kapat

03.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Can pahasına siyasal şov!..

Sadettin Tantan bir genelge ile polisin halk dilinde "Çevirme" denen denetimi yapmasını yasakladı..

Can Ataklı da Perşembe günü, bu cesur, bu uygar, bu yürekli kararı anında alkışladı.. Böylece bundan böyle, alkol yüzünden doğacak kaza ve ölümlerin günahını İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile paylaşmaya hazır olduğunu gösterdi..

Hayır beyler..

Bunun adı uygarlık değil, katliamdır..

Ben polis tarafından çevrilmeye, kuyrukta yarım saat beklemeye razıyım.. Alkollü bir sorumsuz yüzünden parça parça olmaktansa..

Doğrudur..

Polisin çevirme yapması, suçluyu ararken suçsuzu da rahatsız etmesi uygar bir davranış değildir. Bunların kalkması gerekir, ama zemini hazırlandıktan sonra.. (Can da bunun farkına varmış olmalı ki, dün "Alkollü kaza yapanlar cinayet suçu ile yargılanmalı" diyordu. Tantan kararı başladı. Can'ın tavsiyesi çıkmaz ayın son çarşambası başlar. O zamana kadar cinayete kurban gidenlerin vebali kimin boynuna olacak, Can?..)

İnsanların Türkiye kadar sorumsuz ve korkusuz, alkolle direksiyona oturdukları bir uygar ülke var mı?..

O zaman uygarlığa kıçından başlamak ne oluyor?.

Bugün alkol alanların bir bölümü direksiyona oturmaktan çekiniyor, ya da oturmak zorunda kalacağını bildiği için masada önüne konan içkiye el sürmüyorsa, bunun en büyük sebebi işte o "Çevirme" korkusudur..

Onu da kaldırdın mı neler olacağını tahmin etmek zor değil..

Trafikte insanları kurallara uymaya zorlayan şey, öyle entel iddiası eğitim falan değildir. Öyle olsaydı, ayni insan, Amerika ve Almanya'da başka, bu ülkede başka araba kullanmazdı.

İnsanları trafik suçu işlerken düşündüren şey, "Algılanan Yakalanma Riskidir"..

Yani "Ben bu kuralı ihlal edersem, yakalanma tehlikem nedir, ve de yakalanırsam ödeyeceğim bedel beni korkutur mu?.."

Kısaca AYR diyeceğim bu katsayı, o ülkenin trafik düzenini belirler..

Üzülerek söyleyeyim.. Türkiye'de AYR, nerdeyse sıfıra yakındır.

Çünkü polis kontrolü enderdir. Çünkü polis azdır, araçsızdır ve eğitimsizdir. Bin suç işlersiniz, birinde yakalanırsınız.

Onda da, eğer geçerli bir namınız varsa, yalvarma, ağlamayı iyi biliyorsanız, rüşvetçi bir polise düşmüşseniz geçer gidersiniz. Bunlara tenezzül etmeyen namuslu bir vatandaşsanız, ceza zaten sizi fazla acıtmaz..

Yakalanma ihtimalin çok az. Yakalansan, ödeme ihtimalin daha az.. Ödesen sorun değil.. O zaman?..

Alkol muayenesi için çevirmede durum biraz farklı.. Orada korkulan şey, para cezası değil, "Rezil olma" endişesi..

On alkollüden sadece bir tanesi, sırf bu çevirme korkusu yüzünden direksiyona oturmuyorsa bile, bu büyük kardır.. Her yıl en büyük zayiatı trafik kazalarında veren bir ülkede, bu korku bir tek kişinin hayatta kalmasını sağlıyorsa bile önemlidir. O bir tek can için bile kuyrukta birkaç dakika beklemeye değer. Aksini iddia edebilir misin Can?.

Çevirme yapılmayınca, polis alkollü araba kullanmayı önleyebilecek güçte mi?..

Güldürmeyin beni..

Bağdat Caddesi'nde yarışlar bugün hala sürüyor.. Önleyebildiler mi?..

Güvenlik şeritlerine Allah korkusu olmayan hayvanların babalarının bağına dalar gibi dalmalarına engel olabildiler mi?..

Bu ülkede trafik levhaları süsten başka ne?..

Kırmızı ışık kimi durduruyor?..

Alkent gibi en eğitimli, en özel sitenin içinde bile hız limitlerine uyulmuyor.

Ya o gürültü kirlenmesine savaş açan(!) İçişleri Bakanı'nın korna yasağı!.

Trafik polislerinin gözleri önünde dahi pervasız kural ihlal etmeye ve ceza görmemeye alışmış bu insana şimdi diyorsunuz ki..

"Tek korkun çevirme idi. Artık o da yok.."

Bunun adı "Katliama davetiye çıkarma"dır. Bunun adı, köpekleri serbest bırakırken kalan son taşı da bağlamadır..

Çevirme ne zaman olmaz?.

Önce polisini eğitirsin. Yeterli sayıda polisi, yeterli sayıda araçla görevlendirirsin. Vatandaş trafik suçu işlendiği anda bir trafik polisinin ensesine bindiğini görmeye başlar..

O enseye binen polisin yazdığı cezalar, aile bütçesini sarsacak, can acıtacak, hele alkollü durumlarda hapse düşürecek düzeyde olur.. Bunu da uygular ve halkın beynine, yakalanma tehlikesi ve ceza korkusunu çakarsın.. Türk vatandaşının da dudağı, Amerikan ve Alman vatandaşları gibi "Trafik polisine yakalanacağım" diye uçuklamaya başlar, ondan sonra kalkar "Çevirme yok" dersen, halkının malına ve canına olduğu kadar rahatına da saygı gösteren bir uygar İçişleri Bakanı olursun. En evvel de ben alkışlarım. Can'ı bile beklemeden.

Bunların hiçbirinin emaresi bu ülkede yokken tek korku, tek baskıyı da kaldırdın mı sana "Siyasal şovmen" derler.. Hem de insan canı pahasına gösteri yapan bir şovmen.. Hazır olun.. Bundan sonra her alkollü ve ölümlü kazada, medya adınızı anacak, Bay Tantan!....

Yol yakınken vazgeçin, lütfen!..

EĞER
..Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'nı seçmek elinizde olsaydı, kimi seçerdiniz?.

..şu anda yapmadığınız bir şeyi yaparak zengin olmanız mümkün olsa, ne yapardınız?.

..bir makina olsaydınız, ne makinası olmak isterdiniz?..

Hakan Utku'dan Tatil Keyfi

Banu Alkan Ürünleri
Hazır olun kıyamet yakın. Nereden mi biliyoruz? Baksanıza alametleri peşpeşe gelmeye başladı. Önce Mesih Mezarcı çıktı, şimdi de SAFrodit Banu Alkan'ın eşsiz şarkısı Neremi Neremi parfüm oldu. Şarkıdan da parfüm olur mu demeyin. Bunda şaşacak bir şey yok. Zira bu işin kokusunun çıkacağı başından belliydi.

Banu Alkan akıllı kadın. Baktı insanlar Neremi Neremi'yi duymamak için kulaklarını tıkıyor, Neremy isimli parfümle şarkıyı bu sefer de burnumuza soktu. Üstelik kazanç da iki katı. Çünkü parfümden bir tane almanız yeterli değil. Etkili olması için 2 tane almanız şart. Yani "Neremy Neremy".

Bize göre Banu hanım bu işin peşini bırakmasın. Piyasaya yeni ürünler sürüp ekonomiyi canlandırsın. Önermesi bizden, üretmesi Banu'dan.

Padişah Macunu: Neremi Neremi parfüm oluyor da diğer şaheser şarkı "Kaldıramazsan kaldırırlar gülüm"ün nesi eksik?! Bu şarkıdan da pekala padişah macunu olur. Kalkınmada öncelikli bölgelerde etkisini anında gösteren macunun Mesir macunundan tek farkı cami minaresinden değil, özel TV kanallarının damından atılarak halka dağıtılması.

Tuvalet Kağıdı: Banu Alkan şarkılarının notalarını değerlendirmek için bundan iyi fırsat olmaz . Yalnız fazla kullanmamakta fayda var. Zamanla zımpara etkisi gösteriyor.

Araba Alarmı: Banu Alkan sesi çıkaran bir araba alarmı hırsızlık riskini tamamen ortadan kaldıracaktır. Ama siz siz olun yine de ayarını düşük yaptırın. Ne de olsa hırsız da insan.

Banu Alkan Barbisi: Sadece kahkaha atıyor. 10 Barbi malzemesi harcandığı için diğer Barbiler'den on misli pahalı.

Parmak Ucu Patiği: Hırsızlar için geliştirilen bu patiklerle hırsızlar parmak uçlarında istedikleri eve girip hırsızlık yapabiliyorlar.

Banu Alkan Peyniri: Delikli Kaşar Kokoreç'in yanında yeniyor. Tek başına yenildiğinde detonelik ve kendini Afrodit sanma gibi yan etkiler gösteriyor.

Bilgisayar Oyunu: Çok korkunç bir oyun. Oyunda Banu'yla Oya Aydoğan Sinema Güzeli seçilmek için yarışıyorlar. Kahramanlar başarılı bir animasyonla aslına bir hayli benzetilmiş. Bu yüzden oyunun kalp hastaları ve hamile kadınlar tarafından oynanması sakıncalı. Kabızlık çekenlere ise şiddetle tavsiye ediliyor. Oyunun sonunda Banu'nun kazanmasına dikkat edin. Yoksa Banu çıkıp şarkı okuyor ve bilgisayarınız ağır hasar görüyor.

Trol: Hamsi, uskumru gibi küçük balıkların avında değil doğrudan Balina avında kullanılıyor. Dip tarama, dinamit gibi eski yöntemlerin yerine Banu Alkan'ın ses dalgalarının su altına verilmesi şeklinde çalışıyor.

Sakız: Çiğnedikçe ağzınızda büyüyor, çektikçe uzuyor. Şişirdiğinizde ise kocaman bir balon oluyor. Tıpkı Banu gibi.

Pokemoron: Çok tehlikeli bir Pokemon türü. Bu oyunda Taso yok. Onun yerine bol bol tasa var. Çünkü ne yaparsanız yapın Banu'yu yok edemiyorsunuz... Sonunda tasanızdan başkalaşım geçirip bir PokeMORON halini alıyorsunuz.

Ses Bombası: Seks bombası Banu ses bombası ile yasadışı gösterilerde polisin en büyük yardımcısı olacak. İçinde Banu'nun kahkahalarının ve anlamsız sorularının olduğu bu ses bombası kalabalıkları dağıtmakta polislerin işini hayli kolaylaştıracak.

İntihar Süsü: Bir walkmen ve Banu Alkan kasedinden oluşan bir mini set katil tarafından maktülün yanına bırakılıyor. Böylece ortaya tipik bir Banu Alkan dinleme sonucu intihar etme vakası çıkıyor ve olayın bir cinayet olduğu asla anlaşılamıyor. Dosya polis tarafından anında kapatılıyor.

BİZİM DUVAR
Bu sene Meryem Ana'nın evini görüp

hacı olmaya gelecek turistler hacı olamayacaklar. Hasan Mezarcı'yla papaz olacaklar. Çünkü Mezarcı "Bu ev bana anamdan miras kaldı.. Defolun" diyerek hepsini kovacak.

Hakan&Utku

Mülkiye hey!..
Nasıl heyecanla beklerdik 4 Aralıklar'ı. Mülkiye'de iken.. 4 Aralık Mülkiye'nin kuruluş tarihiydi ama, heyecan sebebimiz hamasi değildi.. O zamanlar kız arkadaşlarımız yılda iki gece evlerinden çıkarlardı.. Sonbahar Mülkiye, ilkbahar Kolej balosunda..

Yılda iki kez çıkınca, hakkını vereceksin.. Öyle bugünkü gibi, çık, canının istediği gibi sallan, yuvarlan yok.. Her gün yeni bir dans çıkıyor.. Tango, mambo, vals, rumba, çarliston, samba, kalipso, çaça, rock and roll, daha aklınıza ne gelirse..

Ölüm, kız kollarınızın arasında iken orkestranın sizin bilmediğiniz bir dansa geçmesi.. "Hadi oturalım" demek zorunda kaldınız mı, bittiniz..

Bilmek de yetmez ya.. Kızı, kızları etkilemek istiyorsanız, en yeni figürleri de bilmeniz gerek..

Kasım ayı geldi mi, biz rahmetli Ahmet'le (Taner Kışlalı) Cavga Dans diye bir okul vardı, başlardık ona..

Hiç unutmam.. O zaman en ünlü balo mekanı Balin Otel'in rufu.. Ahmet'te, Ayşe diye dünya güzeli bir kız var, onu etkileyecek, kafaya koymuş.. Dans dersleri yetmedi. Bir de harika smokin diktirdi..

Mülkiye'nin dört silahşörleriyiz biz.. Ahmet, Ergin Göçmen, Eray Evren ve ben..

Birlikte çıktık rufa, Ayşe'nin yolunu gözlüyoruz.. Kız da tam bize doğru gelmez mi?..

Ahmet kafasından "Tamam kestik" diyor belli.. Şimdi iki de yeni öğrendiğimiz Çaça figürü çekti mi, dansa kaldırıp..

Ayşe tam Ahmet'in önüne geldi ve eliyle gösterip "Şu masaya bir sandalye koyar mısınız" deyiverdi..

Öğrenci balosunda smokini ne bilsin kız.. Garson sanmış.. Zavallı Ahmet'le balo bitene değil, okul kapanana kadar dalga geçmiştik..

Şimdi bunlar nerden geldi aklıma..

Yarın 4 Aralık..
Mülkiye'nin kuruluşunun 141'inci yılı..

Mülkiyeliler Birliği İstanbul Şubesi Atatürk Kültür Merkezi'nde saat 19.00'da bir kutlama gecesi düzenlemiş..

Başkan sevgili Önol Akalın'ın davet yazısını okurken, kalktım nerelere gittim..

Ahmet ve Ergin yok artık.. O gece Eray'la gelen, Kolejin en güzel kızlarından, büyük aşkı Ayten de..

Yarın gece, geri kalanlar birlikte söyleyeceğiz gene "Ey vatan öz yaşların dinsin, yetiştik çünkü biz" marşımızı.. Birlikte haykıracağız gene..

"Mülkiye hey!.."

Hey gidi günler hey!..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır