kapat

08.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )


Seç ama seçilme

Türkiye kadınının 66 yıl önce kazandığı seçme ve seçilme hakkı, 5 Aralık günü sessiz sedasız kutlandı.

Gerçi kimi gazetelerde, "Bütün Türkiye'de çeşitli etkinliklerle kutlandı" diye haberler çıktı ama...

Etkinlik dediğin, özellikle kendisini "sol" hisseden DSP ve CHP gibi partilerin bazı ilçe örgütlerinin Ata'nın huzuruna çelenk bırakması idi.

Düşüncemi baştan söyleyim:

Türk kadını, seçme ve seçilme hakkına gerçekten sahip çıkan, müthiş etkinlikler falan yapmadı, katılmadı, hatta düşünmedi bile...

İddia edebilirim ki, kadınların yüzde 90'ının, 5 Aralık'ın seçme ve seçilme hakkının yıldönümü olduğundan bile haberi yoktu.

Çünkü kadınlar iki büyük baskının altında inim inim inliyorlar...

Birincisi, erkek baskısı...

İkincisi ise, geçim ve nafaka baskısı...

Erkek egemen toplum, kadının boynunda öylesine bir boyunduruk ki halâ, kadınlar elde ettikleri seçme ve seçilme hakkının tadını çıkaramıyorlar... Ne Meclis'te tam anlamıyla kendilerini temsil edebiliyorlar...

Ne parti organlarında, ne siyasette, ne sivil toplum örgütlerinde, ne de belediyelerde...

Kadınlar hala "evde hapis!.."

İmam nikahı, çocuk büyütme sendromu, mutfak işçiliği, her yerde itilip kakılma, saçı uzun aklı kısa anlayışları, cinsellik, aşk ve sevgide baskı ve türlü çeşit geri örf ve adetlerin arasında inim inim inlemekte kadınlarımız...

Bir de buna, evlerdeki geçim sıkıntısını, tencereyi ve ekmek derdini ekleyin...

Bir kadın bu şartlarda, nasıl olur da, meydanlara çıkıp "iyi ki seçme ve seçilme hakkım var" diyerek sevinç ve mutluluk çığlıkları atabilir?

Birçok konuda olduğu gibi Türkiye, kadınların hakları konusunda ve kadınların mutluluğu hususunda da, kendisini kandırmaya devam ediyor.

En önemlisi de kadınları kandırıyor!

Haraççılar

RTÜK diye bir kurum var, biliyorsunuz, medyanın tepesinde Demoklesin Kılıcı gibi sallanan...

Tabii ki kanunla kurulmuş bir denetleme organı...

Ama bir organın "yasal" olması, "meşru" olduğu anlamına gelmez.

Önemli olan anayasal hak ve özgürlükler açısından "meşru" olmaktır.

Diyeceksiniz ki, "Ama RTÜK de ipe sapa gelmez yayınları denetliyor fena mı?"

Bence fena!..

Çünkü modern toplumlarda, (Türkiye ne kadar modern orası tartışılır) medyaların bir takım kurumlar tarafından denetlenmeye ihtiyacı yoktur.

Modern toplumların medyaları, "oto kontrol" ve "oto sansür" ile pekala mükemmel yayınlar yapabilirler.

Hadi bunu geçelim.

Peki bu RTÜK'ün, televizyonları "haraca bağlamasına" ne buyurulur?

Biliyor musunuz ki, bütün televizyonlar elde ettikleri reklam gelirinin yüzde 5'ini RTÜK'e yatırmak zorundadır.

Ve bu para yatırılmazsa, RTÜK o televizyonu hemen kapatır!

Birisi bana izah etsin!

Eğer bu haraç değilse, nedir?

Devlet dediğin "vergi" salar. Çeşitli vergiler toplar...

Özel televizyonlar da zaten bu vergilerden muaf değildir.

Öyleyse ayrıca yüzde 5'lik avanta ne oluyor?

Ayrıca, o avanta iki gün gecikti diye, koca televizyonu, milyonların seyrettiği bir medyayı "bakkal kapatır" gibi kapatmak ne oluyor?

RTÜK, "kapalı, sosyalist veyahut başka diktatoryal" zihniyetlerin açık bir ürünüdür, benim gözümde!

Başka izahı yok, haraççılığın!..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır