Bir þiþeye kilitlemiþler. Zaman okyanusuna býrakmýþlar. Þiþe, içindeki kaðýtla yüzmüþ yüzmüþ, gelip kýyýya vurmuþ. Merak etmiþler, þiþeyi açmýþlar, içindeki kaðýdý çýkarmýþlar.
Okumuþlar:
"Bazý þeylere,
vukž bulmadan
Engel olunamaz..."
Diye yazýyormuþ.
Kim söylemiþ bu cümleyi, niçin söylemiþ, neyi anlatmak için söylemiþ? Araþtýrýp bulmuþlar. Aþaðý yukarý 40 yýl önceymiþ. 18 Þubat 1962 yýlýnda ülkenin baþbakaný Ýsmet Ýnönü, bir basýn toplantýsý yapmýþ ve "3 gün içinde ülkemizde çok önemli olaylar olacak" demiþ.
Gazeteler manþet yapmýþlar.
Yazarlar yorum yazmýþlar.
Bir gün geçmiþ...
Ýki gün geçmiþ...
Üç gün geçmiþ...
Ülkede hiçbir önemli þey olmamýþ. Yine güneþ, güneþ gibi doðmuþ, ay ay gibi batmýþ.
Yazarlar yine yazmýþlar:
"Paþa bunadý, dediði olmadý..."
Dördüncü gün; Kara Harp Okulu'nda subaylar ve öðrenciler isyan etmiþler, ihtilal yapacaklarmýþ. Ýhtilal bastýrýlmýþ. Ýsyancý subaylar ve askeri öðrenciler ordudan temizlenmiþ.
Gazeteler yine manþet atmýþ.
Yazarlar yine sütun yazmýþlar.
"Bunamadý, bildi..." demiþler.
Ülkenin Kurtuluþ Savaþý'nda görev almýþ, Birinci ve Ýkinci Ýnönü Savaþlarý'ný yönetmiþ, Lozan Anlaþmasý'nýn imzalanmasýnda bulunmuþ, orduyu, halký, devleti tanýyan ve sevilen komutanlardan biri olduðu için kendisine "Paþa..." denilen Baþbakan Ýsmet Ýnönü, "buðday taban fiyatlarý konusunda" bir basýn toplantýsý yaparken bir gazeteci soru sormuþ: "Paþam 3 gün içinde önemli olaylar olacak dediniz, dediðiniz doðru çýktý. Demek ki, Harp Okulu subaylarý ile öðrencilerinin isyan edeceklerini biliyordunuz. Peki isyan çýkmadan önce neden müdahale etmediniz, subaylarla öðrencileri suç iþlemelerine engel olmadýnýz?"
Paþa da cevap vermiþ:
"Bazý olaylara...
vukž bulmadan....
Engel olunamaz..."
Zaman okyanusunda yüzerken bulunan þiþenin içine kilitlenmiþ kaðýttan anladýðýmýza göre, bu devlet dediðimiz yaratýk; "hiçbir yemeðin piþtiði sýcaklýkta yenmeyeceðini" çok iyi biliyor ve olaylar vukž bulsun, olgunlaþsýn, piþsin, yenecek hale gelsin diye bekliyor.
Dokuz yýldýr bekledi...
Hapishanelere girmedi...
Hapishaneleri örgütlere býraktý...
Mafyaya, çeteye býraktý...
Hapishanelerin "kurtarýlmýþ bölge olmasýna, koðuþlarda bireyin bireyi ezmesine ve mahkum örgüt baþýnýn, mahkum örgüt militanýna "Yat ölüm orucuna... Dök tineri, mazotu, kolonyayý baþýndan aþaðýya, yak kendini..." diye emir verebilecek ve örgüt militanýnýn da bu isteði tarikat þeyhinden buyruk almýþ mürit gibi yerine getirip "kendini yakabilecek" bir cinnet kývamýna gelmesine kadar bekleyebiliyor.
Sonra karar veriyor.
Basýyor mapushaneyi damýndan, çatýsýndan, duvarýndan... 24 saat içinde alýyor örgüt baþlarýný, götürüp F-tipi hapishanelere koyuyor.
Devlet dediðini yapýyor.
Bu bir devlet tecrübesi...
Damýtýk bir birikim...
Karar alamaz, yönetemez diye eleþtirilen Baþbakan Ecevit ile Adalet Bakaný Hikmet Sami Türk ve Sadettin Tantan, "piþmiþ yemeði ne güzel de soðutup, hem halkýn örgüt liderlerine ve militanlarýna olan öfkesini, hem arabuluculuk yapan aydýnlarýn desteðini arkalarýna alarak" bitirdiler...
9 yýl beklemeden yapamazlar mýydý? "Demek ki, bazý olaylara, vukž bulmadan önce engel olunamýyor."
Diyelim ki, ölüm oruçlarýnýn baþladýðýnýn 15. gününde hapishaneleri bassalardý, dünya ve Türkiye kamuoyunda yer yerinden oynayabilirdi. Aydýnlar, doktorlar, "mahkum haklarýndan, hasta haklarýndan" söz ederek büyük eleþtiri yaparlardý hükümete, Ecevit'e ve Adalet Bakaný'na...
Beklediler, 50 gün geçti...
Beklediler 55 gün geçti...
Yazarlarý, sanatçýlarý arabulucu yaptýlar, genç çocuklar ölüm orucunda ölmesin, çatýþma çýkýnca da erler þehit olmasýn diye "F-tipi uygulamasýnýn ertelenebileceðini..." bile söylediler. Ancak örgüt baþlarýnýn "ölüm oruçlarýný durdurmak için hükümetten beþ bakanlýk ile bir devlet bankasý istemedikleri" kaldý. Örgüt liderleri, militanlarý halkýn büyük tepkisini aldýlar, ölüm orucu tutanlara acýma duygusu yok oldu. Olay, engel olunacak kývama gelmiþ oldu.
Zaman okyanusunda...
Yüzüyor bir þiþe...