Fakat hiç ummadıkları bir şeyle, Müslümanlar'ın Medine'nin etrafına kazmış oldukları aşılması imkânsız bir hendek ile karşı karşıya geliverdiler. Bir o yana koştular, bir bu yana koştular. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Ömürlerinde hiç karşılaşmadıkları bir hal, bir savaş tarzıydı bu. Hiçbir şey yapamadan günlerce beklediler. Sonra Allah (C.C.) üzerlerine şiddetli bir rüzgâr gönderdi. Ateşleri söndü, kazanları devrilip döküldü, çadırları sökülüp savurldu gitti; darmadağın oldular. Mağrurca geldiler, rezilce gittiler.
Siyer ve tarih kitapları Zübeyr hakkında şunları kaydediyor: "Zübeyr (R.A.), Peygamberimiz (S.A.V.) ile bütün savaşlarda hazır bulundu. Hiç birisinden geriye kalmadı. Allah uğrunda savaşdan bir gün gecikmedi." Onun hakkında bilgi edinebilmemizi için, aslında bu ibareler yeter de artar bile. Biliyoruz ki, Zübeyr, Resõlüllah'ın savaşan sahabelerinin hayırlılarındandır. Daima ilk safta savaşmıştır.
Bir seferinde sahabenin biri ona arkadaş olmuştu. Zübeyr'e cünüplük isabet etti; ihtilâm olmuştu. Bulundukları yer de çöl idi. Sabah olunca arkadaşına,
- Bana perde tut da gusül edeyim. dedi. Arkadaşı da bir perde ile etrafını çevreledi. Fakat perdenin aralığından gözü bir ara Zübeyr'in vücuduna ilişti. Vücudunun her tarafı yara izleriyle doluydu. Bir karış boş yer yoktu, denebilirdi. Yıkanması bitince, arkadaşı, gördüğü manzarayı hayretle sordu. Zübeyr:
- Sen o yara izlerini gördün mü?
- Yemin ederim ki, senin vücudunda hiç bir kimsede görmediğim şekil ve büyüklükte yara izleri gördüm.
- O yaraların hepsi Allah yolunda Resõlüllah'la beraber alındı.
Yermuk savaşındaki yeri, onun atılganlığının en büyük delilidir. O korku nedir bilmez, zerrece zaafa düşmez, Allah uğrunda kimseder korkmaz bir mücahiddi.