


"Viva la muerte" Ölümü yüceltme yanlışlığı
Kardeş kavgası yaşayan ülkelerde hep aynı oyun oynanıyor: Önce toplum çeşitli kutuplara bölünüyor. Bu kutuplar arasındaki kin ve nefret, keskin bir ustura ağzı gibi sürekli bileniyor.
Daha sonra iş karşılıklı cinayetlere geliyor: Bir bizden, bir sizden...üç bizden beş sizden...
Derken olay çılgınlık boyutuna yükseliyor ve kardeş kardeşi boğazlamaya başlıyor.
Toplum adeta bir kan tutkusuna kapılıyor: Baba evladını öldürüyor evlat babasını.
***
İspanya İç Savaşı bu kanlı döğüşün en acımasız örneklerinden biriydi.
Ve iç savaş döneminde insanlar "viva la muerte" diye haykırıyorlardı.
"Viva la muerte" yani "yaşasın ölüm!"
Bir toplumu "yaşasın ölüm" sloganını kutsayacak kadar çıldırtan, kendi evlatlarının kanını içerek yüreğini ferahlatmaya iten nedenler hakkında çok düşündüm.
Ve gördüm ki bu iş bir günde olmuyor. Toplum, ölümü seven, ölümü yücelten, ölümü kutsayan provakatörler eliyle akıl ötesi bir şiddet boyutuna çekiliyor.
Bu iş yavaş yavaş kotarılıyor; bir birikim söz konusu.
Ölümün kutsandığı yerde, yaşamı savunmak bir suç haline geliyor.
***
İspanya'nın yüce değerleri "kraliyeti ve devleti savunmak"tı.
Bu kavramlar başka ülkelerde az çok değişiklik gösteriyor. Ama sonunda hep, uğruna insan kanı akıtılması gereken kutsal kavramlar öne çıkıyor.
"Devleti korumak"
"İdeolojiyi korumak"
"Dini korumak"
"Kralı korumak"
Bu kavramlar çevresinde, bir toplumun kendi evlatlarına kıyması meşru hale getiriliyor.
Dolayısıyla o toplum harakiri yapıyor.
***
İspanya gibi Yunanistan da bu kan banyosundan geçti.
Bugün uygar kentlerde, AB üyesi olarak kadeh tokuşturan insanlar bir zamanlar birbirlerinin kanına ekmek doğramak çılğınlığına sürüklenmişlerdi.
Şimdi aynı oyun ne yazık ki Türkiye'de oynanmak isteniyor.
***
Bu tehlikenin panzehiri, toplumun bilinçli kesimlerinin "şiddet" olgusunu toptan reddetmesi ve her insanın canın, korunması gereken bir değer olarak benimsemesi.
Bu noktada herkes durup kendi kendine sormalı
"İnsanların canını korumak gibi bir derdim var mı yok mu?"
"Şiddeti toptan reddedebiliyor muyun yoksa bazı şiddet biçimleri iyidir diyerek kan dökülmesini kutsuyor muyum?"
özelikle aydınların bu soruların cevabını net olarak vermeleri gerekiyor. En azından kenidi vicdanlarına karşı.
Kim diyebiliyorsa ki;
"Ben şiddetin her biçimine karşıyım. Sağcı, solcu, dini, etnik ve resmi; kısacası hangi kimlik altında ortaya çıkarsa çıksın terörü, şiddeti, insan canına kastetmeyi nefret duyarak reddediyorum."
İşte o insan ülkesini iç savaştan korumaya çalışmaktadır.
Bunun ötesi şiddete taraf olmamak ve "viva la muerte" çığlığını yükseltmektir.
Şiddetin her türünü reddetmemiz gerekiyor.