kapat

21.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Sapla samanı karıştırmak

Polislerin yasadışı yürüyüşünden sonra, bazı çevrelerde iş sulandırılmaya çalışıldı. Bu arada kamuoyundan ciddi bir kesimin polis eylemine destek vermesi, polislerin yürüyüşüne alkış tutması da bende "Polis devleti görünümünün halk üzerinde ne kadar etkili olduğu" fikrini sağlamlaştırdı.

Demokrasiden, hukuktan ve insan haklarından çok uzak yetiştirilen ve diğer baskıcı yöntemler altında ezilen insanlarımızla, popülizm batağındaki bir avuç kişi için turnosol kağıdı görevi yaptı.

Her gün jop tehditi altında yaşamak herhalde bu duyguyu tahrik ediyor.

Tabii bu arada çok dikkat çekici bir nokta, polislerin ne kadar zor koşullar altında olduklarının bir anda hatırlanması. Başta siyasetçiler olmak üzere polisten medet uman çeşitli çevreler bir anda polis hamisi kesildi.

Sapla samanın karıştırılması gibi. Polisin az maaş aldığı, doğru dürüst bir evde oturamadığı, çocuğunun okul parasını bile denkleştiremediği anlatılmaya başlandı bir anda.

Ama olayın doruk noktası polisin bu sıkıntılar altında kaldığı için sokakta gösteri yapanlara hınçla vurduğu, karakolda gözaltına alınanları dayaktan geçirdiği itiraflarıydı ki, üstelik bunlar en çok alkış alan bölümler oldu.

Oysa bütün devlet memurlarının hatta emeğiyle geçinen hemen herkesin sıkıntısı aynı. Polisin insanları incitme hakkına sahip olmaları, bu hakka sahip olmayanların hayranlığını kazanıyor olmalı ki, yürüyüş büyük destek aldı.

Öte yandan polislerin tekbir getirerek yürümelerine de kimi çevrelerden alkış geldi. Tekbir getirerek yürümenin ister şeriatçı ister ülkücü slogan olması hiç farketmiyor. Polisin siyasi anlamda taraf olması, bunu kendinde hak görmesi ve uygulamaya koyabilme cesareti gösterebilmesidir önemli olan.

Polis bir tarafın, uygulamacı görevlisi değil, suçlu suçsuz herkesin polisidir.

Polisi emeğiyle ve dürüstçe geçinen herkes gibi doğru yere koymak ve yanlış yapmamak zorundayız.

Tekbir getirilmesine destek
* Atatürk'ün dediği gibi gaflet, dalalet hatta hıyanet içinde olduğunuzun farkında mısınız? Yüzde 99'u müslüman olan ülkede Allah kelimesinin kullanılması çok normal, o kadar da güzel.

* Polisin tekbir getirmesi irtica değil, bir inanç sorunudur. Lakin siz bunu anlayamazsınız.

* 1071 Malazgirt'ten beri bu ülkede tekbir var. Polisler tekbir getirmeyip kilise şarkısı mı söyleselerdi?

* Polislerin tekbir getirerek irticacı olduğunu söylemişsiniz. Açıkçası halt etmişsiniz. O slogan vatan için gerektiğinde malından gerektiğinde canından fedakarlık yapan milliyetçi muhafazakar insanların sloganıdır.

* Bahsi geçen ibare Niyazi Yıldırım Gençosman adlı milliyetçi şairin tanınmış bir şiirinin nakarat mısrasıdır ve sadece ülkücü gençler bu sloganı kullanır.

* Polislerin tekbir getirmesi şeriatçılıktan kaynaklanmıyor. Bu ülkücülerin sloganı. Bu basit gerçeği bilmemezlikten mi geliyorsunuz?

NOT: Bugün bu konuda sadece eleştiri mesajlarına yer verdim. Bunlardan hayli fazla sayıda destek mesajları olduğunu bilmenizi isterim. Türkiye o kadar sahipsiz değil yani.

Aydınların sorumluluğu
Ölüm oruçlarından aydın kesim de hırpalanarak çıktı. Sanatçılar, yazarlar, gazeteciler ölüm oruçlarını bitirmek için çok çaba harcadılar. Bu köşenin yazarı da dahil pekçok gazeteci günlerce ölüm oruçlarının bitirilmesi için fedakarca mücadale etti.

Ancak sonuçta terör örgütü aydınlara karşı galip geldi. Arkadaşlarını bile bile ölüme gönderen terör liderleri, kendilerine destek olan aydınları da boşluğa düşürdü.

Hangi aydın "Her komutan bir kişi kendini yaksın" talimatına arka çıkabilir ya da bırakın arka çıkmayı makul bir gerekçe bulabilir buna.

Can pahasına yapılan protesto eylemi, eylemlerin en saygınıdır. Ama bunu başkasına yaptırmak alçaklıktır.

Eğer bir terör lideri, ilk kibriti kendi üzerine döktüğü benzine çakıp "Ey dostlar ben kendimi yakıyorum, dileyen böyle yapsın" diyebilseydi o kendini yakmanın bir anlamı olabilirdi.

Aydınlar bir demokrasi, bir hukuk mücadelesi vermek istediler. Bu çok doğru. Ama karşılarında bir terör örgütü var. Bu örgüt "her yol mübahtır" anlayışı içinde kendisine uzanan en masum elleri bile kırmaktan çekinmedi. Aydınların bu kanlı olaydan çıkaracakları çok dersler var.

Bazı işadamları CESİAD'da birleşti?

Yeni bir işadamı derneği çıkmış. Adı CESİAD. Pekçok üyesi olmuş. Ortak özellikleri birlikte yaşamaları, devlete karşı en küçük bir eleştiride bile bulunmamaları, hakim ve savcılara çok saygı göstermeleriymiş. CESİAD üyeleri ekonomi ile ilgili kitapların yanısıra hukuk öğrenmeyi, ceza yasasını baştan sona okumayı çok seviyormuş. CESİAD'a üyelik için kişisel başvuru yetmiyormuş, Nuh Mete Yüksel'den de kağıt almak gerekiyormuş. Bakalım yeni dernek ne kadar etkili olacak?

Polis eylemi için gelen mesajlardan seçmeler
* Yazınızı ibret ve hayretle okudum. Hayal kırıklığına uğradım. Günde 12 saat bazen 24 saat canını dişine takarak çalışan, ayyaşı, serserisi, katili ile uğraşan polisimizin aldığı ücret bellidir. Gecekonduda oturmaktadır.

* Siz okullarda okutulan Cin Ali kitapları yazsanız daha iyi. Annenizin, babanızın ve ailenizin bu ülkede rahat rahat dolaşmasını sağlayan, hatta yazdıklarınıza sinirlenip haddini bildirelim diyenlere karşı caydırıcı güç olan polislere haksızlık yapıyorsunuz.

* Polis demokratik ölçüler çerçevesinde haklarını arayan hiçbir vatandaşı coplamaz. Ancak sen ve senin gibi memleketi bölmeye, demirperde ülkelerinin rejimini yaymaya çalışan kişilere karşıdır.

* Siz hiç terkedilmişliği, sahipsizliği yaşadınız mı? Siz hiç emeğinize saygı gösterilmemeyi yaşadınız mı? Siz hiç yıllarca bir ideal için yetiştirilip o ideallerinizin ayaklar altına alındığını ve sizinle alay edildiğini gördünüz mü?

* Polisi Yeniçeri gibi göstermenizi yadırgadım. Bu yaklaşımınız bana demokrat bir insanın değil de totaliter bir anlayışa alkış tutan bir insanın yaklaşımı gibi geldi.

* Yazılarınız baştan aşağı mantıksız ve haksızlık içeriyor. Bu teşkilat eğitimsiz değil. Bu polisin eğitimi millete çok bile, çünkü en kötüsünün bile tahsil derecesi lise ve üstü. Oysa büyük çoğunluğun eğitimi ilkokul düzeyinde.

* Çok sabit fikirli yazarsınız. Polis içinde de elbette çürükler olmakla beraber bizlerin huzuru için canlarını bile feda ediyorlar. Umarım bir gün kaleminiz bağımsızlığını kazanır.

* Polislerin yaptığı yürüşüye yüzde yüz destek veren biri olarak sizi kınıyorum.Bence düşüncelerinizi kendinize saklayın ve insanları provoke etmeyin.

* Peki bu kadar zor koşullarda görev yapan insanların emniyet gibi disiplinli bir teşkilatta haklarını nasıl arayacağını söyler misiniz?

* Allah senin belanı versin. Hıncal Uluç herhalde senden daha az aydın değil. Görüşleri beğenilmese de, herkes tarafından sevilen saygı duyulan birisi, ama bir senin yazdıklarına bak bir de onun. Seni gentel seni.

* Siz hiç topluluk psikolojisi nedir duydunuz mu? Polisin üzerindeki baskıları keşke dile getirseydiniz, daha iyi olurdu.

10 yıldır girilmeyen koğuş
Ölüm orucu bir insanlık dıramına doğru gidiyordu, mutlaka önlenmesi gerekiyordu. Ama devleti yönetenler çeşitli baskılar altında bu kararı çok geç verdiler. Çok geç verdikleri gibi, bir de rezalete neden oldular. Bir cezaevi operasyonunda bu kadar insanın ölmesi yıllarca unutamayacağımız bir ayıptır.

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan "Cezaevlerini tekrar ele geçirmek için bir yıldır hazırlık yapıyorduk" diyor. Çünkü Bayrampaşa'da 10 yıldır girilemeyen koğuş bile varmış. Bu inanılmaz, korkunç bir itiraf. Devleti yönetenler nasıl bir aymazlık içinde olduklarını cezaevi olayını nasıl hafife aldıklarını gösteriyor bu.

Cezaevlerinin artık devletin kontrolünden çıktığı, çetelerin mafyanın ve terör örgütlerinin diledikleri gibi at oynattıkları resmen tescil edildi. Devlet şimdi duruma el koydu; peki ama ne pahasına.

Bu kadar insan ölmeyebilirdi; bu kadar acı yaşanmayabilirdi. Ama hiçbiri yapılamadı. Yapılmadı belki de.

Güvenlik kuvvetleri adına yapılan açıklamada örgüt militanlarının silahla karşılık verdikleri, çatışmaya girdikleri, bazı mahkumların kendini yaktığı, cezaevi duvarlarının kalın olduğu, çatıdan girilince teröristlerin bu durumu farkettiğini anlatıyorlar. Bunların hepsi bahane. Sanki bütün bunlar önceden bilinmiyor muydu? Cezaevi duvarlarının çok zor delinebileceği önceden hesaplanmamış mıydı?

Devlet şimdi bundan sonrasını sıkı tutmak zorunda. Artık cezaevleri terör örgütlerinin eğitim merkezi, çetelerin mafyanın palazlanma alanları olmaktan kurtarılmalı. Bir noktayı da F tipi cezaevleri için belirtmek istiyorum. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk sorunun çözülmesi için F tipi cezaevlerinin açılmasını ileri bir tarihe ertelemişti. Bu süre içinde cezaevi koşullarında düzeltme yapılacaktı.

Terör örgütleri arkadaşlarının canı pahasına eylemi sürdürdüler, sonunda devlet her zaman olduğu gibi kazandı ve F tipi de anında uygulamaya geçti.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır