kapat

Ramazan Özel
09.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Yüzünü ilahi ahlâka dön
Günümüzde din yükselen değerdir. Bu da; insanlığa zarar vermiş olan pragmatist ve ateist ahlak felsefelerinin yerine ilahi kaynaklı ahlaka, yani Kuran ve sünnet ahlakına dönüşü beraberinde getirmiştir. İslâm ve onun ahlâk umdeleri insan mutluluğunun tek gerçek reçetesidir

İnsan yaratıldığından itibaren kendi inancı, bilgisi, tecrübesi ve birikimi doğrultusunda iyiyi, güzeli ve faydalı olanı aramıştır. Bunun tabii sonucu olarak kişiye, topluma, inanca ya da felsefi düşüncelere göre farklı görüşler ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Özellikle felsefede, ahlaki meselelere önemli ölçüde yer verilmiş, "ahlak felsefesi" diyebileceğimiz düşünce sistemleri oluşturulmuştur. "İyi" ve "kötü"nün tanımında farklılıklar ortaya çıkmıştır. İlahi mesajı iyi anlamamış ya da ona inanmamış bazı düşünürler, genel anlamda insanın ahlaki bir varlık olduğunu, felsefenin en yüksek gayesinin ise ahlak olduğunu kabul etmişler, ancak; ahlaki sistemlerini ve teorilerini kendi bilgi ve inanç birikimleri doğrultusunda şekillendirmişler ve kendi ahlak felsefelerini birer mutluluk reçetesi olarak topluma takdim etmişlerdir. Böylece çoğu insanın fıtratına, inancına ve genel geçer kabul edilen değerlere ters düşen ve daha çok maddi alana önem veren ahlâk teorileri ileri sürülmüşlerdir.

Faydayı ve mutluluğu temel kabul eden ahlaki görüşler de; iyi ve kötünün tanımında; "kişiye fayda temin etmesi ya da insana mutluluk veren şey olması" esas, kabul edilmiştir. 18. yüzyılın ahlaki düşüncesini yansıtan duygucu ahlâk teorisinde haz veren şey iyi, elem veren ise kötüdür.

Din-etik ilişkisini koparan ateizm insanlığa büyük zarar vermiştir

Bir cümleyle ateistlerin ahlâk anlayışlarından bahsetmek gerekirse, onlar da ahlâkın dinden ayrı ve bağımsız olduğunu ve Tanrı inancıyla ahlâk arasında zorunlu bir ilişki olmadığını ileri sürmüşlerdir. Son yüzyıla damgasını vuran temel unsurun pragmatizm yani faydacılık olduğunu söylemek mübalağa olmaz. İnsanlık bundan oldukça olumsuz etkilenmiştir.

Bu gün gelinen noktada din, yükselen değerler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Dolayısıyla bu durum, ahlâkta da ilahi kaynaklı olana dönüşü beraberinde getirmiştir. Neyin iyi, neyin kötü; neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu ilahi kaynakla, yani Kuran ile ve Hz. Peygamber'in sahih sünnetiyle açıkladığı İslâm ve onun güzel ahlâk umdeleri insanın dünya ve ahiret mutluluğunun tek gerçek reçetesidir.

Çünkü insanı yoktan yaratan yüce Allah, onun ruhi ve fiziki ihtiyaçlarını, zaaflarını en iyi bilendir. O, insanı yine insanlar arasından seçtiği peygamberleri ve onlara gönderdiği kutsal kitaplarıyla yönlendirmiştir. Seçtiği peygamberler her şeyden önce her biri birer güzel ahlak örnekleridir. Yüce Allah, bir anlamda böylelikle, peygamber olarak seçtiklerinden hoşnut olduğunu, diğer insanların da bu peygamberlere benzer davranışlar sergilemeleri halinde, onlardan da hoşnut olacağı mesajını vermiştir.

Müslüman güzel ahlakı sayesinde muazzam bir tatmin yaşamaktadır

Günümüzde diğer insanlara kıyasla daha az oranda olmasına rağmen Müslümanlar arasında da ahlaki bir erozyon yaşanmaktadır. Halbuki güzel ahlâk, Müslüman'ın inancının, dışardan görünen yüzüdür. Bir Müslüman, güzel ahlak kurallarına riayet ederek hayatını devam ettirdiğinde kendisiyle, ailesiyle, iş arkadaşlarıyla ve içerisinde yaşadığı toplumla barışık bir hayat sürdürmektedir. Sadece görünen yönü değil, kendi iç dünyası da muazzam bir tatmin duygusu yaşamaktadır.

İyi ve kötünün Kuran'la ve sevgili Peygamberimiz'in sahih sünnetiyle belirlenmesi bu konudaki karmaşayı noktalamakta, insanın fıtratına en uygun değerler ortaya çıkmaktarır. Burada aynı zamada bir "denge" yani "orta yol" söz konusudur. İslam ahlâkında insana zarar verdiği açık olan aşırılıklara asla yer yoktur. Sözgelimi cimrilik etmek de, savurganlık da kötüdür ve iyi olan cömertliktir. Bu ise, hem iki kötünün denge noktası, hem de orta yoludur. İslam ahlâkçıları görüşlerinde bu ve benzeri konulara oldukça önemli yer vermişler; adeta güzel ahlâk formüle eden eserleri ortaya koymuşlardır.

Bugün dünyamız postmodern çağı yaşamaktadır. Yaşanan acı tecrübeler göstermiştir ki, ilimde, teknolojide ne kadar mesafe alınırsa alınsın, insanın manevi yönü ihmal ya da inkâr edilerek gerçek mutluluğa ulaşmak mümkün değildir. Madde yalnız başına insanı mutlu edememekte; ilahi mesajdan beslenmeyen ahlâk teorileri ve düşünce sistemleri insanın ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Bunun en belirgin örneği pozitivizmin çöküşünde yaşanmıştır. Elbette insan, yeni buluşlarla her gün eşyanın sırlarını çözmeye azami gayret arfedecek, ama ona insan olduğunu hiçbir zaman unutturmayacak, güzel ahlakı da asla ihmal etmeyecektir.

MEHMET NURİ YILMAZ


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır