


Düğün bizim, oyna kızım..
Başlığın bu kadar fıkırdak olmasına bakmayın.. Medyanın istemezleri sayesinde Paris'te dünya evine giren gelin kızımızın, şöyle kollarını kaldırıp oynayacak hali kalmadı.. Medyacısı, maliyecisi bir olup canım düğünü zehir ettiler..
"Düğün olur iki kişiye, tasası düşer bütün komşuya.." diyen atalarımız boşuna konuşmamış..
İstanbulumuz'un iki seçkin ailesi; çocuklarının mürüvvetini görmek için haritadan Paris'i seçtiğine seçeceğine pişman oldu.. O kadar çok gürültü çıktı ki aile büyükleri bir araya geldiklerinde:
- "Keşke bu düğünü Şereflikoçhisar'da yapsaydık.." diye dövünür oldu..
***
Her işte bir hayır vardır, derler..
Paris'te düğün yapmanın da hayrı olacak ki taşlar yerine otursun.. Hayrı nedir, diye soracak olursanız joker hakkımı kullanmadan cevap vermeyi doğru bulmam..
Ancak gördüğüm kadarı ile memleketimizin içine düştüğü ekonomik krize bir sebep yaratmış oldular.. Bu dahi "Bu kriz başımıza nereden çıktı?" diye düşünmekten iyidir..
Şimdi hiç değilse "Tabii arkadaş, sen gidip Paris'te düğün yapar, dolarları havaya saçarsan memleket krize girer.." diye konuşabiliyoruz..
İşin aslı çok başka..
Araştırmacı-gazeteci, tüccar-terzi, aktör-yazar olarak iyi bir huyum vardır.. Önüme gelen bir meseleyi iyice didiklemeden yazmayı doğru bulmam..
Bazı meslektaşlarımızın yaptığı gibi öfkeli öfkeli yazılar yazıp, tepesine "Bunlar kudurmuş.." türünden başlıklar atmam..
Önce olayın nasıl geliştiğine bakarım.. İyi anlamak için bir sigara yakarım.. Sonra durum tesbitine girişirim..
Bir kere Paris'te düğün yapmanın görgüsüzlük olduğuna katılmıyorum..
Çocuklarını evlendirmek için Paris'i seçen iki seçkin ailemizin görgülü kuşlar gibi olduğu; bütün görgülü kuşlar gibi gördüğünü işlediğini herkes bilir..
Nitekim görgüsüz olsalardı Plaza Athenee gibi Paris'in en fiyakalı otellerinden birini seçemezlerdi.. Ne bileyim, gider Büyükelçilik'te nikah kıydırır, sonra gelin ile damadı Eyfel Kulesi'nin dibine götürürlerdi..
Neden mi Eyfel Kulesi?
Eyfel Kulesi'nin önünde nikah fotoğrafı çektireceksin ki ileride eşe dosta bunları gösterdiğinde, nikahın Paris'te kıyıldığını ispat edebilesin..
Görgüsüzlerin yaptığı budur.. Oysa eleştiri konusu olan düğünden sonra bu tür fotoğraflar çektirilmemiştir..
Ayrıca bu düğünün Türkiye'nin tanıtımına önemli katkıları olduğuna inanıyorum..
Düğün sahipleri pekala o geceye sanatçı olarak Johnny Holiday'i çağırabilirlerdi.. Ama çağırmadılar.. Tam tersine bir Fransız şarkıcısına para kaptırmamak için Türkiye'den sanatçı getirdiler..
Fatih Ürek kardeşimiz bu düğün vesilesi ile hem müziğimizi oralarda temsil etti, hem de Anadolu erkeğinin imajı konusunda Fransızlara bir fikir verdi.. Neresinden baksan bu da bir kazanç..
***
Şimdi biraz da işin gerçeğini konuşalım..
Bir kere olay medyamızın yazdığı, kızdığı gibi değil.. Evet düğün sahipleri tam 120 seçkin konuk için otel rezervasyonu yaptırmış.. Bu doğru.. THY'dan bir de uçak kiralamış.. Bu da doğru..
Ne var ki götürecek adam bulamamışlar..
O günlerde İstanbul sosyetesi, hükümetimizin istikrarlı ekonomik programı sayesinde can derdini düştüğünden; düğüne gidecek adam bulunamamış..
Mali sorunu olmadığı halde bazı işadamları da "Ortam karışık, şimdi bu düğünde görünüp maliyecileri azdırmanın alemi yok.." diye davete icap etmekten kaçınmışlar..
Fatih Ürek şaştı..
Televoleci arkadaşlardan dinledim..
- "Abi topu topu dört beş masa doldurabilmişlerdi.. 120 kişilik yemek için rezervasyon yapılan salonun kısm-ı umumisi boştu.." diye anlattılar..
Hatta Fatih Ürek eline mikrofonu alıp sahneye fırladığında salonun boşluğunu görünce şaşırmış.. Yanlışlıkla otelin başka bir restoranına girdiğini zannetmiş.. Gerisin geriye salondan çıkmış..
Oğlan tarafından biri onun kaçtığını görünce sinirlenmiş.. "Tutun getirin şunu, dünyanın parasını verdik.." diyerek yeğenlerini Fatih Ürek'in peşinden yollamış..
Oğlanın akrabaları Fatih Ürek'i "O düğün, işte bu düğün.." diyerek zor ikna edip salona sokmuşlar..
Demek ki mutlu bir hadiseyi; Türkiye'den gitme yüzyirmi kişinin azıp dağıttığı bir eğlence gibi gösteren, düğün harcamalarını ata ata 750 bin dolara çıkaran medyamız yalan konuşuyor!
***
Bir kere evlenen kızımızın üzerindeki gelinlik 200 bin dolar olamaz.. Ama medya 200 bin dolar, diye yazdı..
Ben düğün fotoğraflarına baktım.. Modadan da anlarım.. (Bakınız; Paris / Dice Kayek defilesi yazıları) Gelinin giydiği o fistan taş çatlasa on bin dolara çıkar..
Bir gelinliği 200 bin dolara mal etmek için üzerine en azından 500 kilo boncuk işlemek lazım ki bunu kaldıracak yiğitlikte bir kız bulamazsınız..
Hem bu astronot kıyafeti mi ki böyle astronomik paralar telafuz ediliyor? Uzayda altı ay kalan astronotların kıyafetleri bile 50-60 bin dolara çıkıyor.. Üstelik o kıyafetlerin içine işeyebiliyorsunuz..
Şimdi "Ne var bunda? Ben de elbisemin içine işerim.." diyeceksiniz ama o kadar kolay değil..
Uzayda yer çekimi olmadığından elbisenin içine yaptığınız defi hacet özel bir basınç sistemi ile altlarda duruyor.. Eğer öyle olmasaydı işer işemez o sıvı suratınızın seviyesine çıkardı..
O zaman da dışarıyı görebilmeniz için uzay başlığınızın önündeki cam panoya fazladan silecek monte etmeleri icap ederdi..
Haydi onu da yaptılar diyelim.. Siz silecekleri çalıştırdığınızda astronot arkadaşlarınız "Ne o lan keçi? Yine altına mı kaçırdın?" diye alay ederek motivasyonunuzu bozarlardı..
Uzun lafın kısası memleketin ekonomik gidişatına bahane arayan medyamız olayı fazla abarttı.. Medyanın gazına gelen maliyeciler de yemeyip içmeyip hem kız hem de oğlan tarafını incelemeye aldı..
Yazıktır, ayıptır, günahtır..
Kısadan hisse: Düğünden sonra nağra.. Hoşgeldin Bayram ağa..