Demirbank da Fon'a devredilen bankalar arasına girdi. Güçlü bilinen Demirbank'ı böyle bir kadere ne mahkum etti?
Yaşadığımız son krizin en belirleyici cevaplarından biri bu soruda gizlidir.
Dün bir açıklama yapan bankanın eski sahibi Halit Cıngıllıoğlu "Bunun asıl sebebi, uygulanan ekonomik istikrar programına destek vererek portföyüne aldığı Hazine bonolarıdır" dedi.
Gerçekten de, geçen yıl yüzde 110 seviyesindeki faizlerin bu yıl yüzde 30'lara düşmesinde, düşük faizli Hazine bonoları satışının belirleyici rolü olmuştur.
Hazine bu sayede faiz giderlerinde 20 milyar dolara yakın tasarruf sağlamıştır.
Bütün imkânları ile Hazine kâğıdına yatırım yapan Demirbank, kriz patladıktan sonra yüzde 35-40 faizli Hazine bonolarını yüzde binleri aşan faizlerle finanse etmek mecburiyetine düşmüş ve sonunda bu kaçınılmaz noktaya gelmiştir.
Şimdi bankanın sahibi Cıngıllıoğlu haklı olarak yakınıyor:
"İstikrar programına ve devlete inandığımız için böyle olduk!"
Faydası olmayan bir son pişmanlık..
Şimdi sorumlular "Dengeli gidip bu kadar açılmasaydı" diyebileceklerdir.
Peki, bu tedbirsiz açılışa siz niçin "dur" demediniz?
Çünkü iç borcun bu kadar düşük faizle finanse edilmesini devletin menfaati saydınız.
Hiç değilse şimdi sistemdeki bu boşluğun, bu ihmalin devletin menfaatine olmadığını nihayet anladınız mı?
Gereken güvenceler verilerek kriz aşıldı, banka sistemine güven geri geldi. Faizler dün de düştü ve borsa yükselişini sürdürdü.
Ama kriz, bir-iki hafta içinde ülkeden 7 milyar doların kaçmasına sebep oldu.
Bunun hesabını kim verecek?
Enerji kaynaklarının kavşağındaki ülkemiz yalnız stratejik konumu ile değil, Müslüman dünyaya imrenilecek bir örnek yaratma kabiliyeti ile de yatırım yapmaya ve emek vermeye değer görülüyor.
Pazar ekonomisine geçmek, demokrasi ve insan hakları alanındaki reformları gerçekleştirmek yolundaki direnmelerimize bu nedenle sabır gösteriyorlar.
AB'nin sıkıştırıp sıkıştırıp son anda anlayış göstermesi, IMF'nin sık sık batırdığımız ekonomiyi düze çıkarmaktan vazgeçmemesi hep bu yüzden..
Telekom'u özelleştirme kararı 1998'de çıktı. Tekel hakkı üç yıl sonra kalkacak. Biraz daha gecikilirse bu şirketi sadece hurdacılar alır.
Ama siyaset halâ "peşkeş çekme" edebiyatı ile ve KİT'leri partilerinin gençlik kolları için "iş yurdu" gibi kullanma inadı ile direniyor. Asıl "peşkeş" ihaneti bu değil mi?
Türkiye enflasyonu ne zaman yenecek, üreten bir ekonomiye ne zaman kavuşacak?
AB'ye ne zaman girecek?
Ufuksuz ve sorumsuz siyasetçilerin inat fayı ne zaman kırılırsa o zaman!