kapat

16.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
NEBİLÖZGENTÜRK(nebilo@sabah.com.tr )


Vaka üstüne vaka!

Elde silah, tekbir getirerek ve "yaydan çıkan ok" misali.. Dakika dakika, saat saat.. Nüfusu milyonları bulan bir ülkeye "korku dolu anlar yaşatan" bir devlet teşkilatı ilk defa görüldü..

Ama Osmanlı tarihinde görülmüştü!

Şaşırdık, üzüldük, merak ettik, korktuk, şok olduk, isyan ettik.. İşte, geçen haftanın özeti..

"Ölüm orucu" da gördük, "tokluk orucu" da..

Başkaldıran öğrenci de gördük, polis de..

Şaşkın şaşkın parasını nereye yatıracağını bilemeyen "repocu" da tanıdık, parasızlığına isyan eden memur da.. İnsanlıktan çıkmış "İnsan Hakları Komisyonu Üyesi milletvekili de tanıdık, ölüm orucunu "insanca" çözmeye çalışan milletvekili de.. Tabii ki "canlı telefon bağlantısı"yla hayvanca kin kusan bir "Partili" de..

Meclis'in kürsüsünden ("memleketin meseleleri" ile hiç ilgisi yokken) bir başbakana "hasta" diyen "hasta kafalı" bir vekil de izledik, gelip geçen onca soruna bir kuyumcu titizliğiyle çözüm aramaya çalışan bir Meclis üyesi de..

Ama her şey bir yana..

Cumhuriyet tarihi boyunca, devleti temsil eden bir "teşkilat" ta ipler ilk defa böylesine koptu, yaylar ilk defa bu kadar gerildi, memur, amire ilk defa bu denli kafa tuttu, ve belki de ilk defa bir "izinsiz gösteri"ye (izinsiz gösterileri dağıtmakla görevlilerce) izin verildi...

Evet,Cumhuriyet tarihi boyunca..

Elde silah, tekbir getirerek ve "yaydan çıkan ok" misali..

Dakika dakika, saat saat..

Nüfusu milyonları bulan bir ülkeye "korku dolu anlar yaşatan" bir devlet teşkilatı ilk defa görüldü..

Ama Osmanlı tarihinde görülmüştü!

Aynıyla vaki olmasa da benzer yanları vardı..

Aradan yüzyıllar geçse de "hayatın kimi ayrıntılarında tekrarlar olduğu bir kez daha anlaşılmıştı!

İlk benzetmeyi Can Ataklı yaptı..

"Yeniçeri İsyanı" dedi..

Ayrıntısına inmese de, çevik kuvvet polisinin büyük kentlerdeki "koşusu"nu, Osmanlı Yeniçerisi'nin "Bab-ı Ali"ye dayanmasına benzetti..

Sahi, yıllar süren okul hayatlarımız boyunca şöyle bir ucundan ve "resmen"anlatılan Yeniçeri isyanları neydi? Var mısınız, bilgi tazelemeye?

Var mısınız "Vakai Hayriye" ve "Vakai Vakvakıye"de ne olup bittiğine?

Ama tekrar ediyorum, aşağıda anlatacağım olayları "polis isyanları"na tıpatıp benzettiğimi sakın düşünmeyin, sadece bi vesile tarihe bir ayna tutayım dedim..

VAKAİ HAYRİYE
Efenim, "Hayırlı Olay" anlamına gelen Vakai Hayriye'yi Osmanlı kaynakları şöyle özetler..

Osmanlı devletinin kazandığı askeri zaferlerde önemli rol oynayan Yeniçeri Ocağı, duraklama ve gerileme dönemlerinde cepheden kaçıp ordunun yenilmesine yol açacak, yenilikçilerin kellelerini isteyip tüm gerici hareketlere önayak olacak, saray ve hükümet ile ve esnaf ve halktan karşılanamayacak taleplerde bulunacaktı..

Devlet-i Ali için yıllar geçtikçe sorun olmaya başlayan Yeniçeri ocakları yerine her defasında alternatif bir birlik tasarlanacak, ancak "tasarımlar" "ocak korkusu"ndan hayata geçirilemeyecekti.. Hatta Üçüncü Selim döneminde kurulan Nizamıcedit, padişahın başını yemekle sonuçlanacak, bir süre sonra Alemdar Mustafa Paşa'nın kurduğu Sekbanı Cedit ise kendi felaketine neden olacaktı..

Ve İkinci Mahmut..

Evet, Padişah İkinci Mahmut, yeryüzü tarihinin en sabırlı ve inanılmaz oparasyonunu gerçekleştirecekti bir süre sonra..

Devletin esenliği için Ocağın ortadan kaldırılmasını isteyen Sultan, bu operasyon için en uygun zemin ve zamanı kollayacaktı..

Ocağın azılı zorbaları ve elebaşıları zaten bir süre önce ya yok edilmiş ya da sürgüne gönderilmişti..

25 Mayıs 1826'da, Kadızade Mehmet Tahir Efendi'nin konağında devlet erkanı bir toplantı yaptı..

"Meclisi Has" adı verilen bu "çok gizli heyet", batı biçiminde eğitim görmek istemeyen ve gerici olarak nitelendirilen Yeniçeri Ocağı'na karşı "Eşkinci" adı altında bir talimli asker ocağı kurulmasına karar verdi.

Ancak, Ocağın öfkelenmesinden kaçınıldığı için yeni kurulan birliklere yeniçerilerin bir kısmı da alındı.. Talimler başladı...

Dört gün sonra Mısırlı bir eğitim görevlisinin, aralarından bir eri tokatlamasına sinirlenen yeniçeriler, geceleyin Sadrazam'ın harem dairesiyle, hazine odasını basıp terör estirdiler.. Hatta, son Yeniçeri Ağası Celalattin Ağa'yı öldürmek için aradılarsa da bulamadılar ve ertesi günse kazanlarını çıkartarak ayaklandılar.. (Et Meydanı'nda)

Devlet erkanı bu durum karşısında bir kez daha toplandı.. Ekipler kuruldu, Saray'a ve halka bağlı birlikler alarma geçirildi..

Topkapı Sarayı'na geçen padişah, tüm İstanbul halkının savaşıma katılmasını istedi..

Çağrıya katılım büyük oldu.. At Meydanı'ndan Et Meydanı'na "yeniçerileri yok etme harekatı" başlatıldı..

Yeniçeri kışlaları çember altına alındı, şiddetli bir saldırı sonucu içerdeki yeniçerilerin büyük çoğunluğu kılıçtan geçirildi, kışla ateşe verildi, kaçmaya çalışanlar yakalanıp idam edildi..

Temizlik ertesi gün de devam etti..

Sadece İstanbul'da, üç dört gün içinde 10 bine yakın yeniçeri öldürüldü..

Taşra kasaba ve kentlerinde de bir iki hafta içinde 20 bin yeniçeri ortadan kaldırıldı,..

Ve kuruluşundan 465 yıl sonra, bir İmparatorluğun en büyük silahlı gücü olan Yeniçeri Ocağı bir fermanla sona erdirildi..

Tüm bu operasyonlara da "Hayırlı Olay" adı verildi!

Evet..

Bir de Vakai Vakvakiye vardı ki tüyler ürpertici!.

Vakai Vakvakiye, Vakai Hayriye'den 150 yıl önce yaşanmıştı..

Kaynaklar, sonun başlangıcı olarak değerlendireceklerdi bu olayı..

VAKAİ VAKVAKİYE
Yeniçerilerin, 1656 yılında parasal bunalım yüzünden başlattıkları bir ayaklanmaydı Vakai Vakvakiye..

Binlerce yeniçeri, kadınlar saltanatının devlet yönetimine egemen olmasını, harem ağalarıyla saray görevlilerinin savurganlıklarını ve ulufelerin(maaşların) düşüklüğünü iddia ederek Saray'a karşı bir harekat başlatır..

Ve sipahilerle işbirliği yaparak bir isim listesi hazırlarlar..

Bu 30 kişilik listede, devletin tüm gelirini yutarak servet yapan saray ağalarıyla, hükümet yetkilileri vardır.. Amaçları bu kişilerin kellelerinin koparılması ya da azilleridir..

Hükümet, isyanı yatıştırmak için istenen bazı azilleri yerine getirir..

Ama isyancılar yatışmaz, listedekileri birer ikişer ele geçirip öldürürler..

Cesetler, Sultanahmet'teki bir ağaca başaşağı asılarak teşhir edilir..

Bu arada padişah Dördüncü Mehmet tüm istekleri kabul etmek zorunda kalmıştır...

Bu beş günlük ayaklanma süresince İstanbul'da tüm dükkanlar kapalı kalır, hayat durur..

Ve sonunda yeniçeri ve sipahiler bir zafer elde etmenin rahatlığıyla(!) bir ikindi vakti, meydanı boşaltıp dağılırlar.. Kışlalarına çekilirler yani!

(Bu arada neden "vakvakiye" denmiştir.. Çünkü, Sultanahmet Meydanı'nda cesetlerin asıldığı ağacın meyveleri birbirine değdikçe "vak vak" diye ses çıkarırmış da ondan!..)

***

Evet, okurken bile yoruldunuz ve tüyleriniz diken diken oldu değil mi?

Ne yapalım bizden sadece hatırlatmasıydı, iyi ki tarih var, iyi ki kaynaklar var..

Doğrusu ben de yeni öğrendim, meyvesi birbirine değdikçe "vak vak" diye ses veren ağaçlar olduğunu!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır