"Kayınbirader" hesap kitap bilmiyor. Bütçe yapmak, kazandığı kadar harcamak diye bir alışkanlığı hiç yok. O gün cebinde parası varsa tamam, yarını düşünmüyor. Hemen arkadaşlarını toplayıp yemek ısmarlıyor. Ertesi gün yine beş parasız kalıyor. Eve koşup karısının ceplerini, çantasını karıştırıyor.
Bulduğu üç-beş kuruşa el koyuyor. Ama kesmiyor tabii. Hemen yeni bir "çare" buluyor: Taksitle aldığı ama daha bir taksidini bile ödemediği çamaşır makinasını ölü fiyatına birine satıp "nakit girişi" sağlıyor. İnanılmaz birşey ama, o parayla da gidip çok lazımmış gibi cep telefonu alıyor!
"Kayınbirader" kredi kartı çıkarmanın bütün inceliklerini biliyor. Kendini bir yerlerden maaşlı gösterip, sahte imzalarla sahte kefiller bulup kendine kredi kartlarından bir saadet zinciri kuruyor. Birinden çekip öbürüne ödeyerek "idare edip gidiyor..." O günlerde kayınbiraderin neşesine diyecek yok. Keyfi yerinde olduğu için, karısını bile dövmüyor, hatta ona bir çift küpe alıyor. Kadın değirmenin suyunun yakında kesileceğini tecrübeleriyle biliyor. Ama ne yapsın, "battı balık" deyip o da kocasının cebinden aşırdığı parayla küpeye uygun bir kolye alıyor.
Eş-dost, akraba sorumsuz kayınbiraderin durumuna bakıp bakıp üzülüyorlar. Onun çoluğunu çocuğunu açlığa mahkum etmesine yürekleri dayanmıyor ama, yeni borç vermekle de hiçbir şeyin hallolmayacağını biliyorlar. Yeni borç vermeden önce biraz olsun "adam olduğunu" görmek, verecekleri parayı yine abuk subuk yerlere harcamayacağına inanmak istiyorlar. "Kayınbirader"i karşılarına oturtup konuşuyorlar: Gel seninle bir borç dökümü yapalım. Hepsini derleyip toplayıp takside bağlatalım. Ama sen de şöyle düzenli bir gelir sahibi ol. Gerekirse karını, yetişkin çocuğunu da işe koy. Gereksiz masraflarınızı kısın, ayağınızı yorganınıza göre uzatın, hep birlikte çalışın, yavaş yavaş toparlanın, diyorlar.
Kayınbirader, artık toparlanacağına, düzgün çalışacağına, saçma sapan masraf çıkarmayacağına yemin billah ediyor. Bunun üzerine eş dost toplanıp kayınbiraderin borçlarını bir yoluna koymaya çalışıyorlar. Ama kayınbirader bir türlü alacağını, vereceğini şöyle açık açık alt alta yazmak istemiyor. Hesapları hep bulanık ve belirsiz bırakıyor. Bir öyle, bir böyle konuşuyor. İyice sıkıştırınca anlıyorlar ki, kayınbirader borçlarını bile tam söylememiş. Kocaman bir kalemi gizlemiş!
Sonunda herkesin umudu ve sabrı tükeniyor. Bütün akrabalar, "ne halin varsa gör" deyip bir kenara çekiliyor. Kayınbiraderi bütün kötü huylarıyla başbaşa bırakıyorlar.
Hikayenin sonunu yazmaya elim varmıyor. Ama korkarım ki, bizim kayınbirader yavaş yavaş jiletçiliğe doğru ilerliyor.