


Hapishanede ölüm orucu!
Ölüm bu; ne zengin tanır, ne yoksul. Ne hükümdar tanır, ne çoban. Herkesi aynı iştahla yutar. Ölüm kaçınılmaz. Bizim büyük şairlerimizden Yahya Kemal'in yazdığı gibi:
"Ölmek değildir...
Ömrümüzün en feci işi,
Müşkül budur ki...
Ölmeden evvel ölür kişi."
Nerden baktığına bağlı. Ölüm bazen bir armağan, ödül, kurtuluş yolu.
Bazen bir ceza...
Hapishanelerde 102 tutuklunun başlattıkları ve bugün 47. gününe gelen ölüm oruçları ise bir protesto, haykırış, topluma sesleniş.
Bizi anlayın...
Bizi dinleyin...
Hiç değilse; "Ya bu ölüm orucuna yatmış hapisteki insanlar haklıysa ve haklı oldukları onlar öldükten sonra ortaya çıkarsa...." diye sorun...
Ümraniye Hapishanesi'nde ...
Çankırı'da, Bursa'da...
Aydın'da, Bartın'da, Malatya'da...
Gebze'de, Uşak'ta, Buca'da...
Ulucanlar'da....
Bayrampaşa'da, Ceyhan'da....
Yaşları 22 ile 30 arasında toplam 102 mahkum ölüm orucunda 47. güne girdiler.
***
Sadece suyla yaşayarak insan vücudu 60 gün dayanabiliyor. 60 günün sonu ölüm...45. gününde ise ölüm orucundan vazgeçseler bile hayat boyu görme bozukluğu, işitme çarpıklığı, hafıza kaybına uğruyorlar ve akıldan sakat hale geliyorlar.
Ölüm orucu... Hayat pazarı...
Hapishanelere ölüm fetişizmi sinmiş. Ayin yapar gibi ölüm orucuna yatıyor 22 ile 30 yaş arasındaki genç çocuklar. Olayın siyasal boyutu ortadan kalkmış. Örgütlerin başları, örgüt üyesi gençleri ölüm orucuna inandırıyorlar. Ve birbirlerini kolluyorlar. Hangi örgütün ölüm orucuna yatmış protestocuları oruçtan vazgeçerse onu "dönek, oportinist, dayanıksız" diye ilan edip tabanını ele geçirme hesapları yapıyorlar.
Olayın en vahim yanı: Anneler...
Hapishane koğuşlarında "ölüme yatmış...." çocukları doğuran anneler de dışarda çocuklarını destekliyorlar.
47 gün geçti...
Hiç bir anne çıkmadı...
"Oğlum vazgeç ölmekten..."
Demedi, diyemedi...
İstanbul ve İzmir Baro Başkanları ise; "Ölüm orucunda kritik saatler başlamıştır. Her an ölümler olabilir. Ölümler olmadan oturup tartışalım, önce ölümleri durdurup sonra çözümleri aramaya başlayalım" çağrısı yaptılar. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ise "İnsan hayatının kurtarılmasından daha büyük etik değer olamaz" diyen Malta Bildirisi'ni göstererek; "ölüm orucuna yatanlar kritik noktaya ulaşınca onlara her türlü tıbbi müdahaleyi yapacak, onları ölümden kurtaracak hazırlıklarımız var..." diye açıklama yaptı. Ancak hapishanelerde ölüm oruçlarını örgütleyenler, ölüm orucuna müdahale edildiğinde "vuruşmaya hazır" ekipler oluşturdular.
Bir hafta sonra hapishanelerde....
Yeni bir vuruşma olabilir...
Ölenleri kurtarmak isteyen doktorlarla, "Bu yöntem 1996 yılında da denendi ancak 12 kişinin ölümüne neden oldu...Biz arkadaşlarımıza müdahale ettirmeyiz...Bırakın ölsünler...Siz de bunun utancıyla yaşayın..." diyenler arasında çatışma çıkabilir.
Örgütler, militanlarını...
Niçin ölüm orucuna yatırdılar?
Topluma ne anlatmak istiyorlar?
1991 yılında çıkan "Terörle Mücadele Yasası"na göre ilki Eskişehir'de kurulan, 1 kişilik 59 oda, 3 kişilik 103 odadan oluşan "F-Tipi Cezaevleri"ne karşı çıkıyorlar. Bu cezaevlerinin 2 tane iş atölyesi, çok amaçlı spor salonu, futbol sahası, kütüphane ve okuma odası, kreşleri gibi ortak kullanım alanları olmasına rağmen hapishaneleri "ölümüne tecrit mekanları" olarak görüyorlar.
***
Adalet Bakanı ise tersini söylüyor.
Kim haklı?
Devlet mi doğruyu söylüyor?
Örgütler mi gerçeği dile getiriyor?
Geçmişte yaşandı. Yaşayanlar anılarında yazdılar: Tutuklananların gözleri bağlanıp, kaçırılıyormuş gibi izlenim verilerek, daha önce hiç ismi duyulmamış mekanlarda özel tecrit hücrelerine konuldular. Son derece yoğun ve sistematik işkenceden geçirildiler. Tecrit süreci, "önder" kabul edilen kişiler için tutuklanmalardan sonra da devam etti...Türkiye'de devletin siyasi tutuklulara uyguladığı böyle bir geçmişi var. Bu geçmişi düşünerek şimdi F-tipi cezaevlerinin de aynı mantıkla yapıldığını ileri sürüyorlar. İstanbul Baro Başkanı Yücel Sayman, "F-tipi cezaevlerinin katı tecrit yönü bulunduğunu, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün bunu tartışmak bile istemediğini, bu yüzden kendileriyle görüşmediğini söylüyor. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ise Yücel Sayman'la 28 Kasım günü saat 17.00'de Adalet Bakanlığı'nda 1 saat süreyle görüştüklerini ve ona F-tipi hapishaneleri "Avrupa Konseyi İşkencenin ve İnsana Yakışmayan Davranışları Önleme Komitesi"nin de gelip gördüğünü ve Avrupa'daki hapishanelerin standardına uygun bulduklarını anlattığını belirtiyor.
Devlet mi doğru söylüyor?
Örgütler mi?
Fakat çocuklar ölüyor...
Ölmeden çözüm bulunsa....