kapat

13.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Benim yapayalnız polislerim..

Neyi düşünüyorlardı acaba, Tahir, ya da M.Ali, nerden çıktığı belli olmayan kurşunlarla beyinleri dağılırken..

İstanbul'un en kritik, en stresli bölgesinde 12 saat süren nöbetlerini sona erdirmiş, evlerine doğru yola çıkarken..

Belki oruçluydular. Şöyle bir açmışlardı da, eve varmayı düşünüyorlardı, esaslı bir yemek için..

Esaslı yemek, lafın gelişi.. 300 milyon lira aylıkla, bir sıcak çorba koyabiliyorsa eşleri önlerine, esaslı oydu işte.. Ama düşünecek daha esaslı şeyler vardı..

Bayrama şunun şurasında ne kalmıştı?.. Ardından da yılbaşı.. Çocuklara bayramlık, yılbaşılık ne yapacaklardı, annesiyle.. Arkadaşlarının yanında boyunları bükük kalmasın diye.. Birşeyler yapmalıydılar, ama neyle.. Nasıl.. Ne zaman?..

Belki de bunları geçiriyorlardı, bir daha hiçbir şey düşünmeyecek beyinlerinden Tahir ile M.Ali..

Tahir ile M.Ali'yi kahpece vurdular.. Kendilerini savunmalarına izin vermeyecek bir pusu kurarak..

Peki niye vurdular?..

Vuranların Tahir ve M.Ali ile kişisel bir hesapları mı vardı?..

Hayır.. Tanımazlardı bile onları..

Peki niye vurdular?..

Polis üniforması giydikleri için.. Sadece ve sadece sırtlarında polis üniforması olması, onların idam kararları için yeterliydi..

Onlar cani bile değildiler.. Cani kurbanını bir sebeple seçer.. Bu seçimin sebebi yok.. Sırf polis öldürmüş olmak için öldürdüler onları, kahpece..

Gece boyu ekranlara baktım.. Aydınlarımız var ya, aydınlarımız, bir tanesi de gelip "Yargısız infaz" demedi..

Polisle çatışmaya giren terörist vurulursa, yargısız infaz.. Polis kahpece pusuya düşürülüp öldürülürse, "Eylem" adı bunun "Aydın" sözlüğünde..

***

Ben bunları yazarken, televizyonda canlı yayın vardı.. Polisler yürüyordu.. Ama polislerin arkasında, ben, sen, onlar, biz İstanbullular yürümüyorduk..

Onlar sayesinde geceleri evlerinde rahat uyuyan, onlar sayesinde, hırsızlara, katillere, tecavüzcü ve kapkaççılara teslim olmayan bizler, polisin yanında değildik..

3 otuz paraya çoğu zaman haftalık izinleri kaldırılarak, iki günde bir 24 saati geçen nöbetlere kalan, buna rağmen bir iftar sofrası kurup, çocuğuna bir bayramlık alamayan polislerin yanında değildik hiç birimiz.. Sayıları, araçları, teknolojileri ve yönetimleri yeterli olmadığı için yetişemedikleri zaman acımasızca eleştirdiğimiz, polislerimiz, yağmurun altında yapayalnızdılar..

Yapayalnız!..

BİZİM DUVAR
Başımıza taş yağacak yağacak. Önce ahmak öldüren sonra sağanak.

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Tanrı, kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yaşadığı günü armağan etti, kadınlar, geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık bir zamana sıkıştıkları için anlayışsız olurlar.

Ahmet Altan (Teşekkürler Nehir)

TEBESSÜM
Fıkra Fatih Çelik'ten...

Bir karpuz tarlası olan çiftçi, her akşam tarlasına çocukların dadandığını ve birkaç karpuzun eksildiğini farketti.

Epey düşündükten sonra, tarlaya bir uyarı levhası koymaya karar verdi.

"Dikkat karpuzlardan birine siyanür enjekte edildi!"

Ertesi akşam karpuz yiyemeden kaçan çocukları keyifle izledi.

Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında geziyordu. Karpuzlarını kontrol ederek eksik olmadığını düşünürken gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişti

"Şimdi o karpuzlardan iki tane var!"

Harika bir gençlik masalı..
Son zamanlarda bu kadar güzel, bu kadar tatlı, bu kadar duygulu bir film izlememiştim.. Çıtır Kızlar'dan söz ediyorum.. Size "Mutlaka görün" diye tavsiye edeceğim filmden..

Özellikle gençler görsünler.. Hele de genç kızlar.. Ve bana sorarsanız, bu defa sevgilileri ile elele tutuşarak değil, babaları ile gitsinler..

Çünkü baba-kız çatışması evrensel.. Amerika'da da var, bizde de.. Bizim evde de vardı..

Babam, Serpil'in güneş battıktan sonra sokakta kalmasına izin vermezdi.. O zaman öyleydi. Şimdi Helin Avşar, sabaha karşı 4.5'ta eve dönmezse azar işitiyormuş annesinden ya, hani..

Serpil Kolej'de okuyor.. Ankara'nın en özgür okulu bir yerde.. Kız arkadaşları gezip tozuyor, Serpil akşam sinemaya, tiyatroya gidemiyor, ertesi sabah okulda arkadaşları diskoda ne kadar eğlendiklerini anlatırken.. Sıkıntısını hissediyorum..

Bir gece eve çok geç döndüm.. Babam, geceleri sabahlara kadar nerdeyse, oturur ve yazardı.. Gene yazı masasının başında.. Girdim odasına.. Az biraz havadan sudan.. Sonra sözü Serpil'e getirdim.. "Kızına güvenmiyorsan eğer baba, bu kendine güvenmiyorsun demektir.. Demek onu yeterince eğitemediğini düşünüyorsun.."

İki oğlu olmasına rağmen doğduğu gece "Niye kız" diye hayal kırıklığına uğrayan babam için, kısa zamanda en sevgili evlat olmuştu, Serpil.. Hepimizi çok severdi ama, bilirdim. Serpil'in yeri başkaydı..

Bam teline basmışım babamın.. "Nasıl güvenmem kızıma.. Benim sorunum onunla değil.. Etraf ne der?.."

Serpil gece bir vakit eve geliyorsa, babamın ondan zerre endişesi yok.. Korkusu, o saatte eve geldiğini gören komşular ne der?..

"Etrafın canı cehenneme" dedim.. "Biz burada bir aileyiz.. Kendi hayatımızı en sıcak, en mutlu yaşamak için.. Bu yaşamı etrafın yönlendirmesine izin verirsek baba, senin kurduğun bu aileye en büyük kötülüğü ederiz.."

Babamı ikna ettim mi, etmedim mi bilmem.. Çünkü sorunu kafamda çözdüm..

"Gece çıkmak istediğin zaman bana haber ver. Ben seninle çıkarım evden. Gece de seninle dönerim. Arada keyfine bak.." dedim Serpil'e..

"Etraf ne der!.." Tabii gerçek payı var bu soruda.. Ama öte yandan kaçmanın da en kolay yolu..

"Benim seninle sorunum yok, ama etraf ne der" dedin mi, akan sular duruyor..

Duruyor mu acaba?..

***

Küçük kasabanın genç kızı Piper Parebo, yetenekli bir şarkı yazarı.. Bir gün, iki ayağının üzerinde tek başına durmak, yeteneğinden yararlanmak için New York'a gitmeye karar veriyor.. Küçük kasabanın otoyol geçiş biletçisi baba için New York, vahşi bir orman.. Bir yığın canavar kızı parçalamak için tuzaklar kurmuş bekliyor.. Bu yüzden istemiyor.. Karşı çıkıyor.. Piper gidiyor gene de.. Geçimini temin etmek için çılgın bir barda, Coyote Ugly'de çalışmaya başlayınca ve bu bardaki fotoğrafları gazetelerde yayınlanınca da "Etraf" diye çılgına dönüyor, babası..

Sonra..

Dedim ya.. Bir masal bu.. Gençlik masalı.. Aşksız masal olur mu?.. Bu arada Adam Garcia ile karşılaşıyor Piper.. O da yakışıklı, şirin, duygusal bir delikanlı.. Tam bir Romeo.. Kıza nasıl destek oluyor, nasıl sahipleniyor.. O da ayrı hikaye..

Filmde müthiş bir müzik de var.. Hem bugünden.. Hem nostaljik.. Pek çok melodiye aşinasınız zaten..

"Falling in love with you" derken Elvis, ben daldım gittim, mesela..

Yaşamınıza bir renk, bir güzellik katın iki saat için.. Bu harika gençlik masalını mutlaka izleyin..

Ama mutlaka..

Yaşa sen M. Ali!..
Mehmet Ali Erbil "Benim sevdiğim kadını aldattığımı daha tarih yazmamıştır.."

İlginç bir itiraf..

Demek M.Ali bugüne dek hayatına giren kadınların hiçbirini sevmemiş!..

Ayıp ettin Süren!..
Faruk Süren, milyonlarca izleyicinin gözlerinin içine bakarak, Galatasaray'ın temeline dinamit koydu..

"Birileri futbolculara '100 milyon dolarla geliyoruz. Bu yönetimden kurtulun' demiş.. Ben bunları biliyorum" diyerek.

Biliyorsun da niye açıklamıyorsun başkan?..

Galatasaray'ı Galatasaray yapan, içinde bu tür insanları barındırmamış olmasıdır.

Biliyor ve açıklamıyorsan, Galatasaray'a ihanet ediyor, bu kulübün binlerce üyesini töhmet, dedikodu, zehir çemberinin içine atıyorsun demektir. Ya da hiç birşey bilmiyor, yalan söylüyorsun. Bunun başka türlüsü yok.

Açıklayamıyorsan, sus hiç konuşma..

Konuşuyorsan, erkekçe açıkla.. Adlarını da söyle, herkes bilsin..

Galatasaray'a, Galatasaray'ı Galatasaray yapan, onu ötekilerin hepsinden ayıran geleneklere ihanet etme, Başkan!.

Ayıp, hem de çok ayıp oluyor!..

Spor ve Muska!..

Özellikle futbolda uğura inanma çılgınlığı sonunda muskaya kadar vardı ya.. Sohbette laf buraya gelince Avni Özgürel, benim yıllanmış dostum, Radikal yazarı Avni "Spor ve muska bugüne has birşey değil" dedi ve anlattı:

***

Vakti zamanında Manisa sancağında, köpek yarışlarına çok meraklı bir paşa varmış, ama dünyanın parasına arattırıp buldurduğu, çok iyi baktırdığı köpeği bir türlü yarış kazanamazmış..

Etrafındakiler "Paşam bu köpekte bir büyü var.. Yoksa kazanmaması imkansız" demişler..

Peki ne yapılacak o zaman..

"Tekkede nefesi fevkalade güçlü bir şeyh var. Ona bir muska yazdıralım.."

Emir vermiş paşa.. İki inek kestirilmiş.. Parçaları 40 torbaya taksim edilmiş, tekkeye yollanmış..

"Köpeğe muska olur mu" diyecek olmuş şeyh.. Sonra bakmış, içleri et dolu dağ gibi yığılmış torbalar.. Oturmuş, yazmış.. Muskayı katlamış, ipe bağlamış vermiş paşanın adamlarına..

Köpek boynunda muska, koşmuş bu defa.. Ve gene kaybetmiş..

Paşa "Bu ne menem muskadır, tez getürün şunu bana" diye emreylemiş.. Getirmişler.. Paşa muskayı açmış ve okumuş:

"Tamah ettim etine

Muska yazdım itine.

Kazansa da, kaybetse de ....(şey)ime.."

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır