


İstanbul Depremleri
İGDAŞ tarafından çıkarılan, Mehmet Genç ve Mehmet Mazak tarafından hazırlanan harika bir kitap İstanbul Depremleri..
İstanbul'un fethinden sonraki ilk depremden (1489) en sonuncusuna kadar, tüm arşivler taranarak fotoğraflarıyla, belgeleriyle verilmiş bilgiler.
Örneğin; tarihi kayıtlara "Kıyamet-i Suğra (küçük kıyamet)" olarak geçen 1509 depreminde "Zelzele sırasında Marmara Denizi'nde Tsunami meydana gelmiş, bunun sonucunda surları aşan dev dalgalar kıyı kesimlerde kayda değer hasarlar oluşturmuş, deniz tarafındaki surların önemli bir kısmı yıkılmıştır" deniyor. Ölü sayısının 10 bin civarında olduğu belirtiliyor.
Daha sonra olan depremler de İstanbul'a büyük zarar vermiş.
Şu sıralarda Türkiye yakınlarında şiddetli depremler sürerken, İstanbul'da bir deprem olabileceği söylenirken bir çok sorunun cevaplanması, önlemlerin geciktirilmemesi gerekiyor.
Yalılar ve sahile yakın evler güvencede mi?
Binaların kontrolü bitti mi?
Fay hattı üzerinde yapılması istenen denizden geçecek transit yol için karar verecekler büyük bir depremi dikkate alıyorlar mı?
İnsanlar yeterince eğitildi mi?
Kandilli Rasathanesi Müdürü Ahmet Mete Işıkara depremden korunmak ve zararın azaltılması için deprem bilinci yüksek bir toplum oluşturmak amacıyla Kandilli Rahathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından bir Yönlendirme Kurulu oluşturulduğunu, ilk toplantının 18 Aralık'ta yapılacağını belirterek beni de Kurul'da görev almaya davet etmiş.
Tabii ki orada olacağım ve sizlere gelişmeleri anında bildireceğim. "Depremle yaşamaya alışmalı" kısacası hazırlıklı olmalıyız!
Kalp krizi ilaçsız nasıl atlatılır?..
Kalp krizini durduran Nitrolingual isimli ilacı hatırlattığım yazıya okurlarımız doğal olarak büyük ilgi gösterdiler. Biz aralıksız gelen telefonlara, fakslara cevap vermeye çalıştık, eczaneler ilaç talebine. Son olarak eczanelerden öğrendiğime göre mevcutlar tükendikten sonra ilacın bulunması zorlaşmış. Umarız firması kısa sürede bu soruna çare bulur.
Tarkan Yavuz'un e-mail'le gönderdiği "Yalnızken kalp krizini nasıl atlatırsınız?" başlıklı bilgi tam zamanında elime geldi. Çok teşekkür ediyorum.
Rochester General Hospital'ın "End the beat goeson" adlı bülteninden alınan bilgi kalp rahatsızlığı olanlar (veya ilk kez kriz geçirenler) için hayati önem taşıyor.
Araç içinde, direksiyonda veya hastaneye ulaşılamayacak mesafede olanlar için diyor ki;
"Son zamanlarda çok sayıda insan yalnızken kalp krizine yakalanıyor, ne yapacağını bilemeyenler için, durum farkedildiğinde çok geç olabiliyor. Yardım olmaksızın, normal kalp atışları bozulan ve baygınlık hisseden bir insanın bilincini yitirmeden önce sadece on saniyesi vardır ama bu durumda olanlar (göğüste başlayıp kola ve çeneye doğru da yayılan bir ağrıyla başlıyor) devamlı ve şiddetli öksürerek kendilerine yardımcı olabilirler. Her öksürükten sonra derin bir nefes alınmalı ve öksürük, bronşları temizlemek ister gibi derin ve uzun olmalı. Her iki sanideye bir.. Derin nefes alma akciğerlere oksijen ulaştırırken öksürük haraketi kalbi sıkıştırarak kan dolaşımını sürdürür ve kalbin normal ritmine dönmesine yardımcı olur. Bu şekilde ağır kriz önlenerek hastaneye ulaşılabilir.."
Aklınızın bir köşesinde bulunsun istedim.
İlk on tehlike
Amerika'da "Disease Control and Prevention National Center" tarafından Temmuz 2000'de hazırlanan rapora göre bizde olduğu gibi Amerika'da kalp krizi ölüm nedenleri listesinin en başında.. Liste şöyle:
1. Kalp krizi, 2. Kanser, 3. Beyin kanaması, 4. Akciğer hastalığı, 5. Zatürre ve grip, 6. Şeker, 7. Trafik kazaları, 8. Allzheimer, 9. Böbrek hastalığı, 10. Kan enfeksiyonu Septicemia.
Bilimadamları bu listeden sonra ise şu notu eklemişler;
Genetik ve şansızlık bu hastalıkların çoğunda rol oynamakla birlikte listedekileri büyük ölçüde önlemek de mümkün. Nasıl mı?
1- Yağ ve etin az olduğu, bol tahıl, meyva ve sebze içeren diyet.
2- Günde yarım saat, en az 4 gün egzersiz.
3- Sigarayı kesin, hemen..
4- Alkol alıyorsanız, günde bir bardaktan az alın.
5- Mutlaka emniyet kemeri takın. İçkili araç kullanmayın veya kullanan birinin arabasına sakın binmeyin.
Cep telefonları
Raporda cep telefonlarına da yer veriliyor ve "bu telefonlar haberleşme açısından kafamızı rahatlatıyor ama kafamızın bir kısmını da alıp götürüyor" deniyor.
Washington Üniversitesi'nden Prof. Henry Lai "Cep telefonu radyasyonu sadece beyinde DNA hücreleri hasarına yol açmakla kalmıyor, beyini bakterilerden koruyan tabakayı zedeliyor. Beyin dalgalarının da düzenini bozuyor" demiş. Çare; gerekmedikçe kullanmamak.. Çocuklara kullandırmamak ve mecbur kalındığında antenli telefonları, kulaklıkla kullanmak.
Bu da aklınızda bulunsun!
Puro fabrikası durdurulmalı
"Küba Dostluk Grubu"nun muhteşem dostluk gezisi de yurtiçi ve dışındaki okurlarımızın çok yakından ilgilendiği konulardan biri oldu. Gelen tepkilerin çoğu fazlasıyla öfke içeriyor. Bu arada tek bir okuyucumuz; İlhan Tezel milletvekillerinin TV konuşmalarına bakarak başta ben olmak üzere medyanın haksızlık yaptığına inanmış.
O ve onun gibi, kanuşmalardan etkilenenlere şunu söylemek istiyorum; Bu geziler yeni değil, eskiden beri yapılırdı ama çok daha ciddi bir hava içerisinde ve daha gerekli ülkelere.. Konuyu en az o milletvekilleri kadar iyi bildiğime şüphe yok çünkü babam 25 yıl TBMM'de milletvekilliği ve senatörlük yaptığı gibi Türk-Romen Dostluk Cemiyeti'nin de başkanıydı. TBMM'nin içinde büyüdüm dersem yanlış olmaz.
Milletvekillerimiz sadece şu soruyu cevaplasalar konu açıklığa kavuşabilirdi sanıyorum:
1. Madem ki niyetleri sadece dostluk görüşmeleriydi neden Küba Grubu içinde bir kadın milletvekilinin olmasına şiddetle karşı çıktılar?
2. Neden gitmeden önce Fidel Castro'yla görüşmelerinin ayarlanmasını bile beklemeden paldır küldür yola koyuldular?
Olay bu kadarla bitmiyor; Küba'nın Ankara Büyükelçisi Havana purosundan kazanacağımız paranın, vergisi çok yüksek olduğu için 250 bin dolar civarında olacağını söylüyor. Buna rağmen "İki ülke arasında ilişkileri başlatma açısından yararlıymış".. Teşekkürler, almasak çok iyi olur. Başkanı Fidel Castro'nun milletvekillerimizle görüşmeyi bile kabul etmediği bir ülkeyle cebimizden para harcayarak dostluk kurmayı neden isteyecekmişiz?
Üç kuruş dış yardım alalım diye el açıyoruz, yardım verdiler diye neredeyse milli bayram ilan ediyoruz, sonra da gerçekte olmayan paralarla, gerçekte hiç de ihtiyacımız olmayan fabrikalar açmaya kalkıyoruz.
Ne hakla? Milleti temsil edenlerin milletin parasını har vurup harman savurma hakları var mı? Acaba burada da bilmediğimiz, çok sonradan ortaya çıkacak ve sonra da -bir başbakan eşinin işteği üzerne- affedilecek birilerinin cebine trilyonlar mı giriyor, nedir sebebi?
Önce bu araştırılsın.. Yine halka meydan okunarak, lüzumsuz bir fabrika açılmasın.
Türkiye gibi, bir torba erzak için insanlarının birbirini ezdiği bir ülkede kimsenin israfa hakkı yoktur.
Yeter bu rezillik artık.
Ayranınız yok içmeye, puroyla gidiyorsunuz gezmeye beyler!