


Heyecanlı günler
Ayın ilk Pazar günü ekonomiye tasarrufçu açısından bakıyoruz. Farklı araçları değerlendiriyoruz. Bu ay işimiz zor. İki haftadır mali piyasalarda büyük bir çalkantı yaşanıyor. Borsa çöktü. Faiz çıldırdı. Euro yükselmeye başladı. Ne olacak?
Atasözü "çuvaldızı başkasına batırmadan iğneyi kendine batır" diyor. Öğüdü dinleyelim. Bu likidite sıkıntısını öngördük mü? Okuyucularımızı uyardık mı? Maalesef hayır.
Son üç ayın yazılarını okudum. İpuçlarını vermişiz. Hükümetin reformlardaki gecikmelerini her fırsatta eleştirmişiz. Çok yazıda "böyle giderse faizler yükselir ve ekonomi yavaşlar" demişiz.
Ancak, böyle bir süreci kasdetmediğimiz çok açık. Belli ki faizlerde tedrici bir artış bekliyoruz. En azından böyle bir gelişme ihtimalinin yükseldiğini düşünüyoruz. Ama bu boyutta bir likidite krizi beklemiyoruz. İktisatçının piyasaların davranışını öngörebilmesindeki kısıtlamalar da böylece belirginlik kazanıyor. Biz orta-uzun dönemli eğilimlere bakıyoruz. Bütçeyi, büyümeyi, enflasyonu, cari işlemler dengesini analiz ediyoruz. Ona göre kanımızı açıklıyoruz. Piyasalar da bunları yakından izliyor. Fakat, piyasanın ayrıca bir iç dinamiği var. Kısa dönem, bazen bir gün hatta birkaç saat piyasa oyuncuları için hayati önem kazanabiliyor.
Üstelik bazen "sürü güdüsü" davranışlara damgasını vuruyor. Mikro düzeydeki tereddütler makro düzeyde paniğe dönüşebiliyor. Piyasa, vur deyince öldürebiliyor.
Profesyonel iktisatçıya da şaşkın şaşkın seyretmek ve anlamaya çalışmak kalıyor. Can sıkıcı bir durum olduğunu kabul etmek zorundayım. Doğrusu, bu hafta boyunca içim çok sıkıldı.
DEVALÜASYON
Son iki haftadır vatandaşın kafasını en çok kurcalayan sorudan yola çıkalım. Devalüasyon olur mu? Yüksek sesle ifade etmese bile, herkesin aklındaki şüphe, likidite krizinin bir devalüasyonla sonuçlanması ihtimali idi.
Enflasyonla mücadele programının devreye girmesinden bu yana hep aynı şeyi söyledik. Bir: bu programın belkemiği döviz çapasıdır. İki: kur çapasından yarı yolda vazgeçmek mümkün değildir.
Yani, diğer gelişmeler ne olursa olsun, Türkiye'nin "standby anlaşması" süresince, demek ki 2002 yılı sonuna kadar, Merkez Bankası tarafından açıklanan kur programına sadık kalmaktan başka alternatifi yoktur. Neden? Çünkü, kur programını bozmak, hem kısa dönemde ekonomiyi çökertecek, hem de Türkiye'nin gelecekte tekrar enflasyonla mücadele etmesini olanaksız hale getirecektir. Bunun sonuçlarını da anlattık. TL'ye, ya da bankacılık sistemine, ya da hükümetin reform iradesine yönelik tereddütlerin oluşması faizleri yükseltecektir. Böylece büyüme hızı düşecek, ithalat azalacaktır.
Likidite krizi içinde bu kanımızı değiştirmedik. Ne Merkez Bankası-Hazine ikilisinin, ne de IMF'nin asla bir devalüasyona izin vermeyeceklerini düşündük. Son gelişmeler bu inancımızı doğruluyor.
Likidite krizine karşı pek çok politika opsiyonu vardı. Fiilen bunlardan bazıları kullanıldı. Eleştiri hakkımızı mahfuz tutuyoruz. Ama devalüasyon opsiyonu yoktu. Yarın da olmayacaktır.
TL KAZANDIRIYOR
Kriz TL'de kalanlara, özellikle de portföylerinde ağırlığı nakit enstrümanlara ayıranlara yaradı. Hele Cuma günü, repoda 1994'de bile görünmeyen getiri elde ettiler. Çok karlı çıktılar. Repo bir süre daha cazibesini sürdürecektir.
Tasarruflarını vadeli yatıranlar bu fırsatı kaçırdılar. Ancak, bir kayıpları da olmadı. Sadece kardan zarar ettiler. Buna karşılık doların euro karşısındaki düşüşü dolar hesaplarına aylık yüzde 0.5 kayıp getirdi. Yüzde 1 faiz alsalar bile, TL'nin en az yüzde 2 altında kaldılar.
Tasarrufçuya serinkanlılığını korumasını tavsiye ederim. Bu ay içinde uzun vadeye bağlanmak için ilginç fırsatlar oluşabilir. Piyasaları dikkatle izleyin.