kapat

03.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
YILMAZ KARAKOYUNLU(yilmazk@sabah.com.tr )


Mahyalara veda...

Kandiller ve mahyalar çocukluğumuzun Ramazan aydınlığı idi.

Karanlık meydanlara, sokaklara açılan camilerin minarelerine yerleştirilen mahyalar, sanki uzayın derinliğinden insanlığı aydınlatmak için gönderilmiş bir nur yağmuru gibi gök kubbeye asılırdı.

Rüzgarda oynayışını hayretli sevinçlerle izler, ölgün sarıların simsiyah karanlıkta ay parçası gibi sallanışından mutlu olurduk. Bu mahyalar sadece, İslâm idrakinin yüceliğini anlatan özlü cümlelerden ibaret değildi. Kutsal mekânların ilahi aydınlığına insan emeğinin katkısını sergileyen mütevazı örnekleri oluştururdu.

Bu yıl mahyalara veda ettik...

Deprem endişesi ile mahyalar yasaklandı. Bilim adamlarının, işaret ettiği endişeler nedeniyle mahkum kaldığımız bu geleneksel Ramazan aydınlığını, içimizdeki idrakin nuruyla yaşatıyoruz.

***

Camilerimizin içini kandillerle aydınlatırdık. Kandillerin kubbeden sarkıtılışı, bir sanat şaheseriydi. Meltemle sallanan fitillerin oluşturduğu ışık ve gölge değişiklikleri, bir mutlu fecrin, altın kaseye dolan hülyalı ışıklarına benzerdi.

Camilerimizin içini aydınlatan kandillerden alınan ilhamla, dışının da aydınlatılması düşünüldü. Minarelerin kandillerle donatılması istendi. İlk örnek, Kocamustafapaşa Camii'nde uygulandı. Mevlit, Mirac ve Berat kandillerinde şerefelerde kandiller yakıldı. Bütün camilerde kandiller yakılması İkinci Mahmut döneminde zorunlu hale getirildi. Hatta varlıklı ailelerin evlerinin etrafını kandillerle süslemeleri kurallaştırıldı.

Çocukluğumuzun en sevinçli anılarında biri, sahursuz oruçlarda hasretle beklediğimiz iftarları müjdeleyen çığlıklarımızdı: Kandiller yandı!.. Kandiller yandı!..

Kandillerin yaklaşık üç yüzyıl, mahyaların ise yaklaşık iki yüz elli yıllık geçmişi var. İlk mahya örneği Sultan Ahmet Camii'nde uygulanmış. Padişah Üçüncü Ahmet bu manzaradan etkilenmiş ve selâtin camilerine mahya konulmasını emretmiş. Eyüp Camii'nin minarelerinin arası mahya asılacak kadar geniş olmadığı için, sırf mahya asmak için camiye iki minare ilave olunmuştu.

***

Mahya, Osmanlıca bir sözcük; aslı "mahiyye"... Farsça ay anlamına gelen "mah" ile Arapça "iyye" ekinin bilemişiminden oluşmuş; "ay görünümlü, aylık" anlamına geliyor. Mahyalar eskiden yağ kandilleriyle yapılırdı, şimdi elektrik ampulleriyle yapılıyor.

Mahyalar önceleri resimlerden oluşurmuş. Kuş, balık, karanfil, gül, fıskiyeler yaygın ve sık kullanılan örneklermiş. Sultan Hamid döneminde, dualar ve İslâm” vecizelere yer verilmeye başlanmış.

Demokrasiye geçtiğimizde, özgürlüğün ve insan onurunun önemini anlatan mahyalar asmıştık.

Bazen mahyalar, diplomatik sorunlara neden olurdu. Sultan Hamid zamanında Beyazıt Camii'ne gerilmiş bir mahyada kaleye top atan bir havan figürü yerleştirilmişti. İngiliz sefiri, "bu mahyada köy kilisesi topa tutuluyor" diye Saray'a nota vermiş ve apar topar mahya indirilmişti.

Cumhuriyetle birlikte aynı camiye "cumhuriyet fazilettir" mahyasını astık...

Deprem korkusuyla mahyaları kaldırdık. Ama gönlümüzün avlusunda iç aydınlığımızın gerçeğini huzur içinde yaşatan bir cumhuriyet ve demokrasi mahyası var; onunla aydınlanıyoruz...

Bir şaheser
Geçen yıl Bütçe Komisyonu'nda Kültür Bakanlığı'nın 2000 yılı bütçesi görüşülüyordu. Ortadaki sehpanın üzerine hacimli bir kitap yerleştirilmişti. Kültür Bakanı Talay, kitaba işaret ederek, "Osmanlı hat sanatının muhteşem örneklerinden biri olan bu değerli eserin tıpkı basımını gelecek Ramazan'a yetiştireceğiz" diyordu.

Dediğini yaptı: Artık elimizde hattat Ahmet Karahisar”'nin 450 yıl önce yazmış olduğu muhteşem "Mushaf-ı Şerif"in tıpkı basımı var.

Bu benzersiz Kuran-ı Kerim, 16. Yüzyıl Osmanlı sanatının şaheserlerinden biridir. Topkapı Sarayı'nda "Hırka-ı Saadet" kitapları arasındadır. Osmanlı dünyasında yazılmış en büyük boyutlu Kuran-ı Kerim'dir. Mushaf-ı Şerif'in orijinal boyutları 62x43 santimdir; ama, reprodüksiyonda 48x33 santime küçültülmüştür.

Bu şaheser, Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel'in koordinatörlüğünde ve Topkapı Sarayı Müdürü Filiz Çağman'ın danışmanlığında gerçekleştirilmiş ve hakikaten kutlanmaya değer bir kültür hizmeti olmuştur. Az sayıda basılmış ve satışa sunulmuştur.

Bir ulusun iftiharlarını sergilemenin gurur verici lezzetleri vardır: Bu şahaser, böyle bir iftiharın doruğudur...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır