çıkınca, bu sefer onlar aynı düzeni devam ettirdiler. Yani içeride dükalıklar kuruldu, zamanla mahkumları duruşmaları için Adliyeye götürmek bile problem oldu. Bu dükalıklar istemedikleri tutukluyu, mahkemeye bile göndermiyorlardı.
Bu çok başlılığı kaldırmadığımız taktirde değil F tipi, yumuşak G tipi bile olsa yine bir sonuca varılamaz, disiplin temin edilemez. Bana göre, aldığımız bu büyük dersten sonra, hiç vakit geçirmeden cezaevi yönetimlerini tek bir Bakanlığa bağlamamız lazımdır. O taktirde çok başlılık ortadan kalkacağından, sorumlu birimler acil ve gerçek tedbirleri almakta gecikmezler ve düzeni tesis ederler. Biz gazeteciler de kimin sorumlu olduğunu bilir, ona göre hesap sorarız. Aksi taktirde kim kime ne diyeceğini bilemez, herkes topu birbirine atar, ortalıkta bu yaşadığımız duruma döner. Baksanıza siz, neredeyse hükümlülere cezaevi beğendirecek duruma düştük... Bu işleri her kafadan bir ses çıkacak şekilde değil, tek merkezden yönetecek olursak daha başarılı oluruz.