


Galatasaray'da güzeller ve çirkinler..
Galatasaray'ın bu yönetim tarafından beş yılda kurulan yerleşmiş kadrosu ne kadar güçlü olduğunu, oynadığı futbol ve aldığı sonuçlarla gösteriyor. En önemli, hatta "Yerlerine birini bulmak, dünyada zor" denen adamların yokluğuna rağmen, Galatasaray sahaya çıkıyor, takır takır oynuyor.. "Yıldızlar yok" denen maçta, bir başkası parıldıyor.
Türkiye'ye milli maç oldu mu B takımını göndermeye alışmış mağrur Fransa'nın medyası, Şampiyonlarının Galatasaray önünde hezimetten kurtulduğunu yazıyor..
Maçı bir hatırlayın.. "Bir gün gelecek, Fransız Şampiyonları bir Türk takımı ile oynarken, beş adamlarına 'Santrayı geçme' talimatı verip, savunma yapacaklar" deselerdi size, daha dün, ne düşünürdünüz?..
Galatasaray adı, Avrupa'da herkesin uykusunu kaçırır oldu.. Bunu her dış gezide görüyor ve hissediyoruz.. Bu az gurur mu, bu ülke insanı için..
Bu müthiş kadroyu kuran, bugünkü yönetimdir.. Bu müthiş kadroyu, bir takım ruhu içinde, en modern futbol sistem ve taktikleri içinde oynama düzeyine getiren de Fatih Terim..
Şimdi şu güzelliğe bakın..
Lucescu "Fatih Terim'e teşekkür ederim. Bana harika bir 'Takım' bırakmış" diyor..
Açık anlamı "Bu takımı Fatih Terim yarattı" demek.. Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek..
Kapalı anlam daha güzel.. Lucescu, Fatih'i layık olduğu yere koyarken, onun hala Galatasaray Camiası üzerinde dolaşan gölgesinden korkmadığını da ilan ediyor.
Fatih Terim'in Piontek'ten milli takımı devraldıktan sonra "Ben hiçbir miras devralmadım" deyişi ile karşılaştırın bir de..
Fatih Hoca ile, bu sözleri eleştirdiğim için bozuşmuştuk ilk.. Hoca, ne zaman kendine güvenmeye başladı, o zaman Piontek'in hakkını verdi.. Yıl geçti aradan..
Oysa Lucescu daha 5 ay geçmeden kendine güvenini ortaya koydu.
Lucescu'nun öncelikle basın toplantısında olmak üzere, duruşu, tavrı, konuşma edası da değişiyor dikkat ediyor musunuz?..
"Ben" der gibi artık.. Süklüm püklüm değil..
Bugüne dek tabelaya yansıyanların abartıldığı kadar büyük başarılar olmadığı görüşüm devam ediyor..
Yerleşmiş ve en güçlü Galatasaray'a bakın bir.. Bir de ötekilerin haline.. Galatasaray lider olmayıp ne yapacaktı?..
Şampiyonlar Liginde ilk turu Sturm Graz'ın lütfu ile geçmiş olmak da başarı değil..
Başarı şimdi ortaya çıkmaya başladı, ama birer devrelik..
Devamına bakacak ve karar vereceğiz..
***
Cüneyt Tanman'ın menajerliğe gelmesi de güzel.. Böylece Lucescu'nun en büyük gediği kapanacak, Romen Hoca, sadece takımın teknik ve fizik hazırlığı ile meşgul olacak.. Geri kalan bütün işler Cüneyt'e..
Cüneyt pırıl pırıl bir delikanlı.. Soğukkanlı.. Camiada seviliyor ve sayılıyor.. Aleyhinde konuşacak adam bulunmaz.. Bir söylemeden önce üç düşünür.. Galatasaray'daki zor görevi için olumlu özellikler bunlar..
Bendeki tek soru işareti.. Sonuna dek gidecek, gidebilecek mi?.. Sonuna dek dayanabilecek mi?.. Milli takımdaki benzeri görevden kısa zamanda ve sessiz sedasız kaçışını hatırladığım için, bu tek soru işaretim..
Yönetim Fatih Terim gibi Cüneyt Tanman'ın da arkasında kale gibi durursa, olur bu iş..
***
Basketbol takımının feci hali, bu yönetimin yüz karası.. Bu ülkeye basketbolu getirmiştir bu kulüp bir.. Faruk Süren yönetici olarak tüm yükselişini basketbol merdivenine borçludur.. Süren bugün başkansa, basketbol sayesindedir. Görevi bittiği için merdiven atılmış görünüyor.
Futbola harcananların yanında lafı bile edilmeyecek bir yatırım ve özenli bir yönetimle basketbol takımı, ligde adına yaraşır mücadele ederdi. Şimdi sonlarda sürünüyor, Fener'den 20 yiyor.. Faruk Başkanın yüzü kızarmıyor mu, takımın bu haline bakınca?..
Orhun'u da affetmiyorum.. Bir yönetimin sözlerini yerine getirmemesi bir şey, Galatasaray basketbol takımı kaptanının gemiyi ilk terk eden olması, bir başka şeydir.. Hem de Sultaniden yetişmiş bir Galatasaraylı (Acaba) Orhun, kaptan olarak arkadaşlarını toplamalı ve onlara Galatasaraylı olmanın ne demek olduğunu anlatmalı, peşinden gelenlerle mücadeleye devam etmeliydi. Hem sahada rakiplerle.. Hem de sahanın dışında yönetimle.. Orhun, tehlike anında gemiyi terkeden kaptanlara tarih bu ne dendiğini benden iyi bilir..
***
Galatasaray'da muhalefet, muhaletin dozunu kaçırmaya başladı. Galatasaray^da sorunlar, kulüp yetkili organlarına çözülür, gelenek budur. Muhalefet medyayı kullanmaya başladı.. Mektuplar, fakslarla nerdeyse muhbir vatandaşlık yapılmaya başlandı. Galatasaray beşinci kez şampiyon olursa, bir daha ulaşılmaz olur" diyerek haçlılar ordusu kuranların eline en büyük kozları, en büyük Galatasaraylılar verir oldular.
Biz muhalefet için "Ayıp oluyor" derken, Kulüp Başkanı Faruk Süren'in hem de en şöhretli (!) spor kanalına çıkıp, Galatasaray gelenek ve göreneklerinde hiç yeri olmayan, hiçbir belge ve bilgiye dayanmayan, hayali hedef gösteren saldırıları, ayıptan da öte oldu..
Galatasaray şimdi, çok eleştirdiğimiz rakiplerine benzeme yolunda hızla ilerliyor..
Bu gidişe "Dur" diyebilecek yetkili organ, Divan Kurulu.. Bu kurul üyeleri kıdemli Galatasaraylılar, görev zamanının geldiğini hala hissetmediler mi acaba?..
Oysa vakit geçiyor.. Saat 12'ye 5 var!.
Fenerliler dikkat!..
"Fenerbahçe, A'dan Z'ye yeni kurulmuş bir takım.. Zamana ihtiyacı var" diyorum, hep.. Ama Fenerbahçe'de öyle bir grup var ki, medyaya da sızmış.. Bu vakti vermemeye yeminli.. Fener ne zaman sahada iyi birşeyler yapsa, zehir sütunlardan akıyor.. Ali Sami Yen'den başarı ile başları dik çıkıyorlar..
Gazetelerde manşet..
"Rüştü dedi ki, 'Ofsayt taktiğini veren Mustafa Denizli değil, Mirkoviçtir.."
Fener, İstanbul'da hem de çok güzel oynayıp, Erzurum'u gole boğuyor..
Gazetelerde manşet:
"Taktiği Baliç verdi.."
Takımla hocası arasına başka nasıl dinamit konur bana söyler misiniz?.. Fenerbahçe, gerçek rakibi, dışarda aramasın sakın..
Sedat Simavi
ödülleri mi?..
O da ne?..
Sedat Simavi ödüllerini Spor'da kim kazandı, biliyor musunuz?. Bir yerde okudunuz mu, bir TV'de rastladınız mı?..
***
Yıllardır Sedat Simavi jürisindeydim.. Bir zamanlar bu ülkenin Nobel'i değerinde bir yarışmaydı.. Adaylardan biri olduğum kulağıma takıldığı zaman dahi heyecanla titrerdim. Beni spor jürisine davet edişleri bir teselli olmuştu, hatırlarım..
"Alamadım, ama şimdi verenler arasındayım" diye..
Erol Simavi Hürriyet'i sattı.. Simavi ödülleri bitti.. Simavi, babasının adını taşıyan bu en büyük ödüle de sahiplenmedi. Onu da Gazeteciler Cemiyeti'ne devretti.
Şimdi Simavi ödülleri tek sütun haber olmuyor.
***
Bu yılki jüri toplantısına 15 dakika geç gittim. Toplantı yeri değişmiş. Çemberlitaş'taki tarihi bina depremde hasar gördüğü için kapatılmış, toplantı Cağaloğlu'na eski binaya alınmış. Yürüyerek dönüş 15 dakikamı aldı.
Girdiğimde, Necmi Ağabeyin (Tanyolaç) Başkanlığında yapılan toplantı kararını vermişti bile..
"Biz ittifakla Olimpiyat Şampiyonları Hamza Yerlikaya ve Halil Mutlu arasında paylaştırdık ödülü" dediler.. Bir Olimpiyat şampiyonumuz daha vardı oysa.. O niye hisse almamıştı acaba?..
Oyun bozanlık yapmadım.. "Madem ittifakla çıkmış kararınız, katılıyorum" dedim.. Katılmasam ne olacak ki..
"Ama bazı görüşlerimi nakletmek istiyorum" dedim..
"Et bakalım" dediler..
"Hepimiz kabul edelim ki, bu ödüllerin, maddi, manevi zerrece değeri kalmamıştır. Kendi gazetelerimiz bile bu ödülü tek sütun duyurma gereği duymuyor. Televizyon kanalları da aynen öyle..
Ödül, hiç değilse alana bir teşvik, bir motivasyon olsa.. O da yok.. Hamza ile Halil bu yıl büyük olasılıkla televizyonlarda yayınlanan, gazetelerde tam sayfa yer alan çok görkemli törenlerle bir yığın "Yılın Sporcusu" ödülü alacaklar.. Sedat Simavi Ödülü'nü de almış olmak, onları pek fazla etkilemeyecek..
O zaman biz medyanın aldırış etmediği bu ödülü, herşeye rağmen kazandığında gurur duyacak, heyecanlanacak birilerine versek, çok daha anlamlı ve yararlı iş yapmaz mıyız?..
Bütün medyanın ödüle boğacağı Halil ve Hamza yerine, hemen hepsinin unutacağı (Milliyet, Yılın Sporcusu geleneğini bu ülkede başlatan ve yerleştiren Milliyet unuttu mesela) Süreyya Ayhan'a versek mesela.. Maraş'ta oranın ne imkanları ve ne hocaları varsa, orada çalışıp 2000 yılı Dünya Şeref Listesinde ilk 20 arasına girmeyi başaran, Olimpiyat tarihinde yarı final koşan ilk kadın, 1952'den bu yana da ilk atlet olan Süreyya Ayhan, kendisini herkes unutmuşken bu ödülü evinin en mutena yerinde saklar ve bu ödülün heyecanı ile, bir başka heyecanla devam ederdi çalışmalarına.. Kimsenin umursamadığı bu ödülü, umursayan birine verirsek eğer, bir işe yaramış oluruz, hiç değilse..
Benim için Yılın Sporcusu Süreyya Ayhan'dır.. Dünya çapında bir yetenek olduğunu kanıtlayan Ayhan, dünya çapında bir hoca ile çalışma imkanı bulabilirse eğer, 2004 Oyunlarında, Atina'da kürsüye hem de birinci olarak çıkar!.
Spor Bakanı Fikret Ünlü bu imkanları sağlayacağına söz vermişti Sydney'de..
Bugüne kadar ne yaptı acaba?..
Olimpiyattan sonra Süreyya nerde, ne yapıyor, bilen, ilgilenen var mı?..
O zaman bu ülkenin Olimpiyat yapmaya, Olimpiyat Şampiyonu çıkarmaya hakkı var mı?.