Beşiktaş'ın olağanüstü kongresinde ne yazık ki bulunamadım. Aynı gün Siirt'teydim. Arkadaşlar anlata anlata bitiremiyorlar. Harika bir topluluk varmış. Son derece seviyeli geçmiş. Yönetim projesini anlatmış, açıklamış. Bu arada eleştiriler de olmuş, kuşkular dile getirilmiş, uyarılar yapılmış. Bunlar olacak, olmalı. Hiçkimse yadırgamasın, kınamasın. Ortak sevgili Beşiktaş. Demokratik ortamda herkes düşüncesini özgürce söyleyecek, söylemeli.
Kongrenin hemen öncesinde 2 gün üst üste bu sütunlarda ben de konuyu enine boyuna Beşiktaşlılar'ın önüne koydum. Değişik görüşleri yansıttım ve sonunda, "Benim oyum evet" dedim.
Vay sen misin diyen! Birkaç kişi bana fena bozulmuş. Sağolsunlar, futbol yorumlarımı beğenirlermiş. Ama ben ekonomist değilmişim ve nasıl böyle kesin yargıya varırmışım. Oysa ben ekonomi yorumu filan yapmamış, sadece konuştuğum pek çok uzmanın fikrini aldıktan sonra kişisel kararımı açıklamıştım.
İşin ilginç yanı, kongre üyelerinin en az % 0'ı benim gibi ekonomiden anlamayan garibanlar (!) Bizler meğer ne haddini bilmez insanlarmışız (!) Ben gazetemde ahkâm kesiyorum, üyeler de kongrede oy kullanıyorlar!.. Bakın siz şu işe!.. O birkaç kişiye sesleniyorum; aman ne olur etmeyin eylemeyin, bizlere kızmayın!.. Bundan sonra hangi konuda olursa olsun sizlere danışmadan görüşlerimizi açıklamayacak ve değil elimizi, parmağımızı bile kaldırmayacağız!.. Neyse, bırakalım bu komediyi.
Şimdi kongre üyelerinin görevi daha büyük. Herkes oyunun peşinde olmalı. Denetleme ve uyarma görevini eksiksiz yerine getirmeli. Şirketin ana sözleşmesi, yönetim ve danışma kurulu tarafından en iyi şekilde düzenlenmeli.
Kongre oybirliğiyle başkanına güvenini tazeledi. Başkan ve yönetim bu güvene yanıt vermek zorunda. Gelişmeleri adım adım izleyeceğiz. İzlemekle de kalmayacak, projenin sıkı takipçisi olacağız.