Halifeliğe Osman (R.A.) getirildi. Sahabeler ona biat ettiler. Osman'ın Halife oluşu, Hz. Ebõ Bekir'in (R.A.) oğlu Muhammed'in pek hoşuna gitmedi. Ona göre, Halife Hz. Ali (R.A.) olmalıydı. Çünkü o, Hz. Ali'nin terbiyesi altında büyümüş, kendisine onun büyük emeği geçmişti.
Bunun üzerinden bir zaman geçtikten sonra, bir gün Ebõ Bekir'in oğlu şer'an dövülmeyi gerektiren bir suç işledi. Hz. Osman (R.A.) da kendisini dövdürdü. Ondan sonra da yaralarını ilaçlattırmadı. Bu durum Muhammed'te Osman'a karşı bir kinin artmasına yolaçtı.
O sıralarda Yahudi asıllı Abdullah İbn-i Sebe Müslümanlığını izhar etmişti. Aslında Müslümanlığı kabul edişi, onu sevdiğinden değil, fitneye boğup ortalığı karıştırmak istemesindendi. Bunu biraz sonra göreceğiz.
Bu İbn-i Sebe, Müslümanlığı kabul ettiğini daha belirtir belirtmez, fitne tohumlarını Müslümanlar arasında ekmeye başladı. Hicaz'a gitti. Şeytanın verdiği vesveseler gibi, insanların içine vesveseler vermeye girişti. Onları Osman'ın aleyhine toplamaya çalıştı. Fakat muvaffak olamadı. Karşısına dosdoğru insanlar çıkmıştı. Fitne fücuruna kulak bile asmadılar. Bunun üzerine Hicaz'dan ayrılmak zorunda kaldı. Basra'ya gitti. Zehirini oralara kusmaya başladı. Sonra Küfe'ye, daha sonra da Şam'a gitti. Her gittiği yerde türlü çeşitli yalanlarla insanları kandırıp Hz. Osman'ın aleyhine kışkırtmaya çalışıyordu.
İbn-i Sebe son olarak faaliyetleri için Mısır'da karar kıldı. Fitne tohumlarını her fırsatta oraya ekiyordu. Allah'ın lanetine uğramış bu kişi, güzel konuşan, kurnaz ve zeki biriydi.
(DEVAM EDECEK)