İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri "Kendi olanaklarımızla çözemediğimiz sorunlarımızı, sizin aracılığıınızla çözmeye çalışıyoruz" dedikten sonra adeta çığlık atıyorlar ve "Bizimle kim ilgilenecek?..." diyorlar. Şikayetleri şöyle;
"2000 yılında ÖSS sınavının sonucunda farkında olmadan bu pis düzenin içine düştük. İstanbul dışından geldiğimiz için ilk kayıt sırasında yazılabileceğim en ucuz yurda 500 Dolar depozito ücreti, aylık 80 milyon TL ödeyerek kaydoldum. Yırtlarımız bina olarak belki gerçekten çok güzel ama ilk geldiğimiz zamanlar 1 ay sıcak suyumuz olmadan, kaloriferlerimiz yanmadan geçirdik. Yurdumuzda yemek çıkmıyor. Elimiz mahkum okul kantininden karnımızı doyurmak zorunda kalıyoruz. Bu da öğrenci bütçesini bir hayli zorluyor.
Binalarımız vakıf aracılığıyla yardımsever insanlar tarafından yaptırılmış ve yine aynı vakfa (İTÜ Geliştirme Vakfı) işletmesi verilmiş. Bu sene başında depozitolarımız Türk Lirasına çevrilmiş ve bir değeri kalmamıştır. 2000-2001 öğretim yılında en ucuz erkek yurdu 75 milyon ve en ucuz kız yordu 95 milyondur. Kampüsümüzde aylık ücreti 150 milyon olan yurtlarda bulunmaktadır. Anlatabiliyor muyuz, asgari ücretin yaklaşık 90 milyon olduğu bir ülkede ve bir devlet üniversitesinde!!..."
Gençlerin sözleri bitti ama benimki bitmedi... Yukarıdaki yazıdan anlaşıldığına göre, Anadolu'nun herhangi bir yerinde çalışan, asgari ücretli bir vatandaş veya normal standartlarda 250-300 milyon TL geliri olan bir ailenin çocuğu, varsayın ki, İstanbul'da bir üniversiteyi kazandı. Nasıl gelecek, nasıl okuyacak?... Okumasına imkan yok.. Demek ki, düşük gelirli ailelerin çocuklarına okumak haram edilmiş durumda... Zaten istedikleri yere girme hakları yok, biz onları zoraki yönlendirme yaparak, hiç akıllarına gelmeyecek üniversitelerde okutuyoruz, üstüne üstlük böyle sıkıntılara da sokuyoruz.
Bunları ben yapmıyorum herhalde, yapanlar düşünsün... Ama onların tuzu kuru, umurlarında bile değil... Sadece ortalık karıştığı zaman, "Acaba düğmeye kim bastı?..." diyorlar. Doğrusu komik bir soru... Bunu bilmeyecek ne var... Vatandaş bastı, vatandaş... Yöneticilerimizin onları bu hale getirdiği vatandaş, zaman zaman düğmeye basıyor ve uyarıyor. Ama anlayan var mı?.. Bütün bunları unutturmak için de, ikide bir gündem değişikliği yaratmak moda haline getirildi.