kapat

Ramazan Özel
03.12.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Ramazan Özel
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
Dünya ahiretin tarlasıdır
Maddeci felsefe ile Ruhçu felsefenin çatışmasında İslam orta yolu temsil eder. Boşuna "Yarın ölecekmiş gibi ibadet et, hiç ölmeyecekmiş gibi çalış" denmemiştir. Bu sebeple yüce Peygamberimiz, "Dünya ahiretin tarlasıdır" buyurmuştur

Tarih boyunca insanların madde ve manaya, dünya ve ahirete bakışlarında iki temel görüş hakim olmuştur. Bu görüşler: Katı maddeci (Materyalist) düşünce tarzı ve Ruhçu (Spritualist) anlayıştır.

Birinci görüşe mensup olanlar, duygu organlarıyla hissedilen şeylerin varlığını kabul eder, bunların dışında kalanlara inanmaz, önem vermez ve şüpheyle bakarlar. Her şeyi madde planında ele alır, fizikötesi aleme itibar etmezler. Öte dünya inancı taşımadıklarından, ölümle her şeyin son bulacağına inanır, sadece maddi zevk ve eğlence ile tatmin olmayı felsefe olarak benimserler. Kuran bu görüş sahiplerini şöyle tanımlamıştır: "Andolsun ki, onları hayata karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Allah'a eş koşanlardan her biri, ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması hiç kimseyi azaptan uzaklaştırmaz. Allah, onların yaptıklarını eksiksiz görür" (Bakara-96), "Onun için sen (habibim) bizi anmaktan yüz çeviren dünya hayatından başkasını arzu etmeyenlerden yüz çevir" (Necm-29).

Maddi varlığı görmezden gelenler toplumdan kopar
İkinci görüş sahipleri ise, birincinin tam tersi felsefe taşırlar. Bunlar da dünyayı hiçe saymakta, insanın maddi varlığını görmezlikten gelmekte, her şeyi manevi alan içinde sezinlemekte ve dünyayı bir oyun eğlence olarak görmektedirler. Bu düşünceleri sebebiyle, sosyal, toplumsal hayattan tamamen kopuk yaşarlar, her şeyi ahiret felsefesi ile ele alır, dünya ve içindeki maddi alemi dikkate almazlar.

Dinimizin dünyayı aydınlatmaya başladığı dönemlerde ifrat ve tefrit noktasında bulunan bu iki görüş hakimdi. Dinimiz her iki görüşü de dikkate alan, ancak ikisinin de dışında yepyeni bir "denge" anlayışı getirmiştir. Kuran-ı Kerim, "İnsanlardan bir kısmı da 'Ey Rabbimiz, bize dünyada bir iyilik (bir güzellik), ahirette de iyilik ver. Bizi ateş azabından koru' derler" (Bakara-201) şeklindeki ifadesi ile söz konusu "orta" yolu açıklıkla dile getirmiştir.

Peygamberimiz de, "Sizin en hayırlınız ahireti için dünyasını veya dünyası için ahiretini terketmeyip ikisini birlikte yürüteninizdir. Zira dünya ahirete ulaştırıcı bir vasıtadır. Sakın insanlara yük olmayınız" buyurmuştur.

Çalışmayı ibadet sayan İslam, madde ile ruhu birleştirir...
O iki görüşün dışında İslam, mutedil, sağduyulu, akılcı bir düşünce tarzı getirmiştir ki, üçüncü ve en sağlıklı yol da budur kanaatindeyim.

Güzel dinimiz, dünya ve ahiretin birbirine tercih edilmesini uygun görmediği için iyi niyetle yapılan her işi dünya-ahiret ayrımı yapmaksızın ibadet olarak saymıştır. Peygamberimiz "Herhangi bir Müslümanın ailesinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması sadaka olur", "Dünya ahiretin tarlasıdır" buyurmuştur. Dünyanın ihmalini kabul etmeyen İslam dini, çalışmayı ibadet saymıştır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak dinimizin temel kabullerindendir. Nitekim, "İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır" (Necm-39) ayeti de dünyada çalışmanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Peygamberimiz ruhani hayat yaşamayı, dünyadan el-etek çekmeyi kesin bir dille yasaklamıştır.

Dinimizde, bir lokma bir hırka, felsefesinin hiç yeri yoktur
Üzülerek belirtmeliyim ki, İslam dünyasındaki dağılmışlık ve geri kalmışlığın ana sebebi, bu dünyayı paylaşan insanların dinimizin ruhuna ve özüne yaraşır şekilde hareket etmeyişleridir. Dinimizde inziva hayatı yaşamanın, bir lokma bir hırka felsefesinin kesinlikle yeri yoktur. Öyleyse, ne dünyamız için ahiretimizi, ne de ahiretimiz için dünyamızı karartmadan, ikisi arasındaki dengeyi kurarak ve koruyarak yaşamalıyız. Madde-Manâ, Ruh-Beden, Dünya-Ahiret dengesi dinimizin koyduğu orta yoldur. Bu denge yolunu takip etmeli, her iki değere de gereken önemi vererek mutlu bir hayat sürdürmeliyiz.


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır