Modern toplumlarda, insanın yaratıcı enerjisini yönlendiren yepyeni bir konsept ortalığı kasıp kavuruyor.
Klasik zekanın hükümranlığına son veren Duygusal Zeka'nın en önemli parçalarından birini oluşturuyor bu konsept!..
"Empati" diyorlar adına...
Bizim dilimize, "kendini başkalarının yerine koyma" olarak çevrilebilir.
Kendimize mutlaka sormalıyız:
Türkiye'nin "empati yeteneği" acaba hangi düzeyde, diye...
Empati'nin ortaya konulamadığı ya da ortaya konulmasına izin verilmediği ortamlarda, insanın gerçek enerjisinin de ortaya çıkamayacağı, adeta bir fiziksel doğru olarak algılandığına göre, bizim toplumsal sorunlarımızın altında, üstelik de çok derinlerde "empati noksanlığı" mı yatıyor acaba?...
Sosyal, politik ve ekonomik ilişkilerde, kaçta kaçımız kendimize sıkça başkalarının yerine koyabiliyoruz?
Karşılıklı anlaşma, birbirini kolayca anlama, ortak bir hareket zemini yaratma ve bu birliktelikten yeni enerjiler üretme konusundaki "bocalamamıza" bakacak olursak, empatiyi hayli ihmal ettiğimiz düşünülebilir.
Türkiye'deki hakim davranışın, "kendini başkalarının yerine koyma" değil, "kendi duygu ve düşüncelerini başkalarına baskı ve zorla kabul ettirme" olduğu herhalde hepimizin malumudur.
Bir an ya da bir süre için...
Öğretmenin, kendini öğrencisinin yerine koyması...
Komutanın, kendini askerin yerine koyması...
Patronun, kendini işçisinin yerine koyması...
Annenin, kendini evladının yerine koyması...
Erkeğin, kendini kadının yerine koyması veya tersi...
Özgür olanın kendini, hükümlünün yerine koyması...
Hakimin, kendini sanığın yerine koyması...
İbadet orucu tutanın, kendini ölüm orucu tutanın yerine koyması...
Para kazanabilen birinin, kendini işsiz arkadaşının yerine koyması...
Kuşku yok ki, bunu başarabilen insan, çevresini çok daha iyi anlayacak, anladığı oranda da hem kendinin hem de çevresinin gelişmesine etkin biçimde katılacaktır.
Kendini, başkasının yerine koymak, onun fikirlerini hemen paylaşmak anlamına gelmiyor.
Onu anlamak anlamına geliyor.
Birbirini daha çok ve daha kolay anlayan insanların oluşturduğu irili ufaklı sosyal birimlerin (Bunlar ekonomik, sosyal ve siyasi birimler olabilir) daha yaratıcı, etkin ve başarılı olacakları artık tartışılmıyor bile...
Empati'yi becerebilmek için insanın ille de yüksek tahsilli ve kültürlü olması da gerekmiyor...
Biraz çaba sarfetmek, kendini eğitmiş olmak, küçük bir sabır ve fedakarlık yetiyor.
İşte çok basit bir örnek:
Çocukken, sokakta oynar, oynar sonra acıkmış olarak eve koşardık. Sofraya oturma zamanı olmadığından annelerimizden, üzerine yağ veya salça sürülmüş bir dilim ekmek isterdik.
Türkiye'de yaygın yoksulluk ve yoksunluk vardı.
Aldığımız cevabı hatırlayın:
"Bir dilim ekmeği bulamayacak arkadaşlarınız imrenir, doğru olmaz, akşama sofrada yersin!"
İşte bu davranış, kendini, başkalarının yerine koyma davranışıdır.
Farkında olmadan bizleri bir parça eğitmiştir de mutlaka...
Ama, modern zamanların hoyratlığının, iş aleminin keskin kılıçlarının ve amansız rekabetin, insanlardaki bu yeteneği, bir hayli körelttiği de gerçeklerimizden biridir...
İzin verirseniz, içimizdeki uyuyan enerji "empati"yi yarın da tartışacağız...