|
|
Ölümü de hesaba kattım
ABD'de geçirdiği by-pass ameliyatı sonrasında kendini öbür tarafla bu taraf arasında uzanan bir köprüde bulduğunu söyleyen Orhan Gencebay, bu tarafa yürürken neler hissettiğini anlattı: Bütün kapılar kapalıydı ve çok soğuktu...
Çırağan Oteli'nin Boğaz manzaralı odalarından birine giriyorum... Orhan Gencebay, bembeyaz çarşafların içinde yatıyor. Doğrulmaya çalışıyor. "Rahatsız olmayın" diyorum. Yataktan kalkmak istemesinin nedenini sonradan anlıyorum. Odada Sevim Emre ve aile dostlarıyla birlikte 5 kadınız. Gencebay espri yapıyor ve "Sevim'in dışında ilk kez beni yatakta, bu halde gören kadınlar sizlersiniz" diyor.
Yıllardır var olan "Orhan Baba-Arabeskin kralı" imajı gözümde canlanıyor. Acaba kralın pijamalı halinden mi rahatsız oluyor diye düşünüyorum ve soruyorum.
* Şaka bir yana, biz sizi ceketsiz, kravatsız görmezdik... Şimdi böyle yatağa çakılıp kalmak sizi rahatsız ediyor mu?
Bu da hayatın bir parçası. Şükür halimize. Allah beterinden saklasın diyorum. Şu anda gayet iyi şartlar içinde konuşuyoruz sizinle. Bunun daha zorunu yaşadık. Akciğer zarının dışında biriken sıvı ciğere basınç yapıyordu ve nefes alamıyordum. O zaman astımlı olanların böyle yaşadıklarını düşündüm ve onları daha iyi anladım.
* Siz bir felsefe adamısınız. Kuşkusuz bu hastalıktan da kendi payınıza bir şeyler çıkarmışsınızdır?
Hayatta her şey insanlar için. Önemli olan karşılaşılan bu tür olaylarda kötüyü yaşamamak. Örneğin her şoför trafik kazası yapar. Önemli olan o kazayı hafif atlatmaktır. Doğduk, yaşıyoruz ve öleceğiz. Önemli olan bu mesafeyi güzel ve mutlu yaşamak. Bu mesafeyi kısaltmanın anlamı da yok. Ama insanlar bunu kendi elleriyle kısaltıyorlar. Zaten hedefe varacağız. Bunun için diyorum ki, kendine bak, kendine sahip çık. Kendine hayrın olursa, başkasına da hayrın olur. Çünkü bu beden kendimize ait değil. Bu hayat benim ve kendi bildiğim gibi yaşarım demek çok kolay.
* Korktunuz mu?
Hayır, korkmadım. Erken yaşta bu dünyadan göç etmeyi kimse istemez. Ben de istemedim. Ama alnınıza yazılıysa, teslim olmak gerekecektir.
* Ölümü düşündünüz mü?
Onu da tadabileceğimin hesabını yaptım. Ona da hazırlıklıydım. Ölümün ne olduğunu bilmiyoruz ki. Ben şöyle düşündüm; ölüm de başımıza gelebilir. Allah'ın emridir.
* Ameliyata girmeden önce yanınızda bulunanlar için bir not yazıp, defterinizin arasına bırakmışsınız?
Evet bir not yazdım. Ben ameliyattayken bulmuşlar, okumuşlar.
* Bu vasiyet gibi bir şey miydi?
"Hepinizi çok seviyorum. Hakkınızı helal edin. Tekrar görüşmek ümidiyle" notunu yazmıştım.
UZAYDAN DÜŞMÜŞ GİBİ
* Kendinize geldiğinizde neler hissettiniz?
Konuşamadım çünkü ağzımda bir şeyler vardı. O anda erken ayıldığımı düşündüm. Yanımda kimse yoktu. 'Demek ki benim bu kadar çabuk kendime geleceğimi düşünmediler, onun için yalnızım' dedim. Son bir yarım saatlik bir süre var ki, öbür tarafla bu taraf arasındaki bir mesafeydi sanki. Kendimi o anda uzaydan, her tarafı buz tutmuş bir meydana düşmüş gibi hissettim. Üzerimde bir ameliyat entarisi, ağzımda tüp, elimde iğneler... Bütün kapılar kapalı. Muazzam bir soğuk. Her tarafta sis var. Çıkabileceğim bir kapı arıyorum. Biraz telaşla arıyorum. Sonra bir kapı açıldı ve Cassandra isimli hemşire geldi. Sarışın, yeşil gözlü, çok güzel bir hanım. Şevkatiyle, insanlığıyla, ilgisiyle sanki beni içeri çekti. Yarım saat içinde böyle bir film gördüm. Onun sayesinde kapıdan içeri girdim ve dünyaya döndüm.
* Cassandra sizin meleğiniz miydi?
Evet. Bir insanın şevkatinin ve dikkatinin zirvesini gördüm onda.
* Ne yaptı? Elinizi mi tuttu?
Tabii tabii, elimi tuttu. Herhalde onlar yoğun bakımdaki insanların ruh hallerini iyi biliyorlar. Onun ilgisi, o geçiş süresinde büyüktü. Çok sıcacık, çok yüce bir duyguydu. O bir melekti. Öbür taraf ile bu taraf arasında bana son derece yardımcı oldu. Bazı şeyler kolay kolay anlatılamıyor. İnsandan melek olur mu? Bence olur. İnsanların bir yönü bence melektir.
* Oğullarınızla konuştunuz mu?
Her zaman konuşurum onlarla... Bestelerimde de mesajlar vardır. Sevgi, saygı, hoşgörü temel prensip olmak üzere hepsi vardır. Bu dünya hiçbirimizin değil. Hepimizin bir görevi var. Bunu saygıyla, sevgiyle yapalım. Zamanı gelince de mutlu bir şekilde göçelim buralardan. Bir bestemde bahsettiğim gibi; Bana kaderimin bir oyunu mu bu, aldı sevdiğimi verdi zulümü, dünyaya doymadan göçüp gideceğim. Aslında yaşamanın kanunu bu. Kimse doyup da göçüp gidemiyor.
O benim bebeğim gibi
* Orhan Bey, Sevim hanım Hep sizin yanınızda ve her zaman çok güçlü bir kadın imajı çiziyor. Güçlü mü gerçekten?
Evet, o çok güçlü bir kadın. Ameliyatım ve sonrasında müthiş tahammüllüydü. Büyük bir özveride bulundu. Her şeye rağmen yenilenen bir gücü var. Bu hayat içinde ben bu kadar yorulduysam o da yorulmuştur. Ben by-pass olana kadar yoruldum. Demek ki o da en az bu kadar yorulmuştur.
* Sevim Hanım. Orhan Bey'e bakarken gözleriniz ışıldıyor. Heyecanınız, aşkınız hiç bitmedi mi?
Çok seviyorum. Bizim heyecanımız hiç bitmedi. O da beni çok seviyor. Hayat çok kısa. Bu kısa sürede sevgiyi bulduğunuzda ona sarılmanız lazım. Şöyle bir düşünürsek, daha birlikte ne kadar yaz göreceğiz, ne kadar bahar? O benim kocam, arkadaşım, sevgilim... Şimdi onu bebek gibi görüyorum. Sanki o yeni doğdu.
* 7 saatlik ameliyat sürecince siz neler yaşadınız?
O ameliyata gittikten sonra ben bir et yığını haline geldim. O an canım onun canındaydı, yanındaydı. Benim için Orhan'dan daha zordu. Çünkü bayılacaktı ve bir şey hatırlamayacaktı. O çok neşeliydi, güçlüydü. Ben o ana kadar onun moralini bozmamak için kendimi sıktım. Ama o gittikten sonra gerçekten canım yoktu. Bir koltuğa çöktüm ve 7 saat yerimden kıpırdamadım. O yedi saat süresince hayat yoktu, hiçbir şey yoktu. Sadece dua ettim.
Şengül BALIKSIRTI
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|