Sanırım biten yüzyılın ilk yarısında Prag hariç; ülke yönetimini protesto etmek için polislerin de sokak gösterileri yaptığına hiç bir yerde rastlanmamıştır.
İlk kez Türkiye'de rastlanıyor böyle bir duruma...
Bunun kendiliğinden olabileceğine inanmak zor...
Birileri, Türkiye'yi Avrupa Konseyi'nden de dışlatarak, tüm Dünya'dan kopartmak ve bir ambargo çemberine almak istiyor gibi sanki...
Bunun da yolu Türkiye'yi, bir kargaşa bataklığına güngünden daha çok itmekten geçer...
Ve derken bazı gizli ihtiraslar da şahlanır ve düzeni yeniden sağlama misyonuyla "sıkıyönetim"ler dönemi başlar...
Gerisi kolaydır... Em. Büyükelçi Şükrü Elekdağ'ın deyimiyle, "Türkiye düdük gibi tek başına kalıverir Dünya'da"...
Türkiye, tüm Dünya'da düdük gibi tek başına kalıverince ne olur?
Öncelikle Güney Kıbrıs Rum Devleti, tüm Kıbrıs adına kolayca giriverir Avrupa Birliği'ne...
Ankara, Kuzey Kıbrıs'a arka çıkamaz; arka çıkmaya kalkınca, demokratik ülkelerin ortak güçleriyle gözlemcilerini bulur karşısında ve ayrıca ambargo çemberi de daralmaya başlar...
Ve derken efendim, Türkiye'yi iyiden iyiye zorlayacak bir takım siyasal çalkantılar sonucunda; Ankara, Avrupa Birliği kriterlerini lamsız cimsiz benimseme dönemine girer ve hem asayiş düzeliverir, hem ekonomi rahatlar...
Sadece arada 10-15 yıllık bir iğneli fıçı dönemi yaşanmış olur.
Aşırı karamsar bir öngörü yapmak gereğini duyduğumuz için lütfen beni bağışlayın...
Ancak hiç de zor değildir Türkiye'yi böyle iğneli bir fıçı döneminden geçirtmek...
Nedenine gelince...
"Ulusal gelir dağılımındaki dengesizlik" açısından Tanzania'nın dahi altına düşmüş bir ülke, her türlü provakasyona açıktır; polislerin sokak gösterileriyle ülke yönetimini protesto etmelerine bile..
Ankara egemenlerinin kötü yönetimleri yüzünden biten yüzyılı da tam bir fiyaskoyla köküne kadar ıskalamış ve "adam başına düşen ulusal gelir birimi" açısından evrensel tabloda 93. sıraya düşmüş bir ülkede; polislerin aldığı maaş, Avrupa Birliği ülkelerindeki polislerin aldığı maaşların bilemem kaç kat altındadır...
Çağını ıskalamamış bir ülkede; yargıçların da, polislerin de, Belediyeler'de çalışanların da aldıkları maaşlar, hemen hemen ortak bir standartlık içindedir...
Öyleyse sormak gerekir:
- Türkiye hangi görünmez çarpıklıklardan ötürü ıskaladı biten yüzyılı?
Bunun yanıtı son 70 yılın saydamlaştırılmasında yatıyor. Örneğin, Hazine arazilerinin kimlere dağıtıldığında; Devlet Bankaları'ndan alınıp da geri dönmemiş kredilerin kimlere verildiğinde; kaç milyar dolarlık silah alındığında ve halk kitlelerinin hamaset demagojileriyle nasıl afyonlandığında..
Unutmayın ki, bugün Türkiye'de 73 bin cami varken, 370 bin de resmi lojman var...
Kimler hangi dönemlerde hangi paralarla yaptırdılar ki bunları?
Yine de enseyi karartmayın... Özellikle Washington, Türkiye'nin iğneli bir fıçı döneminden geçirilmeden de düzlüğe çıkmasına yardımcı olabilir. Çünkü Türkiye, globalleşme süreciyle bütünleşildiğinde nerelere erişilebileceğini kanıtlamak açısından; 200 milyonluk Akdeniz Müslümanları'na model olarak gösterilecek tek ülkedir..
Bu konularda militer dostların da ne düşündüklerini tam bilemiyoruz. Herhalde onlarda üniversel gerçekler açısından değerlendiriyorlardır olayları ve Bütçe'den binde 7 pay alan bir Adalet Bakanlığı'yla, çağdaşlaşılamayacağını görüyorlardır...
Ve inanın, saydamlaşma dışında, hiç de karmaşık değildir Türkiye'nin sorunları...
Saydamlaşmaktan ürkmeyecek kadar medeni cesaret sahibi olmak gerek...