Hükümet, titreyen parmağı ile düğmeye bastı ve devlet kendine geldi. Terörün egemenliğindeki cezaevleri geri alındı.
Ceza adaletini işletemeyen devletin, başına ne belâlar açtığı dersini artık unutmayalım!
Ölüm oruçlarını başlatıp yönlendiren terör örgütünün başı Ercan Kartal ile operasyon günü öteki cezaevlerindeki yandaşlarına "Her birimden bir kişi kendini yaksın" emrini veren Sadi Özpolat Bayrampaşa'daydı.
Ercan Kartal, Sabancı suikastinin emrini de cezaevindeyken veren adamdı.
Son eylemde olduğu gibi 1996'daki ölüm oruçlarıyla ilgili aracılı uzlaşma görüşmelerini de bu iki kişi yürütmüştü.
Direnişin kırıldığı an Bayrampaşa'da 50 kadar mahkum ve tutuklu kendilerini yakarak intihar girişiminde bulundu.
Adalet Bakanı'nın dediği gibi bu "örgütün kendi taraftarını imha ettirmek suretiyle güçlenme politikasının bir sonucu" idi.
Amaç, dışarda gücü tükenmiş olan örgütün ürkütücü etkinliğini yandaşlarını yok etmek pahasına arttırmaktı.
Ölüm propagandasının dehşeti, haraç toplarken ve bürokrasiye kanunsuz bir iş yaptırırken bunlara çok lâzım çünkü..
En az 50 kişinin kendini yaktığı ve 13'ünün öldüğü cezaevi koğuşundan bu iki örgüt lideri sapasağlam çıktı.
Şimdi ikisi de Edirne F tipi cezaevinin tek kişilik odalarında.. Bundan sonra ölüme tapan tarikatlarına beyin yıkayarak veya korkutarak mürit toplayamayacaklar, suikast ve "yak emri" veremeyecekler.
Dört yıl önceki eylemin önderleri olarak daha önce tecrit edilmiş olsalardı, bu ölüm oruçları da, 20 hayata mal olan bu operasyon da belki olmayacaktı.
Devlet sorumluluğunu taşıyanlar, ceza adaletini işletmek için yeni bir kanlı tecrübeye dileriz meydan vermez!
Adalet Bakanı F tipi üç cezaevinin "zorunluluk" nedeniyle hizmete açıldığı söyledi.
Evet, erteleme nedeninin geçerliliğini kaybettiği doğrudur ama Adalet Bakanlığı, uzlaşma sürecinde "evet" dediği cezaevlerindeki yaşamı sosyalleştirme, yargıç gözetimi ve sivil denetimi getirme taahhütlerinden vazgeçmemelidir.
Aksine bir tutum, iktidarların ancak dayatmadan anladığı yolundaki bozguncu propagandasına destek verir.
1,9 milyon memur, 200 bin sözleşmeli, 600 bin işçi.. Toplam 2,7 milyon kişi..
Aile bazında Türkiye nüfusunun dörtte biri Hazine'den geçiniyor demektir.
Dünyada böyle bir devlet yok.
Çünkü hiç bir ülkede bizdeki kadar üretime inanmayan hesapsız, sorumsuz politikacılar bulunmuyor.
Devleti küçülterek etkinleştireceğini söyleyenlerin şu yaptığına bakın..
Sefalet ücreti ile yandaş kazanıp sosyal adalet sağlayacağını zanneden şaşkınlığın elinde biz zor düze çıkarız!