kapat

16.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Oysa alan dar değildi..

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar..

Filme bu adı koymak için çok mu düşünmüşler acaba?.. Bir film adı olarak daha iticisini bulmak herhalde kolay değildi.. Filmin, özenti, hani şu ne idüğü belirsiz Avrupa festivallerinde ödül alsın diye yapılmış, flu entel filmlerini hatırlatan adı ile uzaktan yakından ilgisi yok..

Küçük kasaba insanının, sıradan yaşantısına bir pencere açıp bakan, şirin bir film oysa, seyrettiğimiz.. Yıl 1982.. l982 de olabilirdi, 2002 de.. Anadolu hep ayni Anadolu, insanım hep ayni insan çünkü..

"Şirin" dedim.. Hepsi o.. Daha iyisi olabilirdi.. Daha unutulmaz olurdu o zaman.. Eşkiya gibi efsane olurdu. Bu fırsat kaçırılmış..

Senaryo ile kaçırılmış, çekimle kaçırılmış, kurgu ile kaçırılmış..

Film iki bölüm..

İlk yarı tam bir TV dizisi tanıtım filmi havasında.. Bir yığın kahramanla tanışıyorsunuz.. Ama hiçbiri ile de doğru dürüst tanışmıyorsunuz.. İlerleyen her bölümde sıraları geldikçe hikayelerini izlerken onları daha yakından tanıma fırsatı bulacaksınız gibi geliyor.. Bu bölümde kurgu, kesik kesik, kopuk kopuk.. Akıp giden bir film izlemiyor, Yalan Rüzgarı gibi bin hafta sürecek bir dizideymiş gibi, daldan dala konuyorsunuz 30 saniyede bir.. Bu sinema izleyicisi için güzel birşey değil.. Film seyircisi akıp giden hikaye ister..

İkinci yarı, sanki hatasını anlıyor Serdar Akar.. Bu defa kısa kısa değil, uzun sahnelerle çıkıyor karşımıza.. Ama gene film değil yaptığı.. Sanki eski Yunan tragedyalarından birini sahneliyor.. Nasıl uzuyan tiradlar.. Nasıl uzayan sakız gibi ağdalı sahneler..

Gene de şirin.. Niye.. Anlattıkları bize çok yakın.. Bizim içimizde de ondan..

Oyuncuların hemen hepsi çok sıcak, çok canlı, çok içten oynuyorlar da ondan.. Savaş Dinçel'in yer yer çok ağır çok teatral rol kestiği ve tiyatro oynadığı ayrı.. Müjde Ar'ın bir filminde ilk defa bu kadar baştan savma, şişirme oynadığı da ayrı..

Kulüp Başkanı Hamdi'de Sezai Aydın harika mesela.. Muhalifi Toraman'da İsmail İncekara da öyle. Suat'da Erkan Can, kulübü ele geçirip profesyonel yapmaya çalışan mafya tipli zenginde Uğur Polat da..

Rafet el Roman ile Şahnaz Çakıralp'i yakıştıramamış eleştirmenlerimizin bir kısmı filme.. Peşin hükümle gitmişler de ondan.. Çünkü güzel kızdan ve şarkıcıdan oyuncu olmaz.. Oysa Rafet ve Şahnaz filmin en iyileri arasında.. Tiyatro değil, sinema oynadıklarının farkındalar en başta.. Kısacı rolünde filmin unutulmazları arasına giren Tuncer Necmioğlu'nu da kaydetmek gerek..

Serdar Akar, filmi kimin üzerine kuracağına karar verememiş.. Rafet ile Şahnaz'ı, filmin genç aşıklarını öne çıkarmaktan çekinmiş belli.. Öne çıkarmadığı halde aldığı eleştirilere bakar mısınız?.. Ama eleştirmen için film yapınca da böyle oluyor işte..

Şimdi Erkan, Şahnaz'a aşık.. Ona hergün mektup yolluyor, mahallenin simitçi çocuğu ile.. Şahnaz ise, Erkan'dan nerdeyse nefret ediyor, o yoldan geçerken perdeyi kapayacak kadar.. Simitçi çocuk eşiğin altından atarken, meğer odanın ahşap döşemesinin altına atarmış. Kızın mektuplardan haberi yok. Takımın yeni transferi santrafor Rafet'e tutuluyor. Evleniyorlar. Şahnaz bu sırada bir tesadüf mektupları buluyor..

Eeee.. E'si bu kadar.. Yani hayatın ve filmin akışında değişen birşey yok..

Mesela.. Şahnaz da Erkan'a kayıtsız olmasa.. Mahallesinin delikanlısından birşeyler beklese.. Beklese.. Hiçbir şey gelmeyince biraz da bunun öfkesi ile mahalleye ve takıma yeni gelen Rafet'in teklifine "Evet" deyip, evlendikten sonra, Erkan'ın ona hergün mektup yazdığını öğrense ve bu çok içten yazılmış aşk mektuplarını okusa, olmaz mıydı?.. Olmazdı tabii.. O zaman Türk filmi olurdu.. Ayıp olurdu..

Müjde Ar'ın oynadığı Aynur tipi ne?.. Niye var filmde.. Olmasa film ne kaybederdi?.. Küçük kasabanın dibinde bir fahişenin bu kadar açık seçik mesleğini icra etmesine, Anadolu ne zamandan beri izin veriyor, o da ayrı!..

Aslında filmde gördüğünüz herkesin kendi içinde bir dramı var. Ama hangisi üzerinde ciddi ciddi duruluyor ki..

Dedim ya.. Bir dizinin pilotu olsa harika olurdu.. Film olarak, giderseniz sıkılmayabilirsiniz..

Haa bir de.. Bir filmin müziğini eğer Fahir Atakoğlu yazmışsa, o filmde akılda kalan bir şarkı olmalı..

Hani nerde?..

SEVDİĞİM LAFLAR
Tarih bir kağıt parçası üzerine basılmış harflerden ibarettir. Önemli olan tarih yapmaktır. Yazmak değil.

Otto von Bismarck

TEBESSÜM
Fıkra, Mehmet Çalışır'dan.

Adam işten evine gelmiş "Hayatım bu akşam yemeğe bizim çocuklardan biri gelecek" "Neeee! Sen delirdin mi!! Ortalığı görmüyormusun ne evi toplayabildim, ne alışveriş yaptım, ne dün akşamdan kalan bulaşıkları yıkadım, daha yemek bile yapmadım!!!" "Biliyorum canım biliyorum!" "Biliyorsan arkadaşını ne diye çağırdın o zaman?" "Çünkü o salak da bu aralar 'evlenmek istiyorum' diye tuturuyor.."

BİZİM DUVAR
İstemiyorsan gideriz. Ne kadar HOŞT sohbetsin!!

Hakan&Utku

Efendim ne Jermen!..

Melih Aşık, Paris St. Germain'in adının spiker ve yorumcular tarafından "Paris Sen Jermen" olarak okunmasına takıldı. Melih Aşık kızdı..

"Paris değil, Pari" dedi.. Kentin adı bizde Paris'miş ama, kulübün adı "Pari" olmalıymış. (Bu görüşe yazılarını büyük bir ilgi ve keyifle okuduğum Sina Koloğlu da alelacele katıldı.)

Melih üç gün sonra, köşesinde, bir başka yazıda, kendisi, bizzat "Bayern Münih" diye yazmaz mı?..

Münih kentin bizdeki adı da, kulübün adı München..

Peki niye Bayern Münih o zaman, söyler misin, Melih dostum?.. Üstelik, sade okurken değil, yazarken bile kulübün adının yarısını türkçeleştiriyoruz?.

Papermoon tarikatı!..

Son yıllarda okuduğum en güzel dergi yazılarından biriydi, Aktüel'deki Papermoon Tarikatı yazısı.. Nasıl enfes bir mizah, bir hiciv, bir ironi içinde dalgasını geçiyordu, İstanbul sosyetesi ve paparazzilerinin ve de paralı zengin arayan çıtır mankenlerin uğrak yeri bu garip dükkanla.. Hem de nasıl gözleyerek.. Dükkanı gösterip, müdavimleri vuruyordu aslında yazı..

Kenef yolunu gören masaların en önemli, en faça oluşunu, bir de şekille açıklayan bölüm var ki.. Olmaz böyle şey..

Amerika ve Avrupa'da bir fast food restoranı, pizzacı olmaktan öte özelliği olmayan Papermoon'un bizde neden ve nasıl gözde "Gurme havasında para bastığının" hikayesini bir nefeste, hem de öyle bir lezzetle okudum ki..

Başa dönüp baktım.. Nur Çintay yazmış.. Şaşmadım o zaman.. Aktüel'in ön sayfalarında "Ayna" başlığı altında haftanın notları yazmaya başlamış ve hemen kendini hissettirmişti. Ayna Aktüel'in en ilginç sayfaları oldu, kısa zamanda benim için..

Papermoon Tarikatı, Nur'un okuduğum ilk uzun yazısıydı..

Bab-ı Ali'ye yepyeni, genç bir soluk geliyor, haberiniz ola..

Tecelli'den Abuzittin'e Mektuplar

Abuzittinciğim,

Ortalık toz duman¥ Ben bu satırları yazarken polisler hala yürüyorlardı. Haklı istekleri var da, kanun adamı kanunsuzluk yaparsa n'olacak? Yarın öbür gün hakimlerle savcılar da yürürlerse ayıkla pirincin taşını¥ Onların da bi sürü derdi var...

Türkiye'de dertsiz insan kalmadı ki!

Hapishanedekiler dertli, dışardakiler onlardan dertli¥Asker dertli, sivil dertli, bankacı, işportacı, trikotajcı, doktor, hasta hepimiz dertli. Hele hele milletvekillerimiz şimdi iyice dertlenmişlerdir... Çünkü "kıyak emeklilik" gene yatmış.. Ayda 2 milyara devam¥

Bi tarafta 300 milyon alan polisler¥ Öte yanda ellerine 380 milyon geçen savcılarla hakimler¥ Bi de "2 milyar yetmiyor" diyen muhterem vekiller¥ Dertlerden dert beğen!

Avrupa Birliği'de "10 sene sonra gelin konuşalım" deyince Başbakanımız da herhalde dertliler kervanına katılmıştır. Ona göre bu iş 2004'te bitecekti.

Ben bunu anlayamıyorum Abuzittinciğim. Adamlar bi dernek kurup kurallarını da koymuşlar... Ya uyacan ya uymayacan.. Biz habire kendi kurallarımızı dayatıyoruz. Şimdi diyelim Berberler Derneği¥ Seni beni üye yaparlar mı? Üye olmak için birtakım şartları vardır. AB'deki durum da böyle... Ya uyacan ya da kendi derneğini kendin kuracan... Cumhurbaşkanımız da geçenlerde bi uyarıda bulunduydu... ¥fDünya AB'den ibaret değildir."

Değil tabii. Mesela Antartikalılarla bi dernek kurulamaz mı? ( eğer oralara son yıllarda yerleşen olduysa) Antartikalıları nezleden koruma derneği.. AB de kına yaksın.

Bi taraftan yazıyorum bi taraftan da kaçamak tv'ye bakıyorum.. THY özelleştiriliyormuş.. Hisselerin yüzde 24'ü yabancı sermayeye satılacakmış. Yönetim de söz hakkı Türk ortaklarla hükümette kalacakmış.

THY bildiğim kadarıyla büyüklükte dünyada 44 veya 45'inci.. Yoğunluk açısından 7 tane THY, 1 Continental Airlines yapıyor. Continental'in cirosu 9.6 milyar dolar bizimki 1.5¥ Piyasa değeri buna rağmen Continental'in üzerinde. Habire de zararda.. Borcu 14 trilyon! Diyelim ben yabancı hissedarım¥ Milyar dolar vereceğim Yönetimde hiç söz hakkım olmayacak.. Üstelik o anki hükümet her an bi kararnameyle beni kapı dışına atabilecek. Altına gireceğim trilyonluk borç da çabası! Gene de THY'na talibim¥ Hadi ben üşütmüşüm.. Demek benden daha da üşütmüşler var ki bu şartlarda ihale açılabiliyor.?!

Gerçi gazetelerde bir iki yabancı şirketin adı çıktı.. Ama haber kaynağı "İnanılır çevreler" diye yazdığından ben pek inanamıyorum. Telekomun ilk ihalesi ne çabuk unutuldu .. Göya onu da bi sürü isteyen vardı! Valla Abuzittinciğim bana sorarsan biz iyi bildiğimiz işi yapalım derim. THY'nı gene özelleştirelim ama yabancı sermayeden vaz geçelim¥ Bildik isimlere verelim, onlar bi süre işletip, bi yolunu bulup, için boşaltıp tekrar hükümete devretsinler bu böyle sürsün gitsin¥

"İyi bildiğimiz iş" diyince aklıma geldi, sen gazetelerde 25 tane çocuğu olan adamın fotoğrafını gördün mü? "N'apim en iyi bildiğim bu¥ elimden başka iş gelmiyor" demiş adam. Eliyle bu işi yapanı ilk defa duydum ama fıkrası meşhurdur:

75 lik adamı 25'lik kadınla evlendirmişler.. Bi süre sonra kadın "Müjde bey çocuğumuz olacak!¥ demiş..

Adam sevinçle sağ elini kaldırıp işaret parmağını göğe çevirmiş:

"Tanrım sen nelere kadirsin!"

Bakarsın Telekom'daki sorunlar da çözülür, THY de satılır, batık bankalarımız da yabancılarca kapışılıp hazineye milyarlarca dolar akar. Abuzittinciğim..

Münasip yerlerinden öperim şekerim.

Güneş

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır