Son iki haftadır Türkiye'yi kasıp kavuran likidite krizi, IMF ile varılan ve Türkiye'ye yeni 7.5 milyar dolar kredi sağlayacak ek rezerv kolaylığı anlaşması ile yatışmış görünüyor. Ancak anlaşmanın kamuoyuna açıklanmasına karşılık dün piyasalarda tansiyon hâlâ yüksekti. Faizler üç haneli rakamlarda dolaştı. Hatta dedikodu mekanizması gene çalıştı, gene birilerini batırdık. Borsa yeniden taban yapmasında faizlerin yüksek kalmasına karşılık iki günde yüzde 41.60 yükselmesinin kâr realizasyonuna yol açması etkili oldu.
* Dövizde tersine dönüş- Dünkü gelişmelere bakarak umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Krizin en zor virajı geride bırakıldı. İki haftada 7.2 milyar dolara varan döviz kaybı son iki günde durdu ve hatta tersine döndü. Merkez Bankası iki günde 1 milyar doları aşkın döviz aldı. Krızin en şiddetli anının geride kaldığının göstergesi dövizdeki bu tersine dönüş. En azından bir kesimdeki devalüasyon beklentisi kırıldı.
* Sorun ne?- Yeni sağlanan 7.5 milyar dolarlık kredi aynı zamanda iki haftada Türkiye'den çıkan paraya eş değer düzeyde. O zaman sorun ne?
Sorun ortada hala paranın yani likiditenin olmamasında. Çünkü sağlanan kredi 21 Aralık'ta IMF tarafından onaylanacak ve 2.8 milyar dolarlık kısmı en erken iki günde yani 23 Aralık'ta Türkiye'nin kullanımına verilmiş olacak. Buna karşılık Merkez Bankası'ndan iki haftada çekilen 7.2 milyar doların önemli bölümü yurtdışına çıktı bile. Yani likidite piyasadan çekildi. Dolayısıyla sadece açıklamalarla ve gelecek paraya güvenerek kriz öncesi faiz düzeylerine ve piyasa şartlarına geri dönmemiz zor. En azından çıkan paranın yeniden geri dönmesine bağlı. Bu da belli bir zamanı ve yabancıların güvenini gerektiriyor, en azından yılbaşından sonra gündeme gelebilecek bir konu. Bir kere bunu içimize sindirmemiz gerekiyor.
Faizlerin belli bir süre yüksek seyredecek olması, Hazine'nin yeni borçlanmalarını daha yüksek faizden yapması sonucunu doğuracak. Bu da devletin faiz harcamalarını artırarak bütçede istenen iyileşmeyi zorlaştıracak. Ya da hükümet yeni vergiler salmak zorunda kalacak. Belli bazı kamu harcamalarını yapamayacak. Kamu mallarına daha sık zam yapmak zorunda kalacak. Bütün bunlar maliyetler yoluyla enflasyona baskı ve ekonomide durgunluk anlamına geliyor. 2001 gerçekten Türkiye için zor bir yıl olarak başlayacak.
Ancak zor bir yıl olarak devam edip etmemesi hükümetin elinde. Yapacağı reformlar ve alacağı cesur kararlar tablonun bir süre sonra değişmesine yol açabilir.
Sonuç- "Zaman, insanoğlu için sanıldığı kadar düşman değildir"