Eh.-i Beyt sözlükte "ev halkı" demektir. Özel anlamı ile sevgili Peygamberimiz'in ev halkını ifade etmektedir. Kimlerin ehl-i beytten sayılacağı ile ilgili bazı farklı görüşler olmakla birlikte, İslam literatüründe ehl-i beyt kelimesi, Hz. Peygamber'in soyundan gelenleri ifade eder ki, bunlar mübarek eşleri, kızı Hz. Fatıma, damadı Hz. Ali ve onların çocukları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir.
Kuran-ı Kerim'de ve hadis-i şeriflerde ehl-i beyte özel önem verilmiş, müslümanlar onlara karşı sevgi ve saygı hisleri duymaya davet edilmiştir. Bütün müslümanlar da bu davete icabet etmişler, ehl-i beyt sevgisini birlik ve beraberlik şuurunun ortak paydası haline getirmişlerdir. Konuyla ilgili Kuran ayetlerinde:
"... Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." (Ahzab, 33)
"... De ki, Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum..." (Şõra, 23)
Hz. Peygamber'in eşleri müminlerin anası sayılır
Ayrıca Hz. Peygamber'in eşlerinin; müminlerin anaları olduğu (Ahzab, 6), onlarla evlenmenin asla caiz olmadığı (Ahzab, 53) savaşta elde edilen ganimetlerden Hz. Peygamber'in arkabalarına hisse ayrılması gerektiği (Enfal, 41; Haşr, 7) ifade edilmiştir.
Hz. Peygamber'e ve akrabalarına zekat verilmesi de yasaklanarak onlara karşı toplumda var olan sevgi ve saygının sarsılmasına ve onların bir şekilde rencide edilmelerine müsaade edilmemiştir.
Namazlarda tehiyyatdan sonra okunan dualarda "... Al-i Muhammed" ifadesiyle Hz. Peygamber'e inananlara ve onun soyundan gelenlere dua edilmektedir.
Müslümanlar Ehl-i Beyt'e karşı muhabbet duymuştur
İslam'da Allah için sevmek ve Allah için sevmemek, sevginin en belirleyici ölçeğidir. Allah'ı sevmek, sevginin hem ilk ve hem de nihai hedefidir. O'nu sevmek tabiatıyla Hz. Peygamber'e inanmaya, ona tabi olmaya ve onu sevmeye (Al-i İmran, 31); Hz. Peygamber'i sevmek de onun emanetlerine sahip çıkmaya ve onun sevdiklerini sevmeye götürür. İlk müslümanların kendilerine reva görülen her türlü eza ve cefaya karşı koymalarında Allah ve Resulüne inanıp, gönülden sevmelerinin büyük tesiri vardır. Bu iman ve sevgi, çok kısa zamanda başarılması mümkün görülmeyen ve hemen hayrete düşüren büyük işleri başarmada, onları motive eden en önemli unsur olmuştur.
Müslümanlar, Hz. Peygamber'i sevmekle kalmamış, onunla alakalı her şeye muhabbet duymuşlardı. Söz konusu sevgi ehl-i beyte mensup olanları da kuşatmış, kuşaktan kuşağa geçerek günümüze kadar ulaşmıştır.
Ehl-i beyte mensup olan ve yüce İslam dininde en önemli şahsiyetlerden biri olan Hz. Ali'nin ismi anıldığında, "Allah onu şerefli kılsın" anlamında "Kerremallahu vechehõ" ya da Türkçe olarak "Efendimiz" diye saygı ve sevgi sözcükleri kullanılır. Ayrıca Hz. Ali'ye "Razı edilmiş" anlamında "el-Murtaza" ismi verilmiştir.
Yukarıda ifade edilen hususları inceleyip üzerinde aklı selimle düşündüğümüzde, ehl-i beyt sevgisinin bütün müslümanların birlik ve beraberliğini pekiştirecek önemli unsurlardan biri olduğu kolayca ortaya çıkmaktadır. İfade ediliş açısından bir anlamda izafi yönü de olan sevgi mefhumu ayrılıklara, dargınlıklara asla yol açmamalı, bilakis müminlerin birbirinin eksikliklerinden, yanlışlıklarından çok, olumlu ve güzel yönlerini görmelerie vesile olmalıdır.
Yazımı İmam Şafi'nin bir şiiri ile noktalamak istiyorum:
"Hz. Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i sevmek Râfızlık ise insanlar ve cinler şahit olsun ben de Râfızıyım."
MEHMET NURİ YILMAZ