Dikkat dikkat, aşağıda sıraladığımız "hak"lar, bir gün, herkese, her zaman gerekli olabilir.. Bu yüzden ne olur ne olmaz diye kesip saklayın!
Yarın 10 Aralık 2000.. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabul edilişinin 52.yıldönümü.. Yani, İnsan Hakları Günü..
Yıllar var ki 'insan'a dair işler yapmaya çalışan biri olarak, bugün kendimi "görevli" sayıyor ve bu "gün"e ilişkin yararlı ve açıklayıcı bilgiler veriyorum!
(Az sonra...)
Biliyorum ki bizim ülkede "erk"i elinde tutanlar, yine burun kıvırıp "nerden çıktı şimdi bu" diyecekler, "hak hukuk ne ola, gak guk" diye devam edecekler...
Yine biliyorum ki, bizim ülkede "insan hakları" deyimi neredeyse "vatana ihanet"le eş anlamlı sayıldığı için, "haktan hukuktan sözedenleri kolay yoldan küfre boğacaklar.. (Türkiye'nin de altına imza attığı "Bildirge'nin hep sümenaltında tutulmasının nedeni de bu..)
Ama olsun varsın, ben misyonumu yerine getireyim de kim ne derse desin!
Bir zamanlar Zimbabve'nin dahi "insan hakları" ihlalinden dolayı kınama notu geçtiği Türkiye'de, tabii ki "insan hakları günü" adamdan sayılmayacak..
Neyse, "İnsan Hakları"ndan sorumlu Bakanlık, Meclis'in "kuşa" çevrilmiş "İnsan Hakları Komisyonu" ve de Hükümet Sözcüsü, bu özel günü kutlayıp anmasa da başkaları (resmen olmasa da )bu görevi yerine getiricek..
50'yi aşkın kuruluş, yarın(İstanbul Barosu'ndan, Arı Hareketi'ne, Çağdaş Gazeteciler Derneği'nden Mimarlar Odası'na kadar) dev bir organizasyonla "İnsan Hakları Etkinlikleri 2000" adı altında adeta bir "şenlik" düzenliyor..
Tepebaşı'ndaki Tüyap salonlarında bir hafta boyunca sürecek etkinliklerde sergiler, konferanslar, film gösterileri olacak.. Herşey insana ve "insan hakkı'na dair..
Evet, gelelim yararlı bilgilere!..
Dikkat dikkat, şimdi sıralayacağım "hak"lar, bir gün, herkese, her zaman gerekli olabilir.. Bu yüzden ne olur ne olmaz diye kesip saklayın..
(Bu arada sanmayın ki bu bilgiler, "bulunmaz hint kumaşı" türünden şeyler, aksine, her kitapçıda rahatlıkla bulabilirsiniz!)
* Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır..(ölüm orucundakiler hariç)
* Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı ceza ve muameleye tabii tutulamaz..(merkeze düşenler(!) hariç..)
* Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak kanunun eşit korunmasından istifade hakkını haizdir..(Amcalar, yeğenler, ahbaplar, çavuşlar hariç)
* Hiç kimse keyfi olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez.(öğretmen ve memurlar dışında..)
* Bir suç işlemekten sanık herkes kanunen suçlu olduğu tesbit edilmedikçe masum sayılır..(yargısız infazlar ile ekran ve sayfalardan verilen erken hükümler dışında!)
* Hiç kimse özel hayatı ve ailesi hususlarında tecavüzlere maruz kalamaz..(Paparazik ve televole programları ne isterse yapabilir!)
* Herkes kendi devlet arazisi dahilinde serbestçe seyrüsefer hakkına sahiptir..
(Acaba?)
* Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk ve din gözetmeksizin evlenebilir, aile kurabilir.. (Urfa ve Batman'da yaşananlar filme konu oldu!)
* Her şahıs, mal ve mülk sahibi olma hakkkını haizdir.(Hangi ücretle?)
* Her ferdin fikir ve ifade hürriyetine hakkı vardır. (Pardon!Fikrimin ince gülü!)
* Her şahıs memleketinin kamu hizmetlerinden eşitlikte faydalanma hakkına sahiptir.. (Torpilin varsa tabii..)
* Her şahsın çalışmaya, işsizlikten korunmaya hakkı vardır..(Bizdeki işsizlik oranından ne haber!)
* Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, belirli devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır. (Eğlenmek mi? Seyahat falan değil canım televizyon seyretmek sadece!)
* Her şahsın gerek kendisi, gerek ailesi için, tıbbi bakım, sağlığı ve refahını temin edecek güvenliğe hakkı vardır. (SSK'lılar hariç)
* Her şahsın eğitime hakkı vardır. (Eğitimde fırsat eşitliğinden ne haber!)
* Her şahsın, topluluğun kültürel faaliyetine serbestçe katılmak hakkı vardır. (Alet edevat varsa)
* Herkes, sahibi bulunduğu her türlü edebiyat ve sanat eserlerinden maddi menfaatlerin korunmasının hakkı vardır.. (Ahh, nerede o yayıncılar, nerede o yapımcılar!)
Evet, hep kişilikli, hakkını arayan, saygın bir toplum istemiyor muyuz??
O halde, neden yukarıda sıralanan haklardan sözedenleri "o kafa" diye suçlayıp duruyoruz, ihbar ediyor, kolunu kanadını kırıyoruz!
Çok mu şey isteniyor sizce!
Size göre çok tabii.
Peki bir gün siz isterseniz ne olacak?
Uyan Vedat!
Kaç zamandır, bi vesile "çok özel bir şiir"i paylaşmak istiyordum sizinle..
Dost meclislerinde hep dinleyip dururdum da, bir türlü fırsatı olmamıştı bu sütunlara aktarmaya.. "İnsan Hakları Günü"ne kısmetmiş..
Şiirin öyküsü de çok ilginç..
Şair Ümit Yaşar Oğuzcan, bir zamanlar çok modaydı.. Şiirleri herkesin, her genç erkek ve kızın dilindeydi.. İnanılmaz sevda şiirleri yazardı ardı ardına..
Ümit Yaşar'ın intihar girişimleri de fazlasıyla dikkat çekerdi..
Sevgili Halit Çapın'ın deyimiyle "Her ay olmasa bile, iki ayda bir intihar çekmekte"ydi..
Bilinir, şairler ölümden çok sözeder ama Ümit Yaşar, hemen hemen her şiirinde.. Kendi ölümünden de..
Ve sonra oğlu Vedat, babasının intihar tutkusunu kendi üzerinde yerine getirdi.. Babasının başaramadığını Vedat Oğuzcan başarmıştı..
Ve Ümit Yaşar oturdu "Uyan Vedat"ı yazdı;
"Pırıl pırıl bir yaz günüydü
Aydınlıktı, güzeldi dünya
Bir adam düştü o gün Galata Kulesi'nden
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Ömrünün baharında
Bütün umutlarıyla birlikte
Paramparça oldu
Bir adam düştü Galata Kulesi'nden
Bu adam benim oğlumdu
Gencecikti Vedat
Işıl ışıldı gözleri
İçi,
Bütün insanlara sevgi doluydu
Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa
Kendini bir anda bıraktı boşluğa
Söndü güneş, karardı yeryüzü bütün
Zaman durdu
Bir adam düştü Galata Kulesi'nden
Bu adam benim oğlumdu
Açarken ufkunda güller alevden
Çıktı her günkü gibi gülerek evden
Kimseye belli etmedi içindeki yangını
Yürüdü kendinden emin sonsuzluğa doğru
Galata Kulesi'nde bekliyordu ecel
Bir fincan kahve, bir kadeh konyak
Ölüm yolcusunun son arzusu buydu
Bu adam benim oğlumdu
Küçüktü bir zaman
Kucağıma alır ninniler söylerdim ona
Uyu oğlum, uyu oğlum ninni
Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat
Galata Kulesi'nden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
Uyan oğlum uyan oğlum, uyan Vedat..."