kapat

11.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Sayın Başbakan, durdurun ölümleri...!

Sayın Başbakan! Siz ölüm orucunun ne olduğunu herkesten iyi bilecek durumdasınız.

Bir amaç uğruna ölüme yürümenin, pasif direnişin, kendi bedenini silaha dönüştürmenin felsefi anlamını hiç olmazsa Hindistan tarihinden, Gandi'nin açlık grevinden tanıyorsunuz.

Buradaki amaca katılmayabilirsiniz, ama çözüm, iki dudağınızın arasındayken bunu esirgeyemezsiniz.

***

Sayın Ecevit!

Azrail'in kol gezdiği koğuşlara girdik önceki gün... İsyan karargahına dönüşmüş kodeslerde ölümün çiğ kokusunu duyduk.

Soğukkanlı bir kararlılıkla, ucunda ışık gördüğü bir uçuruma gönüllü atlayan tutuklularla konuştuk.

Orakların, çekiçlerin, kırmızı-sarı parti ve cephe bayraklarının, gitar ve bağlamaların, hükümran lider resimlerinin, koca puntolu asi sloganların altında ölmeye yatmış direnişçilerle tanıştık.

Ölüm koşusunun 46. günündeydiler. Bedenleri iğne ipliğe dönmüş, benizleri solmuştu. Kırmızı bir bandın gölgesindeki gözbebekleri çukurlarından fırlamış gibiydi.

3 örgüt temsilcisi, karargaha dönüştürülmüş bir koğuşta, sakin bir ses tonu ve ürkütücü bir kararlılıkla konuştular:

"10 güne kadar ölümler başlar" derken sıradan bir haber verir gibiydiler.

"Çocuklar, sizi dinlemeye geldik" diye lafa giren Yaşar Kemal'in gür sesi, Orhan Pamuk'un heyecanlı ikna çabaları, Oral Çalışlar'ın ağabeyce öğütleri, Zülfü Livaneli'nin ara formülleri ölümden vazgeçirmelerine yetmedi.

Caymadılar.

***

Çözüm, hücre sisteminden vazgeçilmesinde...

"Erteledik" sözüyle yetinmiyorlar. "Durdurduk" vaadine güvenmiyorlar.

F-tipi vazgeçildiği açıklanana dek eylemi sürdüreceklerini söylüyorlar.

Siyasi hüviyetlerinden dolayı cezalandırıldıklarını, adaletin olmadığı bir ülkede cezaevindeki saldırılar karşısında can güvenliğinin yegane garantisinin koğuş sistemi olduğuna inanıyorlar.

Koğuşta bile Ulucanlar Cezaevi'ndeki türden bir katliam yaşanabiliyorsa, mahkumlar kafaları kırılarak, kolları koparılarak öldürülüyorsa, ağır hastaların bile hastaneye sevkleri yapılmıyorsa, dar alanda yalnız başına kıstırıldıklarında tamamen korunmasız kalacaklarından endişe ediyorlar.

Bu katliamların hesabı sorulmadığı, sorumluları yargılanmadığı, Burdur vahşeti unutulmadığı ve hükümet bunlar karşısında sessiz kaldığı için yarın endişesi taşıyorlar.

Vazgeçerlerse iki gün sonra kamuoyundaki duyarlılığının kaybolacağını düşünüyorlar. "Bugün bazılarımız ölmezse 6 ay sonra F-tipi cezaevlerinde

hepimizi öldürecekler" diye düşünüyorlar.

Hücrede böyle ölmektense hücre hücre kendilerini öldürmeyi yeğliyorlar.

96'da ölüm oruçlarından vazgeçerken verilen sözlerin yerine getirilmediğini, bugün de "Durdurduk" sözünün yarın "vazgeçtik"e dönüşebileceğini söylüyorlar.

Sadece ölerek kamuoyunu sarsabileceklerini, çığlıklarını bir tek Azrail'in duyurabileceğini düşünüyorlar.

Ölüyorlar.

***

Koğuş duvarlarında 96 ölüm orucunda can verenlerin resimleri var:

Yan yana 12 resim...

Hemen altında boş çerçeveler duruyor.

Bir direnişçi, alttaki boş çerçeveyi gösterip, "Bir hafta sonra orada benim resmim olacak" diyor gururla...

Ölüm o kadar yakın, o kadar tanıdık...

Aftan hiç söz etmiyorlar. Daha da acısı, çıkan aftan yararlanabilecek 12 mahkum, ölüm orucuna devam ediyor.

Dışarı çıkabilecekken toprağa girmeyi yeğliyorlar.

Bekliyorlar.

***

Sayın Ecevit!

Dün insan hakları evrensel beyannamesinin kabulünün 52. yıldönümüydü.

Bu yıldönümünü mahpus kapılarından çıkacak cesetlerle kutlamak istemiyoruz.

Eski bir mahpus olarak içeridekileri anlamanızı, "Bu eylemi örgüt baskısıyla yapıyorlar" dedikçe onları hepten ölüme ittiğinizi fark etmenizi bekliyoruz.

Meclis İnsan Hakları Komisyonu'ndan Mehmet Bekaroğlu Meclis Genel Kurulu'nun arkasındaki salonda size "Gelecek hafta cezaevlerinden 50 tabutun çıkmasına hazır mısınız" dediğinde duygulandığınızı da biliyoruz.

Bu işi operasyonla "çözmek" isteyenlerin olduğunu da görüyoruz. Bunun cezaevlerini ve Türkiye'yi nereye götüreceğini tahmin ediyorlar. Belki de o sonucu istiyorlar. İçerdekiler de bu ihtimali göze almış durumdalar.

***

Siz böyle bir çözümden yana olamazsınız.

O yüzden bir çare bulmak zorundasınız.

Size ait olmayan, Adalet Bakanı'nın bile içine sinmeyen ve eleştiriler karşısında durdurmak zorunda kaldığınız bir projede ısrarın yararı olmadığını görmenizi ve çözümü konunun uzmanı, içerdekilerin de sizlerin de güvendiği sivil toplum kuruluşlarına bırakmanızı talep ediyoruz.

Lütfen... bir Başbakan, bir siyaset adamı, bir şair, bir insan olarak bu can pazarına engel olun!

Ölümleri durdurun!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır