kapat

11.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Aş görende giriş, iş görende sıvış..

Yazar, eskinin Süslü Karakolu diye bilinen Chef's adındaki ünlü restorana davetlidir.. Gidip yiyeceklerini tadacak, değerli kamuoyuna fikir veren bir yazı yazacaktır.. O yüzden fukara dümbeleği gibi gergindir..

İstanbul'un bütün ünlü restoranlarının bir tek şefi var.. Sadece bu Chef's denilen yerde iki şef var.. Benzeri lokantalara üstünlüğü buradan..

Şeflerden biri Güney Afrikalı bir beyaz.. Adı da Mike Norman..

İstanbul'da ne işi var, diye meraklananlar için yazıyorum.. Mandela'nın zulmünden kaçmış.. Güney Afrika'de eskiden beyazların sözü geçerdi..

Fakat zenci lider Mandela aftan yararlanıp hapisten çıkınca, kurulu düzeni yıktı.. Yerine siyahlardan oluşan bir yönetim koydu.. Beyazlar da yeni yönetimin zencileri oldu..

Memleketin yeni efendisi olan zenciler, beyazların elinden çıkma yemeklerden tiksiniyorlardı.. Beyaz birini gördüklerinde akıllarına Tarzan ve Jane geliyordu..

***

Hal böyle olunca Mike Norman ülkede tutunamadı.. Karayolu üzerinden hareket ederek, Kahire aktarmalı olarak Türkiye'ye geldi.. Şimdi Chef's nam mekanın iki aşçısından biri olarak; zencilerden gördüğü zulme, yaptığı yemeklerle karşılık veriyor..

Diğer aşçı ise Marco Anzani adlı bir İtalyan.. Gözlerini kısarak baktığından Japon gibi duruyor.. Kendisi katolik ve kürtaj yanlısı.. O yüzden kürtaja karşı olan Papa'dan nefret ediyor..

Mehmet Ali Ağca'nın Mesih olması, bir Mesih olarak Papa'yı vurması onu çok etkilemiş.. O sebepten yaşamak için Türkiye'yi seçmiş.. Meyvelerden mişmişi, mevsimlerden kışı, artistlerden Kakılmış'ı çok seviyor..

Şefin tavsiyeleri..

Dört kişiyiz demiştim ya! Ercan, Gülse, Zeynep ve ben; bardan restoran kısmına geçtik, bize ayrılan masaya oturduk..

Mekan gönüllere ferahlık veren cinsten bir "dilküşa" değilse bile şık.. Ayrıca rahat.. Yani idare eder..

Önümüze birer tane mönü kondu.. Şık restoranlarda en korktuğum fasıl budur.. Ne yediğimi bilememekten korkarım.. Allahtan gurubumuzun lisan sorunu yok..

Mönü üç parça.. İlk sayfada "başlangıçlar" yer alıyor.. İkinci sayfa "ana yemeklerden" oluşuyor.. Üçüncü sayfada ise "Şefin tavsiyeleri" adlı özel bir bölüm var..

Mönüyü oluştururken Avrupa-Türk sentezine özen göstermişler.. O nedenle yemeklere çifte isim takmışlar.. Mesela "Çerkez tavuklu tortellini.." gibi.. "Domates Carpaccio" gibi..

Mönüde patlıcan musakka olsa "Aubergine musakka light purple.." olarak zapta geçecekti.. Biber dolmaya da "The biber full aksesuar and kiymali.." diyeceklerdi..

***

Ben kendi yemeğimi seçtim.. Kalamarı teşhis ettiğimden rahat oldu.. Başlangıç olarak "Çıtır kalamar ve sebze tempura" istedim.. Ardından da ördek göğsü magret söyledim..

Çıtır kalamarı balıkçı lokantalarından bilirsiniz.. Ya tavada ya da ızgara olarak yaparlar.. Ben öyle bir şey bekliyordum.. Önüme gelense başka bir şeydi..

Sen tut çıtır kalamarları "bunlar artık ölmüş" diye kefenler gibi ince yufkaya sar, öyle kızart.. Sonra yine yufkadan bir tas yapıp içine dikine olarak doldur..

İnsanın yemeğe başlamadan önce kalamarlara "başınız sağolsun" diyeceği geliyor..

Benim önüme konan böyle bir şeydi.. Zeynep'in söylediğini ise unuttum.. Ancak önüne getirdiklerinde yan gözle baktım..

Yemekten çok seramik çalışmasını andıran bir şey.. Sanki Bodrum işi hatıra üç kültablası yapıp, ters çevirmişler.. Renkleri de yeşil, kırmızı, beyaz.. Ortasına çevre düzenlemesi niyetine yeşillik koymuşlar..

Tabak, ilçe belediyeleri tarafından yapılıp hizmete sokulan Anayasa Parkı'na dönmüş.. Renklerinden çıkardığım kadarıyla bu yemek İtalyan aşçının marifetiydi..

Allahümme şakirin..

Gülse de benim gibi çıtır kalamar söylemiş.. Ercan'ın seçimi, mönüden söktürdüğüm kadarı ile parmesanlı risottoydu ve altında "orman mantarı ile.." notu vardı.. Herhalde yiyenler şişe mantarı ile karıştırmasınlar diye böyle bir not koymuşlar..

Yemeklerden önce garson önümüze birer yumurtalık koydu.. Yanında da küçük bir tatlı kaşığı.. İçinde de çorba gibi sulu bir yiyecek var.. Ben yumurtalık kopyası kabı görünce içimden "eyvah" çektim..

"Porsiyonlar böyleyse, yandık!" niyetine.. Boşuna korkmuşum.. Batıda adetmiş.. Şef yemeğe başlamadan önce böyle tadımlık şeyler yollarmış ve bu da hergün değişirmiş..

Uzatmayalım.. Konuşa, söyleşe yemeklerimizi yedik.. Sıra tatlılara geldi..

Bir restorana gittiğimde beni en çok heyecanlandıran fasıl bu tatlı seçimidir..

Mümkün olsa bütün tatlılardan birer parça yemek isterim..

***

Bakın bu tatlı geleneği soframıza islamiyetle birlikte girmiş.. Belki de ramazanla birlikte başlayan bir yemek alışkanlığı olmuş.. Çünkü eski Türkler'de tatlı pek hoş karşılanan yiyecek değilmiş..

Orta Asya kökenli kavimlerde tatlı yemek, tatlıya meyletmek yüz kızartıcı bir suç değilse bile ayıp karşılanırmış..

Bunları kafadan sallamıyorum.. Büyük alim İbn Batuta söylüyor..

İbn Batuta'nın yeme içme alışkanlıklarımıza ışık tutan en eski kaynaklardan biri olan "Tuhfet'un-Nuzzar Fi Garaibi'l-Emsal ve Acaibi'l-Efsar.." adlı eserinde Kırım Türkleri'nin tatlıyı nasıl aşağıladıkları ayrıntılı olarak anlatılır..

Bereket bu ters alışkanlıktan bugün eser kalmamış.. O sebepten göğsümü gere gere tatlımı söyledim.. Ayrıca Gülse'nin de bitiremediği tatlısından kalanları da yedim..

Özetle keyifli bir ortamda keyifli bir yemek yemiş oldum..

Olayın en güzel tarafı da hesabı Harper's Bazaar'ın ödemiş olmasıydı.. Bu da yediklerimi sindirmemi kolaylaştırdı.. Restorandan çıkarken aşçılarla da tanıştık..

Hesabı merak ediyorsanız.. Kesin bir şey söyleyemem.. Çünkü görmedim.. Ancak tecrübemle biliyorum ki bu tür mekanlarda yemek yemenin bir bedeli var.. En azından hesabı ödedikten sonra:

- "Acaba bu parayı repoya yatırsam daha mı iyi olurdu?" diye düşündürüyor adamı..

Sonuç: Allahümme şakirin.. Karnı doydu fakirin.. Bir tabak daha getirin.. Yemezsem, suratıma tükürün..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır