kapat

08.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Online
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Baran'ın günahı ne?..

Baran Balcıoğlu, 10 milyar lira kefaletle serbest bırakıldı ve kıyamet koptu..

Baran, Bağdat Caddesi yarışçılarından biriydi ve 2 Nisan 2000 gecesi gene bu yarışlardan biri sırasında, yan sokaktan çıkmakta olan bir arabaya hızla bindirmiş ve genç nişanlılar Selin Uras ve Erdem Celasun'un ölümlerine sebep olmuştu.

Olayın medyaya geniş şekilde yansıması, ardından Selin'in babası Boray Uras'ın, trafik konusunda ciddi önlemler alınmasını sağlamak için yaptığı fedakar ve bireysel eylemler, Baran'ı bir anda, ülkedeki tüm trafik bozukluğunun simgesi haline getirdi.

Sekiz aydan beri tutuklu bulunan Baran'ın kefaletle serbest bırakılması bu yüzden gazetelere manşet, televizyonlara baş haber oldu..

Olay, bu ülkede trafik ve hukuk düzeninin bir kez daha tartışılmasına sebep olacaksa, "Evet!.."

Ama Baran günah keçisi yapılıp ille de onun başı istenecekse, kocaman bir Hayır!.. O zaman sormak isterim, Baran'ın günahı ne?..

Baran, trafik kazalarında ölüme sebebiyet veren, ilk ve tek kişi değil.. Şöyle bir tarayın.. Ailenizde, ya da dostlarınız arasında, yani yakın çevrenizde böyle bir olaya karışmış biri mutlak vardır. Ölümlü trafik kazası o kadar yaygın bu ülkede.. Bunların faillerinin hemen tümü ellerini kollarını sallayıp dolaşıyorlar. Hatta çıktıktan sonra yeni kazalar yapıp yeni ölümlere sebep olan, ama gene kısa zamanda serbest bırakılanlar var.. Bunu herkes biliyor.. En başta medya iyi biliyor..

O zaman Baran niye içerde kalacak, söyler misiniz?..

Herkese eşit uygulanmayan hukuk, hukuk değildir. Bu ülkede bir hukuk adaleti olduğundan söz edebilir misiniz?..

Baran 30 Nisan 2000 gecesi kaza yaptı.. Bir yıl geriye gene aynı yere gidelim..

Yer gene Bağdat Caddesi.. Olay gene bu caddede yaygın otomobil yarışları.. Bu yarışçılardan biri kaldırıma çıkıp, burada yürümekte olan bir emekli yargıcı eziyor ve öldürüyor..

Ölenin adını hatırlıyor musunuz?..

Ya öldürenin?..
O kazayı yapanın mahkemesinin sona erdiğinden, şimdi serbest dolaştığından haberiniz var mı?..

Oysa o kazanın ardından, sürücünün arabasında, yanında oturan genç Nurseli İdiz'in sunduğu bir haber programına çıkıp, olayı nasıl bütün çıplaklığı ile anlatmıştı..

Bu sözler, ölümlü kazayı yapan Arda'nın olay anında yanında, yani şoför mahallinde oturan arkadaşı Kaan'a ait ve İşte Hayat programında aynen yayınlandı:

"Arda da hızlanmaya başladı. Buraya gelince arabanın hakimiyetini kaybettik, burda.. Sonra kaldırıma doğru çıktık. Ben size şunu söyleyeyim. Bu yaptığımız ne ilk, ne de son. Bağdat Caddesi ve sahil yolunda kapışan arabaların önünde daha çok kaza olacak. Her hafta sonu Cuma-Cumartesi akşamları çıkın sahil yoluna bakın veyahut da Bağdat Caddesine çıkın, bakın, hep kazaları görüyorsunuz, sağ tarafta arabalar. Girin otoparklara bakın, hep paramparça olmuş sıfır, son model sürat yapan arabaları göreceksiniz."

Televizyonda verilen bu ifadeler, mahkemede nasıl değişti.. Polisler, kaza ile ilgili tutanağı nasıl tuttular?.. İş nasıl kılıfına uyduruldu, Arda nasıl kurtuldu, medya merak ediyor mu?..

O zaman söyleyin bakalım, Baran'ın günahı ne?..

Bağdat Caddesindeki kazaların ölümcül olacağına başta biz defalarca dikkati çekmedik mi?.. Yazılar yazıp, televizyonlara çıkmadık mı?.. Bu yarışlar bugün, hala devam ediyor..

Çünkü yarışanlar önemli kişilerin çocukları.. Polis onlara dokunamıyor.. Kazara alsa, telefonlar işliyor, çocuk serbest kalıyor. O zaman polis, uyumu tercih ediyor. O zamanki uyum, yani "Görmeme, duymama, karışmama" bedeli yarış başına 50 milyon lira.. Ayda 300 milyon maaş alan biri için hiç de fena değil..

Bağdat Caddesi yarışları, getireceği korkunç sonuçlar tahmin edilirken adeta teşvik edildi.. Biri değilse, ötekinin ölümcül kaza yapacağı belliydi.. Hiç bir etkin önlem alınmadı, alınamadı.

O zaman soralım bakalım, Baran'ın günahı ne?..

Yanlış zamanda, yanlış yerde olmak mı?..

Ve bir şey daha..

O günlerde bana yağmur gibi faks ve e-mail yağdı, Bağdat Caddesi yarışçılarından..

"Hıncal Ağabey bir de sen üzerimize gelme.. Zaten içimizden biri gitti.. Yüreğimiz yanıyor" diye..

Yani Erdem de Bağdat Caddesi yarışçılarından biriydi, bana ulaşmaya çalışan yarışçılara göre..

Yani bugün Baran'ın yerinde Erdem, Erdem'in yerinde de Baran olabilirdi..

O zaman bir daha sormak isterim..

Baran'ın günahı ne?..

***

Bu ülkede yüzlerce binlerce ölümcül trafik kazası yapan serbest kalırken..

Bu ülkede trafik polisleri tüm uyarılara rağmen, bir caddenin cehennemi bir yarış pistine çevrilmesine seyirci kalır ve cinayet sahnesini adeta kendi elleri ile hazırlarken..

Bir ülkede önemli kişilerin baskıları ile, polis raporları ve şahit ifadeleri değişirken..

Bir ülkede mahkemeler, trafik cinayetlerinde birbiri ardına "Beraat" anlamına çok hafif cezalar verirken..

Bir ülkede şovmen bir İçişleri Bakanı, sırf siyasal sebeplerle, çok iyi yetişmiş trafik uzmanlarını görevden alıp, işin başına kendi adamlarını getirirken..

Bir ülkede Meclis, arş-ı alaya çıkmış trafik rezaletine son verecek Trafik Yasasını bir türlü çıkarmazken, her nasılsa içeri girmiş bir ikisini de serbest bıraktıracak af yasasını çıkarmak için Bağdat Caddesinden hızlı bir yarışa girerken..

Sorarım size Baran'ın günahı ne?..

Selin ve Erdem'in evlat acısı ile yanan anne ve babaları.. Acınızı benim kadar içinde duyan bir medya mensubu daha olduğunu sanmıyorum..

Ama sizin acılı yüreklerinize de soruyorum..

Türkiye'de ortam, Türkiye'de olup bitenler, aynen böyle iken, söyler misiniz bana, Baran'ın günahı ne?..

İstanbul sahipsiz.. Ankara uyuyor!..

İstanbul'un sahibi yok mu?.. Aslında devletin sahibi yok mu, demem gerek ya.. Bedrettin Dalan'ın en büyük projelerinden biriydi Perpa..

1991 yılında tamamlandığında, dünyanın en büyük mono blok yapılarından biri oldu.. Buraya Perşembe Pazarı taşınacaktı. Perpa adı ordan geliyordu zaten..

Dalan, bu dev yapı için harika bir yer bulmuştu.. Önünden İstanbul'un trafiği en rahat, en boş ve en geniş caddelerinden biri geçiyor, bu cadde Perpa'yı E-5 ve TEM Karayollarına beş dakika bağlayabiliyordu. Geniş, rahat oto parkları vardı.. Türkiye'nin her tarafına satış yapan toptancı esnafı için bundan iyisi can sağlığı olurdu ancak.

Dalan bir tek şeyi düşünemedi.. Seçimi kaybedeceğini ve yerine gelen Dr. Nurettin Sözen'in bu adeta dev bir Dalan anıtı gibi duran binadan nefret edeceğini.. Sözen, Perpa'yı yoketmek için elinden geleni yaptı ve başardı. Türkiye katrilyonlar kaybetti o ayrı..

Dalan'a, yerel yönetime ve devlete güvenen Perşembe Pazarı esnafından bir bölümü Perpa'ya taşınmak gafletini(!) gösterdiler.

Geri kalanlar yerlerini terk etmediler. Bölgenin SİT alanı ilan edilmesi, Anakent nazım planında, tarihi ören alanı diye belirlenmesine rağmen yerlerinde kaldılar.. Dahası gidenlerin boşalttığı dükkanların yıkılan arsalarına naylon brandalarla kurulan barakalarda, faturasız, vergisiz, kaçak satışlar bile başladı. Devlete inanıp, güvenip Perpa'ya taşınanlar iflas durumuna düşerken, isyan edip yerlerinde kalanlar karlarını misli ile katlar oldular..

Perpa'ya taşınanların "Ya herkes taşınsın, ya da bize yıktığınız mülkümüzün arsasını geri verin, yeniden bina yapıp geri dönelim" feryatlarını da duyan olmadı.

İstanbul Valisinin elinde kalan son küçük yetkileri sonuna dek kullanarak, Karaköy Perşembe Pazarına kamyon ve kamyonet girişlerini kapayıp devlete kafa tutanları taşınmaya zorlama çabaları da sonuç vermedi.

Dünyanın en muhteşem ve en uygun konumlu toptancı çarşısı, bir hırs, bir kıskançlık bir siyasal ucuz hesap yüzünden, devlete güvenip buraya taşınanlarla birlikte ölüme terk edilirken, Karaköy Perşembe Pazarı kent trafiğinin canına okuyarak ve etrafa kir ve çirkinlik yayarak, 10 yıldan beri yerinde duruyor.

Çarşamba günü öğleden sonra İstanbul Valisi Erol Çakır, beni gazetemdeki odamda ziyarete geldi.. Taksim Anıtının replikası olarak yaptırılmış bir ödülle.. İstanbul'a hizmet çabalarımdan dolayı.. Bu ziyaretin çekilen fotoğraflarını gazetemde göremediniz. Çünkü Hıncal Uluç'la ilgili olaylar bu gazete için önemli değildir, görmezden gelinir. Yıllardır alıştığım bir tavır bu.. Benzeri bir olayda, yeni Genel Yayın Müdürümüz Tayfun Devecioğlu'na serzenişte bulunmuş ve "Nerden çıkarıyorsun, yok böyle şey" yanıtı almıştım..

Var böyle şey, müdürüm..

Bir kentin valisi bir gazetenin yazarına, kentle ilgili yoğun yazılarından ötürü bir teşekkür, bir nezaket ziyaretinde bulunuyorsa, bunu hiç değilse küçük bir resimaltı haber yapmak da o gazetenin nezaket görevidir. Buyrun Tayfun Müdürüm, lütfen yorumlayın.

Neyse.. Bunlar sizi pek ilgilendirmez. Fazla dolmuşum da, biraz içimi döktüm, kusura kalmayın.

İstanbul Valisi Erol Çakır'a kentin dertlerini bir kez de yüz yüze özetlerken, Perpa'yı da gündeme getirdim..

Meğer o benden dertliymiş..

"Sadece Perpa mı" dedi..

Eminönü esnafı için de, TEM üzerinde o muhteşem Toç Sitesi inşa edilmişti.. Oraya da taşınılmamış.. Katrilyonlar orda da boş yatıyor, orda da devlete güvenip taşınanlar sinek avlıyor..

Vali, "Yetkilerim sandığınız kadar büyük değil.. Mevcut yetkiler de, yerel yönetimler arasında öyle paylaştırılmış ki, ilçe belediyesi, anakent ve vilayet biraraya gelmeden bir şey yapmak imkansız. İşe ilçe ve ana kent belediyeleri girince siyaset de giriyor doğal olarak" dedi..

Yani, ne Perpa, ne Toç için ümit yok..

Milletin devletin trilyonları, katrilyonları çürüyor.. Eminönü ve Karaköy gereksiz bir trafik yüklenmesi ile kilitlenen leşler halinde kentin yüz karası olarak duruyor.

İstanbul sahipsiz.. Ankara uyuyor!..

BİZİM DUVAR
Denizden plaket çıksa alırım be...

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Gazeteyi okumaya daima spor sayfasından başlarım. Çünkü spor sayfaları, insanın zaferlerini anlatır. Birinci sayfalar ise hezimetlerini..

Earl Warren

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır