Ben köşe yazıları yazmaya başlayalı 15 sene oldu... Bildiğiniz gibi, ortalığa nizamat veren, akıl dağıtan bir yazar da değilim. Sizlerden gelen şikayetleri dile getirmek, yerlerine ulaştırmak, problemlerinizi halletmek için uğraşıp, duruyorum. Ama arada bir canıma tak ettiğinde de, bazı konular hakkında düşüncelerimi ve görüşlerimi yazıyorum. İşte o yazıları yazmadan önce de görevim gereği, aralarında büyük gazetelerimizin de bulunduğu en az 20 gazeteyi de, köşe yazarları dahil okuyorum.
Dolayısıyla ülkede olup, bitenlerden biraz daha fazla haberim oluyor. Çünkü taraf olmadığımdan bütün tarafların gazetelerine göz gezdiriyorum.
İşte dün de basını tararken, gözüme şöyle bir yazı ilişti... Yazıyı yazan benim eski ustam Hakkı ağabey (Hakkı Devrim)... 40 sene evvel Yeni Sabah'ta onun emrinde muhabirlik yapmıştım. Allah selamet versin, ömrü de uzun olsun... O kadar güzel bir konuya değinmiş ki, haddim olmayarak yazısını sizlere aksettirmek istiyorum. Bu yazıyı yayınlamamın bir nedeni de, onun gazetesini okuyanların dışındakilerin de okuması için...
"Hükümsüz hükumet mi?
Hükumet, devlete sahip çıkmakta güçlük mü çekiyor? Ekranlarda, namlusundan kavradığı beylik tabancasını bize gösteren polis, bir zaafın göze batacak hale gelmiş belirtisi midir?
Cezaevlerindeki mahkumlara da söz geçiremiyorsun.
Memurların sokaklara dökülmüş, en haklı ihtiyaçlarını, en masum taleplerini karşılayamıyorsun.
Asıl sermayesi güven duygusu olan bankaları denetlemekten aciz kalışın nelere mal oldu, görüyorsun.
İşçiler, sendikalar, hocalarıyla öğrencileriyle üniversiteler, hastaneler, güvenlik kurumları... Tek tek sayayım mı?
Senden emir ve talimat alması gereken kurumlar, makamlar sana akıl verme, yol gösterme gayretine kapılmış... Askerler, hakimler, yüksek memurlar dile gelmiş, susturamıyorsun.
Hükumet olarak, durup bir aynaya baksan iyi olacak.
Farkında mısın?"