|
|
İPEK CEM(ipek.cem@sabah.com.tr
)
|
  
Çileli yılsonu
Son birkaç aylık dönem ülkemiz açısından oldukça çileli geçti. Bu karamsarlık tablosunun kaynağı sistemdeki kronik sorunların çözümlenememesi. Dolayısıyla kısa zamanda mucizeler yaratılabileceğini zannedenlerin hevesleri kursağında kalacak. Ülkemiz ne adalet konusunu ne de ekonomik sıkıntılarını birkaç hamleyle bertaraf edecek konumda değil.
Bu değerlendirme bizi şaşırtmamalı. Çünkü zaten bu tür derin konuların birkaç beyanatla rota değiştirmesi beklenemez. Sorunlar çok çeşitli. Çözümleri elbette var. Ancak bizim millet olarak alışık olmadığımız ve fazla da hoşlanmadığımız bazı yöntemleri gerektiriyor: Planlı, programlı olmak. Uzun dönemli düşünmek. Şahsi ve parti çıkarlarına, dogmalara göre siyaset yapmamak. Devletin ekonomideki rolünü küçültmekten ve dolayısıyla gerçek rantı azaltmaktan korkmamak... İşte bu dönemeçte bizden bunlar beklenmekte.
Adalet ama nasıl?
Türkiye'de son yılların en düşündürücü cezaevi olayları başgöstermekte. Güvenliğimizden sorumlu polis memurları meydanlarda yeniçeri isyanlarını andıran eylemler yapmakta. Af yasası tasarısı kamuoyunda kanayan yaraya dönüşmüş. Ölüm oruçları, tüm bu karmaşaya tuz biber ekmiş. Ancak 'hukuk devleti' misyonunu sıkça zikreden liderlerimizden 'tık' yok. Kuru kuru veto etmekten veya eleştirmekten bahsetmiyorum. Dile getirdiğim, kamuoyunu ve hükümet politikasını yönlendiren çözüm üretici bakış açılarının eksikliği. Affın politik malzeme haline getirildiği bir ülkede, birçok dengenin tepetaklak olması sürpriz değil.
Adalet afla değil hukuk reformuyla, eğitimle sağlanabilir. Cezaevlerinin ıslah edilmesiyle geliştirilebilir. Af olgusunun kabul görmesi, aynen geriye dönük vergi uygulaması gibi, kuralları belli bir oyun bittikten sonra, kuralların haksızca değiştirilmesinden başka birşey değildir. Keşke her mazluma yardım edebilecek durumda olsaydık. Ancak bunun yolu, bitişten sonra haksızlık yapmak değil, yeni başlayanları doğru kurallarla oynatmaktır.
Tünelin sonunu görebilmek
Herşeye rağmen Türkiye konusunda umutsuz değilim. Hiçbir zaman da olmadım. Ancak umutsuz olduğum birşey var ki, onun da telafisi çok zor: Devletin bazı uzmanlık gereken kademelerindeki bilgi ve birikim eksikliği gerçekten şaşırtıcı düzeyde. Bu eksiklik TÜSİAD'ın Ankara'da yapılan Yüksek İstişare Kurulu toplantısında da dile getirildi. Özel sektörü rantçılıkla suçlayan devlet, kendi içindeki çürükleri ne zaman temizleyecek? Üstelik yine kendi kredi riskinin yol açtığı yüksek faizlerin sorumlusu vatandaş olabilir mi? Bu konuda özel sektörü suçlamak da yersiz. Hazine bonosunun sağladığı gelire rakip olacak hangi yatırım projesi vardı da özel sektör bunu algılayamadı?
TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu'nun ifadesiyle yalnızca enerji haklarının devrinde birbuçuk yıllık gecikme yaşanmasından dolayı ülkemiz 2.5 milyar dolar kaybetti. Buna bankacılık sektöründeki kriz ile giderek değeri düşen özelleştir-eme-me kalemleri eklenirse, tablo gerçekten düşündürücü. Hele hele kendi sebep olmadığımız bu gelişmeler sonucunda ek vergilerle karşılaşmamız adaletsizliğin ta kendisi.
Tünelin sonunu görebilmek ve aydınlığa kavuşmak için öncelikle bu yanılgılar silsilesinden kurtulabilmemiz gerekiyor. Gerçekleri, sebep-sonuç ilişkilerini, sorunları yaratan ve tırmandıran süreçleri doğru analiz edebilmemiz lâzım. Enerjimizi buna yönlendirelim, kavgaya ve kargaşaya değil.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|