Polis korsan yapabilir mi?
Toplumun her kesimi gibi gösteri yapmak, polisin de hakkı mıdır?
Polis, sesini duyurmak için slogan atmak, hükümeti protesto etmek, valilik binasına yürümek gibi yöntemlere başvurmalı mı?
3 bin polisin başlattığı İstanbul yürüyüşü nasıl değerlendirilmeli?
Bu bir kazan kaldırma mı?
Yeniçerivari ayaklanma mı?
Başkaldırı mı?
Yoksa;
Arkadaşlarını teröre kurban veren polislerin duygusal tepkisi mi?
İlgisizliğin, güç yaşam koşullarının, stresli çalışma ortamının getirdiği sıkıntıların dışa vurumu mu?
Münferit bir olay mı?
Soru işaretleri çok..
Protestolardan nasibini alan eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, eylem sürerken "Olay daha çok sıcak. 24 saat geçmeden değerlendirme yapmak doğru değil" diyerek sakin, sağduyulu bir yaklaşım sergilenmesini istiyordu.
24 saat geçti.
İstanbul'da olayın ateşi söndü.
Şimdi, değerlendirme zamanı...
Önce, isyanını tabanca kabzası göstererek ifade etmeye çalışan polisin gerekçesini sıralayalım:
1-Çevik Kuvvet görevi gereği hep sokakta, her an hedef olmaya müsait bir ortamda, günde 12-13 saat çalışıyor.
2-Maaşları yetersiz. Büyük çoğunluğu gecekonduda oturuyor. Lojman yok.
3-Polisin, özellikle Çevik Kuvvet mensuplarının elindeki silahlar yetersiz.
4-Ankara, özellikle Meclis, polisin taleplerini dinlemedi. Polisle muhatap olmak istemedi. Af yasası çıkarken rencide edildi.
5-Aynı hükümet, aynı milletvekilleri cezaevlerindeki eylemcileri muhatap aldı. Onlarla pazarlık masasına oturdu.
***
Peki, bu nedenle yürüyen polis haklı mı?
İşte sapla samanın karıştırıldığı yer de burası.
Polis isteklerinde haklıdır.
Ama, eylem yapmak hakkı değildir.
Polis, haklıyken haksız duruma düştü.
Polis, talep ve isteklerini siyasal iktidara duyurmak için çeşitli yöntemlere başvuran diğer tüm toplumsal gruplardan çok farklıdır.
Polisin üzerinde resmi üniforma vardır..
Belinde ise silah...Devletin verdiği silah.
Yaptığı eylem kelimenin tam anlamıyla korsan gösteridir.. Yani izinsiz korsan gösterileri engellemek için kurulan Çevik Kuvvet'in kendisi bizzat korsan gösterinin düzenleyicisi olmuştur.
Belinde silahla yürüyen üç bin, dört bin polisi kim durduracak? Kim yaptığınız korsan gösteri diyerek engelleyecektir?
***
İşte Adana'da yaşananlar. Polisler yaptıklarının kanunsuz olduğunu söyleyen Adana Emniyet Müdürü Şükrü Yetimoğlu'nu tartakladılar.
Özünde haklı olan taleplerle başlayan gösteri, karşı konulamaz bir eyleme, ardından itaatsizliğin getirdiği başkaldırıya dönüştü. Gerisinde onarılması güç tahribatlar bırakarak çığrından çıktı, maksadını kat kat aştı.
Sadece yürüyüş mü?...
Sloganlara ne demeli...
Bunlar polisin ağzından çıkacak sözler mi?
Duyunca kanım dondu.
Vatan Caddesi'ndeki Emniyet Müdürlüğü'nden Vilayete doğru yola çıkan eylemci polisler, İstanbul Üniversitesi'nin önünden geçerken "İşte burası, hain yuvası "diye bağırdılar.
Burası dedikleri yer üniversite...
Hain dedikleri de üniversite öğrencileri...
Bağıran 22-23 yaşındaki askerliğini bile yapmamış polisler... Muhatapları aynı yaşlardaki üniversite öğrencileri.
Bununla da yetinmediler:
"Dişe diş, kana kan intikam" diye bağırdılar. Yanlış olan bu.
Toplumu geren, haklı istekleri kanunsuz eyleme dönüştüren de bu.
Kuşkusuz bunu genç polislerin heyacanından yararlanmak isteyen provokatörler düzenledi. Ama unutulmamalı ki, sorumsuzca ekilen husumet tohumlarının bedeli ne yazık ki toplumun tüm kesimleri tarafından ağır ödeniyor.
***
Türkiye bunu yaşadı. Bir kez daha yaşamak istemiyor.
Yazının başında şu soruyu sormuştuk:
Her kesim gibi gösteri yapmak polisin de hakkı mıdır?
Evet, polis de hakkını aramalı. Ama sadece özlük hakları konusunda önceden izin alarak..
Çünkü, belde silahla yapılan korsan gösteri demokrasiyi tehdit ediyor.
Rastgele atılan sloganlar ise toplumsal barışı.
MEHMET TEZKAN
|