|
|
Her yerde Aslan
Adana 'çetin ceviz' çıkınca keyifli bir maç oldu. İlk golü Cenk attı, Arif eşitledi. Serkan, maçın yıldızı Scheuer'i 90'da geçebildi
Galatasaray'ın yöneticisi olsam, dün akşamki maç yemeğini tahlile gönderirdim. Herhalde birisi bu yemeğe fena halde afyon karıştırmış olmalı. 40 yıldır Galatasaray'ı seyrederim, ben sahada böylesine afyon yutmuş gibi dolaşan futbolcular görmedim. Bir tatil köyünde sabah kalkıp sağlık için koşan ihtiyarlar bile, dünkü Galatasaray'ın toplam enerjisinden fazlasını harcamışlardır.
Lucescu gayet akıllı bir şekilde, ligde oynama şansı pek bulamayanlara "Gösterin kendinizi" düşüncesiyle bir takım kurmuştu. Sahadaki onbirden 8'i bu yıl devamlı oynayan takımında değillerdi. Bir Taffarel vardı, bir Fatih, bir de Popescu... Bu durumda ne beklersiniz? Gördük ki hiçbir şey beklememek gerekiyormuş.
Faruk neydi öyle?
Mesela Faruk... İnsan bu kadar yanlış oynayabilir. Bu çocuğa bireysel taktiğin ne olduğunu kimse söylememiş mi? Topu aldığı zaman bütün kararlarını ters verdi, bütün toplara yanlış vurdu. Adana'nın golü de öyle geldi zaten. Galatasaray bütün hatlarıyla hücuma kalkmışken ve ilerideki 5 adam deplase olmuş Faruk'tan top beklerken, geri döndü ve topu kendi yarı sahasındaki Popescu'ya atmayı tercih etti. Popescu da zaman zaman yapmaya pek meraklı olduğu hatalardan birini Faruk'un yanlışına ekleyince, ayağından topu kapan Cenk bomboş gidip golü attı. Aynı Cenk az sonra gene karşı karşıya kaldığı pozisyonda topu dışarı değil çerçeveye atsaydı, maçın sonu ne olurdu, bilemeyiz.
Oyun aslında hızlı başlar gibiydi. İlk 5 dakikada Adana 2, Galatasaray bir pozisyona girince keyifli bir maç seyredeceğimiz ümidine kapıldık. Ama hepsi Adana'nın golüyle bitti. 13. dakikada Arif'in uzaktan attığı güzel şut Galatasaray'ın ilk yarım saatteki tek görüntüsü oldu. Onun güzelliği de, daha sonra anladık ki, Arif'in ayağına oturmasındanmış. Arif ondan sonra maç boyu ne saçma sapan yerlerden, ne sallamalar yaptı, görmeliydiniz.
Takıma yeni girenlerden Vedat "Eh işte" dedirtirken, Emre güvensizdi. Peki kadroya neredeyse yerleşmiş milli bekimiz Fatih neydi? Yani insan piknikte gazozuna oynasa biraz daha ciddi olur. İnsanın en azından formasına ve arkadaşlarına saygısı olmalı. Allah'dan Lucescu bu saygısızlığa tahammül etmedi ve Fatih'i yarım saat dolmadan oyundan aldı. Peki Küçük Hakan girdi de ne oldu? Hiç bir şey... Sanki genelde B takımı havasında sahaya çıkan bu kadroda yer alan A takımı oyuncuları "Bizi niye oynatıyorsunuz? Bu takımda bizim işiniz ne?" der gibiydiler.
Hepsi hayâl kırıklığı
Orta sahaya çare arayan Lucescu önce Ahmet'i sonra Faruk'u oyundan almak zorunda kaldı. Bir tek kere topa doğru dürüst vuran Ahmet, onu da belki de istemeden gol pası yaptı. Arif "Al da at" topunu kaleye yuvarlayıp beraberliği sağladıktan sonra Ahmet kendini gene oyundan kaybetti. Ama Lucescu onu da buldu ve çıkardı.
Giren Ergün bir anda takımın en iyisi göründü. Takımı toparlıyor; topa iyi basıyor ve gayet iyi kullanıyordu. Ama son 15 dakikada o da tek başına oynama hevesine kapıldı. Öyle pozisyonlarda "Bu maçın kahramanı olacağım" dercesine, öyle egoistlikler yaptı ki, şaşarsınız. Lucescu hep yanlış oynayan Faruk'u da alıp Okan'ı sokunca, tribünler bir daha ümitlendiler. Ama Okan da görünmemeyi tercih etti. Oyunda varlığını kimse anlamadı. Tribünlerde bir endişe başladı, "Bu tatsız tuzsuz, kötü maç 30 dakika daha uzarsa ne yaparız." İşkencenin uzamasını Serkan önledi. Aslında Serkan'ın üzerinde durmak lazım.
Çok akıllı ilk hareketler yaptı. Ama gole kadar bunların arkasını getiremedi. Müthiş bir güvensizliği var. Nerede Samsun'daki "Bu sahanın kralıyım" diyen Serkan, nerede adeta korkudan tir tir titreyen adam... Boş kaleye dahi topu atmayı cesaret edemeyip pas yapmaya kalkışması bize Hakan'ı hatırlattı. Ama Serkan'da malzeme var. Üzerinde durulursa yararlı olur.
HINCAL ULUÇ
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|