kapat

18.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SEDAT SERTOĞLU(ssertoglu@sabah.com.tr )


Bunun adı vesayet altında dış politika..

Bu cümle bize ait değil.. Dışişleri Bakanlığı'ndan bizi telefonla arayan, çok deneyimli bir dostumuza ait.. Devamı da var.. Şöyle:

"Ve vesayet altında dış politika da, ancak bu kadar yapılabilir..."

Ağır değil mi? Ağır ama gerçek.. Dışişleri'nden aylardır bu konuda şikayetler geliyor bize.. "Ama olmaz ki.. Böyle karar alınmaz ki.. Başımız derde girecek" diyerek bize şikayetlerini ileten o kadar çok sağduyulu, ileriyi görebilen, ona göre senaryolar üreten diplomatımız var ki..

Gelelim bugünkü yazımıza.. Vesayet ile bağlantılı bir yazı olacak bu.. Çünkü manzara bu..

Aralarında bizim de bulunduğumuz bir gurup gazeteci., dün, İstinye'deki Dışişleri Bakanlığı binasında, bakan İsmail Cem ve bürokratları ile 2 saat 35 dakika süren, son derece açık ve samimi ve de ancak bazı bölümleri yazılmamak kaydı ile geçen, önemli bir sohbet toplantısı yaptık..

İzlenimlerimizi aktaralım:
1. Avrupa Savunma ve Güvenlik Kimliği (AGSK) konusunda, anladığımız kadarı, AB ile planlama konusunda girdiğimiz kavgada, bazı mesafeler aldık.. Yani bizim tutumuza biraz yaklaşmış durumda AB üyeleri.. Ancak, bizim istediğimizin tümünü kabul etmeleri beklenmiyor.. Çünkü bizim istediğimiz, AB üyesi olmadan, AB üyesi olmaya benziyor.. Bunu da kabul etmeleri mümkün değil.. Bu nedenle, 6 ay sonra bu konuda yapılacak toplantıda, bu konuya son noktanın konulması bekleniyor. Çünkü sonuçta, bizim direnmemiz kopma noktasına kadar giderse, o zaman AB'nin, görünüşte İngiltere dışında, NATO'dan kopup ayrı bir savunma mekanizması hazırlama olasılığı var ki, bu da, şu anda bize destek vermekte olan ABD'nin "end game" denebilecek son tahlilinde, hiç işine gelmeyecek bir husus.. Ama biz, alabileceğimiz azamisini alacağa, sonra da işi bağlayacağa benziyoruz.. Yani AB içindeki bu yeni oluşumun tam anlamı ile içinde olmayacağız, ama NATO içinde olacağız.. Bunun için de, AB'nin Mayıs toplantısına kadar, Ankara'nın önüne getireceği yeni düzenleme ve öneriler bekleniyor.. Bu arada, insan ister istemez, AB içindeki mekanizmaya katılmanın ne derece önemli olduğu konusunda kuşkuya da düşmüyor değil.. Bu da ayrı bir yazı konusu.. Gerçekten şart mı, değil mi? Attığımız taş, ürküttüğümüz kurbağaya değecek mi?

2. Kıbrıs'ta ise durum çok kötü.. Dışişleri'nin eli hiç rahat değil.. Çünkü, oyunu kendi kurallarına göre yazıp, oynamıyor.. MGK'nın bir tür vesayeti altına girmiş gibiler.. Denktaş'ın New York'u terkederek, apar topar Ankara'ya gelip MGK'da yağıp esip gürlemesine neden olan itiraz noktaları, bize geçerli gelmedi.. Kıbrıs konusunda çözümsüzlük yanlıları, tabii başta Denktaş, şimdilik mevzi kazanmış gibi bir görüntü geldi önümüze.. Bunun yanında, bizim Dışişleri, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün orta ve uzun vadede, Türkiye'nin başına büyük dertler açacağının da farkında.. Ama dedik ya; elleri kolları bağlanmış durumda.. Aslanlar gibi çıkıp MGK'da oluşturulan politikayı savunurlarken, bizi hiçbir biçimde ikna edemediler.. İtiraz gerekçeleri kabul edilemez, sudan sebeplerdi.. Nitekim, gazeteci arkadaşlarımızdan biri şöyle dedi: "Bu masanın etrafındaki konuşmaları dinledikten sonra, karar verdim ki, sizin Kıbrıs politikanız batmış durumda.." Biz, Genelkurmay'ın dış politika üzerindeki baskı ve etkisini sorduk.. Bu soruyu, Genelkurmay'a sormamız istendi.. Dışişleri hem Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün, Türkiye'nin başını uluslararası ve ikili ilişkilerde nasıl ve çok ciddi biçimde derde sokacağını görüyor, öte yandan, bunu engellemek için hiçbir şey yapamıyor.. Adeta, vesayeti kabullenmiş gibiler.. Bu son derece garip, garip olduğu kadar acıklı bir ikilem..

3. AB ile ilişkilerde süreç devam ediyor.. Üç ay içinde, Türkiye'nin kendi yol haritasını hazırlayabileceği kanaatindeler.. Ancak burada açık olmayan bir husus var.. O da, bizim hazırlayacağımız yol haritasının, yapacağımız ev ödevimizin, onların bize verdiği Katılım Ortaklığı Belgesi ile ne oranda örtüşeceği.. Bu noktada da ciddi sıkıntılar var gibi.. AB'yi bir briç kulübü olarak kabul ederseniz, orada oyun ancak, briç kurallarına uygun olarak yapılır. Briç kurallarını, pişti kuralları ile değiştiremezsiniz.. Ama sanki, bizde bazı güç odakları, AB üyeliğini sureti haktan istiyor gibi görünüyor.. Kapalı kapılar arkasında ise, başka şeyler söylüyorlar.. İzlenimimiz açıkça bu.. Bu konuda bir başka nokta da, AB ile tam ortaklık müzakerelerine ne zaman başlayabileceğimiz konusu.. Onlara göre, 2001 yılı sonu, 2002 ortasına kadar başlayamazsak, ondan sonraki 2 yıl içinde başlamamız beklenmemeli.. Bu mesaj bizimkilere açık açık verilmiş.. Peki başlamak için ne yapmak lazım? Ev ödevini 2001 yılı içinde adam gibi hazırlayıp, AB'nin önüne koymak, sonra da, "Hadi bakalım gel masaya" demek..

İki buçuk saatin özeti işte böyle.. Zaman zaman bu sohbetlere devam edeceğiz..

Not: Süleyman Demirel'den bir açıklama aldık.. Mitchell meselesi ile ilgili.. Onu da çarşamba günü yayınlayabileceğiz ancak.. Çünkü bugün yerimiz kalmadı..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır