kapat

Ramazan Özel
16.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Saf iman şirk ile bulanmasın
Diğer dinlerde de bulunan, "Allah'ın varlığı ve birliği" (Tevhid) inancını İslam mükemmel hale getirmiştir. İşte "şirk" bu saf fikri, bu temiz inancı bozmaya çalışmaktır. Dinimizin en önemli çabası şirki yok etmek üzere verdiği savaştır

Kuran'ın üzerinde yoğunlaştığı en önemli ve öncelikli konu hiç şüphesiz, "Allah'ın varlığını ve birliğini" yani "Tevhid"i anlatmaktır. Kuran Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmakla başlar ve onunla son bulur.

Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim, Allah'ın birliği inancına gerçek anlamını yüklemiş ve her Peygamberin bu itikadı öğrettiğini ve bütün dinlerin bu esaslı itikada dayandığını bildirmiştir. Her Peygamber'in gönderildiği millete ilk sözü, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; çünkü ben sizin elem verici bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum." (Hud, 26,84) demek olmuştur. Bunun anlamı da "Tevhid"dir. Yani bütün peygamberler evrensel bir akide olarak insanlara bu inancı tebliğ ve telkin etmişlerdir. Bu vakıa Kuran-ı Kerim'de şöyle açıklanmıştır: "Ey Muhammed, senden önce, hiçbir peygamber göndermedik ki, 'Benden başka Tanrı yoktur, o halde bana kulluk ediniz' diye vahyetmiş olmayalım." (Enbiya, 25) Fakat yine Kuran, bu itikada her dinde şirk karıştığını haber vererek, İslâm'ın bu itikada asıl saffetini vermiş olduğunu ve bütün insanların bu esas itikada sarılmaları gerektiğini, insanların ancak bu tertemiz itikada sarılmak sayesinde anlaşılabileceklerini ve kurtuluşa erebileceklerini beyan etmiştir.

Yalnız ALLAH'a kulluk edelim, hiçbir şeyi ona ortak koşmayalım

"De ki: Ey kitap ehli, gelin aramızdaki ortak bir sözde birleşelim: Yalnız Allah'a kulluk edelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; Allah'ın dışında kimimiz kimimizi Rab edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse, 'Bizim Müslüman olduğumuza şahit olun' deyin." (Al-i İmran, 64) Bu ayet yeryüzünde bütün milletlerin çeşitli dinlerdeki ortak esasları bularak anlaşmalarını istiyor ve asıl ortak esasın, insanlık alemi tarafından kabul olunacak dinin başlıca itikadı olduğunu ifade ediyor. Dinler arasındaki gerçek ve ortak esas; bütün Peygamberler tarafından bildirilen tevhid itikadıdır. Onun için Kuran-ı Kerim her şeyden önce, bu itikadı; tüm berraklığıyla ihya etmiş ve onu bütün kemali ile yaşatmıştır.

Tevhid (Allah'ın birliği) akidesi, yeryüzündeki bütün dinler arasında ortak esas ve insanlar arasında anlaşmayı sağlayacak en sağlam temeldir. Bu temel bütün ruhani bilgilerin ana kaynağı ve ruhani gerçekleri kavrayışın esas dayanağıdır. Bütün ahlâki erdemlerin ve yararlı faaliyetlerin temel taşıdır. Bu itikada sarılanlar, yanılabilirler ve bir takım suçlar işyelebilirler. Fakat yargılayıcı ve esirgeyici kudretin kendilerini muhafaza ettiğini ve kurtardığını, onları af ve mafiretiyle her zaman destekleyip ayağa kaldırdığını ruhlarının derinliklerinde hissederler. Yeter ki, bu itikat, ruhlarında bütün netlik ve samimiyetiyle yaşasın ve içlerini aydınlatsın.

Kuran-ı Kerim'in tevhid inancını yaymaya başladığı dönemde dünya karanlık, sapıklık ve şirk içinde yüzüyordu. Şirk bütün dünyayı kaplamış ve insanlığın ruhunu bozup, çürümeye uğratmıştı. Bu yüzden Hz. Peygamber her şeyden önce şirke karşı amansız bir savaş açmış ve onun yok etmek için mücadele vermiştir. O'nun Mekke'de yaşadığı 13 yıl içinde bütün gaye ve hedefi şirke karşı açtığı savaşı tamamlamak ve bu yolda insanların kurtuluşu anlamına gelecen nihani neticeyi almaktı. İnsanlığın en büyük kurtuluş savaşı bu savaştı. Çünkü O'nun alacağı bu önemli sonuç, ruhları körelten, dimağları çürüten, ayakları zincirleyen, kısaca insanlığı geriliğe mahkum eden bütün engelleri ortadan kaldıracak ve insanlık gerçek anlamda hürriyetine kavuşacaktı.u0

Oyuna gelip Hz. Osman'ı öldürdüler

- Evet! Mektubun altındaki mühür benim fakat, emrim ve bilgim olmadan kullanılmış.

- Üzerinde mektubu yakaladığımız postacı, senin çocuğun?

- Evet! Fakat benim iznim ve haberim olmadan yola çıkmış.

- Bindiği deve de senin deven?

- Evet! Fakat, benim bilgim yokken almış.

- Sen ya doğru söylüyorsun, ya da yalan. Eğer yalancı isen başımızdan ayrılman gerekir. Çünkü, haksız yere kanımızın dökülmesini emretmişsin. Eğer doğru söylüyosan, haifelikten uzaklaşmaya yine müstehaksın. Çünkü zayıfsın, gafilsin. Arkadaşların kötü niyetlidir. Zayıflık ve gafletinden dolayı idareciliği başaramayanı başımızda tutmamız zararlıdır. Onun için halifeliği bırak, başımızdan çekil! En iyisi, bizim senden, senin de bizden kurtulmandır.

Böylece savaş ilan ettikten sonra döndüler, kapıyı çevirdiler. Zübeyr (R.A.) oğlu Abdullah'ı Emirü'l-Mü'minin Osman'la (R.A.) birlikte olması için göndermişti. Topluluk Osman'ın yanına girerek onu öldürdü. Zübeyr, Osman'ın ölüm haberini duyunca oğlunun yanına koştu, onu tokatlamaya başladı:

- Emirül'l-Mü'minin öldürülürken sen neredeydin?

- Beraberdim. Onu dinliyordum. Tahâ suresini okuyordu. Bana ev ahalisine çıkmalarını buyurmamı söylemişti. Ben de bunun için yanından ayrılmıştım. En son çıkan bendim. Ben çıkınca öldürüldüğünü duydum. Hz.Osman öldürüldüğünde Hz. Aişe (R.Anhâ) Mekke'de idi. Gerek bu, gerekse onun ölümünden sonra yerine halife olarak Hz. Ali'nin halife seçildiği haberi kendisine ulaşınca öfkelendi ve...

(DEVAM EDECEK)

MEHMET NURİ YILMAZ


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır