


Roman yazdım üç saat.. Her sayfası beş kaat!
Sonunda başardım.. Erkek milletinin amansız hasmı olarak bilinen Duygu Asena'nın sanal roman ortamına girmeyi becerip "Azimli sıçan, mermeri delermiş.." lafının hakkını verdim.. (Spottan yazıya geçiş yapalım..)
Yeri gelmişken burada bir açıklama yapayım.. Necip ahalimiz "Azimli sıçan.." tarifini nedense hep ters anlamıştır.. Onları da fazla suçlamıyorum.. Çünkü konuştuğumuz zaman ne söylediğimizin iyi anlaşılması için göbeğimizin üzerinde alt yazı geçmiyor..
Alt yazı geçmediğinden "Sıçan.." sözcüğünün dibine virgül konduğu görülemiyor.. Hal böyle olunca da "Fare.." karşılığı olan sözcük ister istemez "Kararlı biçimde def-i hacet gören insan.." olarak anlaşılıyor..
***
Lafın tersinden anlaşılması da çok dert değil.. Lakin iki üç karate kursu bitirip de önlerine koydukları mermer yığınlarını birer kesme darbesi ile parçalayanlar için sorun çıkıyor..
Elle, kafayla mermer parçalayıp bu işlerden sıkılanlar ne kadar azimli olduklarını göstermek için yeni arayışlara giriyorlar.. Mermer delinmeyince de moralman çöküyorlar..
Derdim hem bunları vakitlice uyarmak hem de mermerlerin battal olmasını önlemek..
Medyanın Kinovası..
Duygu Asena, erkek milleti için bir nevi "Kinova" gibidir.. Kinova bizim zamanımızın ünlü resimli romanlarından türeme ..
Hergün tıraş olduğu için cillop gibi duran, girdiği barlarda sütten başka birşey içmeyen, kızlarla arkadaşlık etmediğinden insanın aklına aykırı şeyler getiren Yüzbaşı Tom Miks'in çağdaşı..
Yalnız bu sivil.. Karagöz gibi top sakallı.. Kızılderililer kafa derisini yüzdüğünden dazlak kalmış ve o sebepten onlara düşman.. Fırsat buldukça şeytan maskesi giyip kızılderili öldürüyor..
Kızılderili milleti de onu "Irkımızın amansız düşmanı Kinova.." diye tarif ediyor..
Gerçi bugüne kadar içimizden Duygu'nun kafa derisini yüzecek cesarette bir babayiğit çıkmadı ama yine de öfkesinden kurtulamıyoruz..
(Yazarın notu: Ben hariç.. Herhalde beni kadınların doğal işbirlikçisi gibi gördüğünden "cins haini" muamelesi yapıp, bana ilişmiyor..)
***
Bu Duygu bir süre önce "Sanal bir roman" yazacağını ilan etmişti.. Şimdi "sanal roman nedir?" diye bana sormayın.. Çünkü bu yaşıma kadar sanal bir roman okumuş değilim..
Duygu'nun verdiği tariflerden giderek, açıklıyorum..
Internet'te bir site yaratıyorsunuz.. İçine bir dosya açıp roman işlemeye başlıyorsunuz.. Böylece bu sanal roman oluyor.. Duygu burada bir değişiklik yapmış..
Ahaliye "Benim roman işte burada.. Gözlerinizin önünde yazılıyor.. Ben yazdıkça siz okuyun.. Beğenmediğiniz yer varsa değiştirin.. Şurası böyle olsun, burası şöyle olsun şeklinde önerileriniz varsa e-mail olarak gönderin.." demiş..
Bizim ahali okumayı sevmez ama okuyanlara, yazanlara maydanoz olmayı sever.. Duygu'nun roman sitesine e-mail yağmaya başlamış.. Beni de meraklandıran bu oldu..
Kendi kendime "Ne yapsam da Duygu'nun romanına girip, edebi duygularımı tatmin etsem.." diye söylenmeye başladım.. O gayretle gazeteden de yardım alıp romana ulaşmayı becerdim..
Kendi başıma internete giremediğimden romana yapacağım katkıları buradan göndereceğim.. Bundan gerisi Duygu'ya kalmış birşey.. Fikirlerimden ister sebeplenir isterse romanını bildiği gibi işler..
Belgin ile Berna..
Romanın iki kahramanı var.. Biri Belgin adında evli bir kadın.. Diğeri onun yaşıtı ve kankası olan Berna..
Berna bekar.. Ayrıca gel-git akıllı.. Dağınık, tembel.. İşi gücü mekanları dolaşsın, dans edip kıçını sallasın.. Bulduğu adamları da paketleyip evine götürsün..
Belgin ise daha deri toplu.. Çocuğu var, kocası var.. Yemek yapıyor, bulaşık yıkıyor, perde ütülüyor.. Boş zamanlarını değerlendirmek için de Berna ile telefonda konuşup duruyor..
Bu iki kadın da cep telefonlarını otomobil aküsüne bağladıklarından şarjları hiç bitmiyor.. Bu sayede saatlerce konuşabiliyorlar..
Ne yazık ki roman kahramanı kadınların tipi, fiziği hakkında ayrıntılı tarif veremiyorum.. Vermem de mümkün değil zaten..
Neden derseniz Duygu arkadaşım, bu sanal romanında yeni bir teknik denemiş.. Bildiğimiz romanda mekan, kişi ve durum tasvirleri olur.. Yazar kahramanlarını açık veya örtülü biçimde anlatır..
Biz de okuduklarımızı kafamızda canlandırıp, duruma uygun sanal bir atmosfer yaratırız.. Bu romanda öyle birşey yok..
Duygu kendisine, Meclis tutanaklarını model olarak aldığından; romanında sadece konuşmalar var..
Meclis tutanağı deyip geçmeyin..
Orada hiç değilse konuşma diplerinde (Şiddetli alkışlar) veya (Sıra kapaklarına vurmalar..) diye not düşerler.. Belgin ile Berna'nın roman haline getirilmiş konuşma zabıtlarında ise bu notlar dahi yok..
***
Roman tutanaklarının ilk bölümünden çıkardığım şu.. Bekar gezip, şeker ezen Berna erkek arkadaşını evine yemeğe davet eder.. Oğlan süslenip gelir.. Berna yemek yapmayı unutmuştur..
Oğlan; gecenin amacının yemek yemek değil, bağcıyı öpmek olduğunu düşündüğünden "nema problema" siyaseti güder..
- "Zarar yok, peynir ekmek yeriz.." der.. Berna karısı ekmek almayı da unutmuştur.. Bir parça peyniri iki tuzlu bisküvinin arasına koyup getirir, oğlanın eline tutuşturur..
Oğlan da hislenip "Sen yorgunsun zaten, ben gideyim.." der ve evi terkeder..
Berna ertesi gün oğlanı arar ama çocuk cep telefonunu kapattığından konuşamaz.. Bunun üzerine Belgin'i arayıp telefonda rapor verir, sanki oğlan suçluymuş gibi onu şikayet eder..
Duygu romanında bu bölümü "by by.." sözcükleri ile bitirip başka bir telefon konuşması bölümüne atlamış.. Internet'e vakitlice girip, e-mail göndermek kısmet olsaydı bizim de önerimiz olurdu..
Temsil; oğlan evden çıkarken "Sen yorgunsun, ben de gideyim.." diyeceği yerde Berna'ya bir kafa atmalı.. Merdivenlerden inerken de "Herşey vatan için.." diye bağırmalı..
Aksiyonsa aksiyon.. Sosyal içerikse sosyal içerik..
Yarın: Bu Berna adam olmaz..