
Dün, bugün, yarın
Bugünkü manşetimiz, siyaset dünyamızın önemli bir hastalık nedenini açığa vuran ibretli bir ifşaatı konu alıyor.
Haber, 1970 yılında Ankara Tıp Fakültesi'nde terör cinayetine kurban giden Dr. Necdet Güçlü'nün öldürülmesi olayı üstündeki 30 yıllık sırları açığa vuruyor.
İfşaat, bugün ANAP Ankara İl Başkanı olan MTA eski Genel Müdürü Cengiz Atak'a ait..
Atak, ölümle biten o kavgaya karışmak suçundan yargılanıp 1 yıl hapse hüküm giymişti.
Olayın öteki aktörleri kimlerdi ve bugün ne yapıyorlar?.
Osman Durmuş: MHP'li Sağlık Bakanı.. Olay yerindeydi ve silâhlıydı..
Ramazan Mirzaoğlu: MHP'li Devlet Bakanı.. Olay yerinde değildi fakat baskının planlandığı Türk Ocağı'nda bulunuyordu..
Sadi Somuncuoğlu: MHP Milletvekili, eski Devlet Bakanı.. Baskın onun aracı ile yapıldı ve planlayıcılar arasında gösterildi..
Ali Güngör: MHP milletvikili.. 2 yıla hüküm giydi, Yargıtay cezasını 12 yıla çıkardı..
İbrahim Doğan: Meclis doktoru.. Cinayetten yargılandı ve 12 yıl hapis yedi..
Beyhan Aslan: ANAP Milletvekili ve Grup Başkanvekili.. Ayağından vuruldu, olaylar bunun üzerine patlak verdi..
Türkiye'nin iki yüzü
İfşaatın sahibi Cengiz Atak, Dr. Güçlü'yü öldüren kişinin, bu insanlardan biri olmadığını söylüyor. Ya kim?. Onu tarif ediyor:
"İstanbul'da yaşıyor. Türkeş'in ölümünden sonra yapılan kongrede silâh sıkıp kongrenin ertelenmesine kim sebep olduysa Dr. Necdet Güçlü'yü öldüren de odur!"
Bugün hukuki bir geçerliliği kalmış olmasa da, olayın aydınlığa çıkması, demokratik toplumun geleceğini kurarken yararlanabileceği önemli bilgilerdir.
Halk TV'lerde iki tür insan görüyor:
Birincisi TRT'nin meclis kanalı.. Entrikalar arenasında itişip kakışan, hakaret ve galiz küfürlerle birbirine saldıran adamlar..
Bunlar, 20'nci yüzyılı israf eden kısır çatışmalar döneminin bakiyesi zihniyettir ve Türkiye'nin geçmişe dönük yüzüdür..
Bir de haber kanallarında üretim, istihdam, ekonomik büyüme üzerine konuşan, okumuş, dil bilen, dünyayı izleyen genç insanlar..
Bunlar da ülkenin ve toplumun geleceğe dönük yüzüdür.
Kendiliğinden olmaz
İlk grubun, eskiye dönük hınçları, korkuları, güvensizlikleri Türkiye'yi uluslararası rekabette sürekli geriletiyor..
İkinci grubun yeni fikirleri, birikime dayalı iddiaları var ama siyaset onlara yer açmadığı için ülke bu dinamikten yararlanamıyor.
Yenilenler ve kirlenenler gitseydi, bugün Türkiye, af, ölüm oruçları ve göz göre göre gelen öteki ekonomik, sosyal ve siyasal krizlerin pençesine düşmezdi.
Çünkü millet, seçenek yokluğunda yağmurdan kaçarken doluya yakalanmazdı.
Sivil toplum, siyasette zihniyet değişimi mecburiyetinin yolunu tıkayan tutucu lordların egemenliğine son verecek yaratıcılığı ne yapıp edip bulmalıdır.
Artık apaçık ortada:
Kendilerini var eden Partiler ve Seçim kanunları düzenini bunlar, mecbur edilmedikçe değiştirmeyeceklerdir!