kapat

13.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Ankara "sanal"ından, üniversel "gerçekler"e...

Önce şunu söyleyelim ki, benim yaş kuşağımın Türkiye nüfusuna oranı şu sırada yüzde 5. Önümüzdeki 5 yıl sonunda bu oran yüzde 2-3'e inecek...

Yani efendim 21. Yüzyıl bizim kuşağımızın yüz yılı değil...

Ancak yine de 21. Yüzyıl'da Türkiye'yi nelerin beklediğini insan merak ediyor...

Soruyu biraz daha keskinleştirelim:

21. Yüzyıl içinde Türkiye, "küreselleşme süreci"yle bir bütünleşmeyi gerçekleştirebilecek mi; yoksa "küreselleşme süreci"nin çok daha hızlanacak değişim rüzgarlarıyla, etkinliği rendelenen bir erimeye mi uğrayacak?

Bugün doğan bebekler de dahil, yüz yıl sonraki İstanbul'u pek az kimse yaşayacak... Bugün Türkiye'nin, yüz yıl sonraki İstanbul üstüne öngörüler yapabilecek bir kurumu yok...

Bunun da nedeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin; Hazine'den geçinmeli kadroların üst kademelerine göre biçimlenmiş "kabuk devlet" yapılanmasından, halk kitlelerine servis veren "teknik devlet" yapılanmasına geçememiş olması...

Bize göre yüz yıl sonraki İstanbul; hem Türkiye, hem de Dünya için çağın tüm teknolojileriyle donanmış evrensel 4 başkentten biri olacak... Ve özellikle de hem Bizans uygarlığı, hem de Osmanlı dönemi; tam bir küreselleşme sentezi içinde tüm haşmetiyle ortaya çıkarılacak... Cumhuriyet döneminin çizgileri ise Ğozan ve yazarların belgeselleşmiş yapıtları dışında- pek keskinleşemeyecekmiş gibi görünüyor yüz yıl sonraki İstanbul'da...

Ve yine bunun da nedeni Cumhuriyet dönemi egemenlerinin; üniversel gerçekler dışında, hamaset afyonlamasına dayalı, kendi çıkarlarına uygun sanal koşullanmalar yaratmaları...

Örneğin "önce vatan..." , "bir Türk cihana bedel", "şanlı tarih", "süngümü demir gibi ellerimle kavradım, şanlara zaferlere yürüdüm adım adım" türünden bir koşullanma; hem eksisi artısıyla objektif bir tarih bilincini iğdiş etmiş; hem de evrensel tabloda ekonomik açıdan Türkiye'nin pozisyonunu maskelediği için, siyasal demagojiler arkasında talancılıkla hapazlamacılığın yaygınlaşmasına neden olmuştur...

Oysa 1878 Berlin antlaşmasına ait tutanakların tüm tarih derslerinde okutulması gerekirdi.

Çünkü 1877-78 Osmanlı-Rus savaşındaki rezalet yenilgiden sonra imzalanmış olan Ayastafanos (Yeşilköy) antlaşmasının yerini alan Berlin Antlaşmasında; İngiltere Başbakanı Disraeli'nin, Osmanlı Devleti üstüne yaptığı bir öngörü vardı:

- Maalesef bu devlet yok olmaya mahkumdur.

Disraeli'nin bu öngörüsü nasıl oldu da 40 yıl sonra gerçekleşiverdi?

Türk okullarında da böyle bir öngörünün analizlerini yapmak ve üniversitelerde de evrensel gerçekler karşısında Ankara'nın durumunu sık sık gözden geçirmek gerekmez miydi?

Matematiğe dayalı bir gerçekçilik yerine, hamasete dayalı sanal söylemler yeğlendi hep...

Ve Türkiye "adam başına düşen ulusal gelir birimi" açısından evrensel tabloda 93. sıraya yuvarlanarak, kötü yönetimler yüzünden 20. Yüzyılı da acı bir fiyaskoyla köküne kadar ıskalamış oldu.

Peki Yunanistan, 2. Dünya Savaşı da dahil, onca beladan geçtiği halde 20. Yüzyıl'ı neden ıskalamadı?

Çünkü Soğuk Savaş yıllarında, Atina "artı bir ray"ın üstüne otururken, Ankara "eksi bir ray"ın üstüne oturdu...

Yunanistan "Atina-ABD-NATO" ilişkilerinin eleştirilerini yasaklamadı. Türkiye yasakladı ve bu yasaklar arkasında bir yığın uğursuz avantacılık nedeniyle Türkiye, "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 65 basamak altına düşüverdi.

Bugün Türkiye "Avrupa Birliği"yle bütünleşmesinin de dışına düşme rotasında...

Bu da 20 yıla kadar Türkiye'nin "adam başına düşen ulusal gelir birimi" açısından evrensel tabloda 93. sıradan, 105. sıraya düşmesine neden olacak... "Yaşam kalitesi açısından" ise Yunanistan'ın 65 basamak altındayken, 75 basamak altına düşmesine...

Tüm bunlar artık benim kuşağımın sorunları değil...

Değil ama, ne bileyim ben, insanın gönlü de elvermiyor, sanal bir afyonlanma içinde halk yığınlarının böylesine tutamaksız bırakılıp, küreselleşme rüzgarlarının üniversel gerçeklerinden koparılmasına...

Acaba Disraeli sağ olsa şimdi ne derdi; hele Adalet Bakanlığı'na Bütçe'den ayrılan payın binde 7 olduğunu gördüğünde...

"Yönetmek öngörebilmektir" derler...

Ankara egemenleri yüz yıl sonraki İstanbul'u öngörebiliyorlar mı? Hoş, 20. Yüzyıl bitiminde, Türkiye'nin "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 65 basamak altına düşmüş olacağını da ne kadar öngörebildiler ki?..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır