kapat

18.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Aradaki adam

Bazen ekranlara Boğaz Köprüsü'nün parmaklıklarına tutunmuş naçar adamlar yansır.

Vücutlarının yarısı aşağıdaki karanlık sulara doğru salınmış, kalanı sımsıkı demirlere sarılmıştır.

Hayatla ölüm arasındaki o son durakta birkaç dakika beklerler.

Dertlerini dillendirecek hiçbir mecraları yoktur.

Dernekleri, sendikaları ellerinden alınmıştır; sansasyon yaratmadıkça gazeteye televizyona ulaşamazlar; "psikolojik danışma hizmeti", "sosyal yardım" vs gibi şeylerin adını bile duymamışlardır.

Seslerini duyurmak için tek çareleri vardır:

Kendi canlarını ortaya koymak.

O yüzden hayatla sessizce vedalaşmak yerine, can pahasına son bir pazarlığa girişir, ölümün kıyısında durup cılız bir umutla kalabalığa seslenirler:

"İstediğim yapılmazsa, atlayacağım."

***

Bir süre öncesine kadar köprünün yolcuları bu türden bir olay görünce durur, sorar, dinler, çare ararlardı.

Dikkat ediyorum, bir süredir hadise mahallinde toplanıp merakla izliyor, adamın kararlılığı üzerine bahis oynuyorlar.

Hatta kimileri gamsızca sırıtarak "Atla... Atla..." diye tempo tutuyor.

Bazen, ama nadiren, aralarından birkaç kişi çıkıp adamı intihardan vazgeçirmeye çalışıyor.

"Siyasi görüşün ne?" diye sormuyor, "İntihara kendin mi karar verdin, örgüt mü zorladı?" filan da demiyor, sadece insanca dinliyor; soruna çözüm arıyor.

Bir yandan adamı hayata dönmesi için ikna etmeye, öte yandan arkada "Bırak atlasın" diye alkış tutan pişkin koroya söz geçirmeye gayret ediyor.

Ne zor iş...!

***

Bu tuhaf film, genellikle iki farklı finalle bitiyor.

Ya polis geliyor, adamı derdest edip "Atlayamadı... Yuuhhh" naraları arasında karakola götürüyor ve yine derdini dinlemeden iki tokat patlatıp bir sonraki köprü buluşmasına kadar salıveriyor.

Ya da... adam tezahürata uyuyor ve kendisini hayata bağlayan parmaklarını çözüp ölümün kollarına atlıyor.

Polis, işinin başına dönüyor.

Kalabalık dağılıyor.

"Aradaki adam" ise, ya "Senin yüzünden oldu, karışmasan atlamayacaktı" diye suçlanıyor, ya da "Benim yüzümden oldu, yeterince uğraşıp ikna edemedim" diye kendini suçluyor.

***

Bugün ölüm oruçlarının 60. günü...

Eski tecrübeler bu eylemde ilk ölümün 63. günde başladığını gösteriyor.

Cellat, "son 3 gün"ü sayıyor.

Etrafa bakıyorum, "Atla... atla..." diye bağıran koro ne kadar kalabalıklaşmış.

Ve "aradaki adam"lar ne kadar yalnız...

Hem içeride ölümün çözüm getireceğine inananları vazgeçirmek, hem dışarıda "Bırakalım gebersinler"cilere laf anlatmak ne zor iş...

"Örgüt zorluyor" diyenlere, "Öyle olsa bile bu, onları ölüme terk etmeyi meşrulaştırır mı?" diye sormak, "Vebali, onları zorlayanların sırtına" diyenlerin yakasına yapışıp "O çocukların da, cezaevlerinin de bugünkü hali sizin yüzyıllık ihmalinizin eseri" diye sarsmak ne zor...

"Durun yapmayın, cana kıymayın" çığlıkları, içeride ve dışarıda çalınan ölüm tamtamları arasında boğulurken "Onların ölümü hepimizi sakatlar" diye haykırmak ne anlamsız...

İçeridekiler "Vazgeçmezseniz öleceğiz" diye direnirken; dışarıdakiler onları bir an önce gömmek için mezar kazarken, "aradaki adam", içeriyi dışarıya, dışarıyı içeriye anlatamamış, bir çözüm bulamamış olmanın suçluluğunu, ezikliğini yaşıyor çaresizce gün sayarken...

"Oğlumun ölümüne 3 gün kaldı, bir şeyler yapın" diye yalvaran anne karşısında yüreği dağlanıyor.

Kalabalık umursamıyor.

***

"Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var":

"Aradaki adam", ölüme karşı hayatı savunmak adına, yapayalnız da kalsa, gereğinde örgüte karşı, devlete karşı rüzgara karşı yürümelidir.

Bunun için "aydın" filan olmak da gerekmez;

...insan olmak yeter...!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır