kapat

14.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )


Polisin fikri mi?

Polis gösterilerini hep birlikte izledik.

Bu gösteriler, "taşkın" ve "siyasi" bir gösteriydi.

Özellikle gösterilerin siyasi olması, Emniyet Genel Müdürlüğü adına üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir sorunu işaret etmekteydi.

Çünkü devletin kolluk kuvveti olarak giyilmiş resmi üniformanın altında "siyasi görüş" olmaz.

Hiçbir siyasi görüş olmaz...

Ne sağ olabilir, ne sol, ne orta ne de başka bir siyasi görüş!..

Kuramsal olarak devletin kolluk kuvvetlerinin siyasal görüşü olamaz.

Evet, koca bir toplumda, sağcı gençler de olabilir, solcusu da olabilir, dincisi de, aczmendisi de olabilir.

Ama polis üniformasının siyasi görüşü olamaz.

Meslektaşlarını kaybetmekten ötürü polislerin duyduğu acıyı ve öfkeyi anlamak mümkündür, zaten bunu da aklıbaşında herkes ifade ediyor, polislerin acısına katılıyor.

Ama, "siyasi slogan" atmaya başladığın zaman işin rengi değişir.

Hele hele, siyasi otoritenin kolluk kuvveti olan polisin, siyasi otoriteyi eleştiren gösterisini hoş karşılamanın imkanı yok..

Bir polis memuru, evinde otururken, arkadaşları ile sohbet ederken, yani "sivil hüviyeti" ile, istediği fikri, düşünceyi ve eleştiriyi ortaya koyabilir.

Ama üniformasını giydiği an, artık siyaset ve fikir dermeyan edemez.

Taşıdığı üniforma buna izin vermez.

Tersini düşünelim:

Polis, solcu teröristle fikri planda çatışmaya başladığı zaman...

Sağcı yobazla çatışmaya başladığı zaman...

Filanca görüşü gereksiz bulduğu zaman...

Feşmekan düşünceyi zararlı gördüğü zaman...

Ne olur, bir düşünün...

Önce polis bölünmeye başlar.

Tıpkı, 12 Eylül öncesinde iki ana kampa ayrıldığı gibi...

Siyasetin girdiği yerde, fikir ayrılığı ve çatışma vardır.

Bugün gösteri yapan polisler, "görüş birliği" içindeymiş gibi görülebilir.

Ama bu, yarınki görüş ayrılıklarına gebedir.

Onun için polisler, üniformayı taşıdıkları müddetçe, siyasetten ve siyasi tepkiden mutlak biçimde uzak durmakla mükelleftir.

Polis, devletin "kolu"dur. Yasayı çiğneyeni, asayişi bozanı ve zanlıyı arar, bulur, yakalar ve teslim eder.

Görevi sadece budur!

Bu anlamda, polisin, af kanunu ile ilgili olarak "Bizim yakaladıklarımızı nasıl bırakırsınız" demesi bile, bir çeşit "yetki aşımı"dır.

Yetkisini ve çerçevesini aşan polis, modern bir toplum için büyük bir tehlikenin işaretidir.

Bir toplumda, bireysel veya örgütsel olarak herkes yetkisini ve çerçevesini aşabilir, kanunları çiğneyebilir.

Ama polis asla bunu yapamaz.

Yapmamalıdır.

Güvenliğimizden sorumlu memurlarımızı, soğukkanlılığa ve basirete davet ediyoruz.

Acı, hataya sürüklenmeye zemin olmamalıdır.

Çocuklar ölürkenAslında biz büyüklerin utançtan yüzümüzü kızartacak bir acı gerçek, bütün dünyayı kasıp kavuruyor.

Fakat bu gerçeği tartışmaya ve dahi önlemeye fırsat bile bulamıyoruz.

Biliyor musunuz, dünyada her gün 30 bin çocuğun öldüğünü...

Daha üç yaşına gelmeden her Allah'ın günü 30 bin çocuk ölüyor.

UNICEF raporlarına göre, bu çocuklar, açlıktan, yetersiz beslenmeden savaşlardan ve sağlıksızlıktan ölüyorlar.

Mesele şöyle bakın:

Büyüklerin, büyük büyük meseleleri tartıştığı...

Büyük büyük laflar ettiği...

Bir sürü abuk subuk sebep yüzünden birbirini boğazladığı şu büyükler dünyasında...

Her gün 30 bin çocuk ölüyor...

Öyleyse biz büyükler, daha dünyaya getirdiğimiz bebelere sağlıklı bir yaşam sağlamaktan bile aciziz...

Ormandaki vahşi hayvanlar bile, yavrularına bizden daha çok sahip çıkıyorlar... Öyleyse, bundan bizim yüzümüz kızarmayacak da neden kızaracak? Söyleyin bana!..

Bebeler ölüyorsa, aşk olsa ne olur, meşk olsa ne olur?... Bebeler ölüyorsa, moda olsa ne olur, olmasa ne olur?

Bebeler ölüyorsa, Kürtçe TV olsa ne olur, olmasa ne olur?

Bebeler ölüyorsa, hangi milletin bayrağı ne kadar yüksekte dalgalanırsa dalgalansın, ne ifade eder?

Bebeler ölüyorsa, sabah akşam insan hakları kavgası yapsak ne olur, yapmasak ne olur?

Hangi siyaset, hangi ideoloji, hangi dünya görüşü, bebelerden daha değerlidir?.. Biz büyükler, daha bebelerin gözünde sınıfta kaldıktan sonra!..

170 milyon çocuk açlık sınırında... 10 milyon AIDS kurbanı bebe var... 40 milyon çocuğun daha nüfus kağıdı yok!..

20 milyon çocuk savaş mağduru... İlkokul çağındaki çocukların yüzde 20'si okula gidemiyor!..

Allah'tan ki, uzaydan Marslılar veya başkaları gelip bizim şu halimizi görmüyorlar...

Yoksa yüzümüze tükürürlerdi!..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır