kapat

16.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Siyaset hırsı neden bu kadar yaygın?

Değişik kesimlerin biraz mürekkep yalamışlarıyla da sık sık karşılaştığım oluyor. Hangi yaş kuşağından olurlarsa olsunlar, özellikle erkeklerin gönlünde yatan gizli arslan, siyaset alanında önemli biri olmak...

Siyaset hırsı acaba neden bu kadar yaygın?

Bu sorunun yanıtı sanırım sosyo-psikolojiktir.

Küçük Asya'nın değişik yörelerinde yaşayan, değişik kuşak erkeklerinden biraz mürekkep yalamışların, ortak bir özelliği var:

Dünyanın herhangi bir yerinde hayatlarını kazanabilecekleri net bir meslekleri yok.

Yani ne özenli bir marangoz, ne özenli bir terzi, ne özenli bir elektrik teknisyeni; ne üst düzey bir doktor, ne üst düzey bir gemi mühendisi, ne üst düzey bir botanikçi, ne üst düzey bir fizikçi, yahut optik uzmanı hemen hepsi...

Üstelik Hazine'den geçinmeli kamu görevlilerinin pozisyonlarını, çok daha üstün görüyorlar çıplak hayatta ekmeğini kendi becerisiyle kazanan bir meslek sahibinden; örneğin bir eczacıdan, yahut bir kuyumcudan...

Ve zaten biliyoruz ki, 65 milyonluk Türkiye'de, sadece 100 bin kişinin mesleği var...

Bir başka ortak nokta da şu:

Ne aklın tutarlılığına inanıyorlar, ne metamatiğin saydamlığına, ne de bir meslek başarısına... Genel anlamda Türkler'e göre hayat, bir "kurnazlıklar arenası"...

Tıpkı vaktiyle eski Eğitim Bakanları'ndan Necati'nin, Galatasaray Lisesi'nin ünlü Pilav Günü'nde kürsüye çıkıp, tarihin en kısa konuşmalarından birini yaparken söylediği gibi:

- Hayat bir katakulleden ibarettir.

Mesleksizlikle, "hayatın bir kurnazlıklar arenası olduğu" inancı yanyana geldiğinde...

Bir de buna yüzyıllar boyu sürmüş bir kullukla köleliğin eziklik tepkilerini eklerseniz..

Karşınızda, "baş ol da, istersen soğan başı ol" inancının, kendini siyaset hırsına kaptırmış insanlarını bulursunuz...

Onlara göre siyaset, kendini var hissetmenin ve herkesi kendine selama durdurmanın en zaferli platformu...

Peki, siyaset nedir?

Siyaset, sınırları devletler arası antlaşmalarla çizilmiş coğrafi bir alanda yaşamakta olanları yöneten kadroların içine girmek, yahut başına geçmek; veya mevcut yönetim kadrolarını kıyıya itip, yerlerine geçmektir..

Ve kendi kendisinin propagandasını hem yapıp, hep yaptırmaktır:

"Sizi şöyle kurtardım", yahut "sizi şöyle kurtaracağım" veya "bizi şöyle kurtardı", yahut "bizi şöyle kurtaracak" türünden...

Siyasetçiler kendilerini "tarihsel klasmanın" en başarılı insanlarıymış gibi gösterseler de; objektif bir değerlendirmeden bakıldığında, genellikle ikinci sınıf insanlardır...

Tüm insanlığa elektriği armağan etmiş bir Edison değildir hiç biri; yahut tüm insanlığa penisilini armağan etmiş bir Fleming...

Tabii bir de Rodin gibi, Picasso gibi, Ravel gibi, Goethe gibi, Le Corbusier gibi sanatçılar var...

Ne yapmalı ki, Türkiye'de henüz insan kitleleri; 25-35 bin günden ibaret olan insan yaşamının, böylesi bir imbikten de geçerek ayrışmakta olduğunun farkında bile değiller...

Ne okur yazarlıklarını tam olarak değerlendirebiliyorlar; ne insanlığın evrensel akıl ve sanat bahçeleriyle, beyinsel bir aristokrasinin lezzetini paylaşabiliyorlar...

Resmi bir arabaya binerken selama duracak bir polis; yahut son model bir arabayla beş yıldızlı bir otel ve bir de sevgili imajı; hayatın en doruk noktasıymış gibi görünüyor onlara...

Ve bunların hırsıyla da olmadık belalar çıkarıyorlar başkalarının başına...

50 yıla varmaz aşılır bu sosyo-psikolojik hipnozlar da...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır