Gerilen piyasaları gevşetmek hep Başbakan'a düşüyor. Oysa bu sorumluluk ve yükümlülük tüm siyasetçilerin de üzerinde olmalı.
Gerginliği aşmanın, siyaseti yumuşatmanın tek yolu, güvence üstüne güvence vermek olmamalı.
Siyasetin elinde başka araçlar da olmalı.
Bizim siyasetimizde dönüp dolaşıp partiiçi demokrasi eksiğinden söz ediliyor. Ama ondan önce çok daha insani bir eksiğin doldurulması gerekiyor.
Mizah ve nükte eksikliği var.
Siyasetçiler arasındaki ilişkiler zeka, kıvraklık ve dil incelikleri üzerine oturtulsa diyaloglar böyle gelişse toplum da piyasalar da belki bu kadar sık bu kadar kolay gerilmezdi.
Dedikodu yerine belki piyasalarda bu nükteler dilden dile dolaşırdı.
Bakınız İngiltere'de İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra İşçi Partisi'nin başlattığı bankalara, şirketlere el koyma, devletleştirme dalgasıyla Muhafazakar Parti lideri Winston Churchill o zaman nasıl dalga geçmiş?
İşçi Partili Başbakan Attleee ile Avam Kamarası'nın tuvaletinde karşılaşan Churchill, görünür bir telaşla, önünü ceketiyle çantasıyla kapatmaya davranmış.
İşçi Partili Başbakan takılmış:
- Hayrola Sir, ne bu telaşın?
Churchill omuz silkmiş:
- Hiç ben tedbirimi alıyorum. Baksanıza her şeye el koymaya başladınız..
Churchill'in iğneli üslubu zaman zaman saldırganlık ölçüsündedir. Ama o, bunu son derece ince ve kıvrak biçimde yaptığı için kavgaya döğüşe değil, gülüşmelere karşılıklı nükteleşmelere neden olur.
Şöyle.
Churchill'in ateşli bir konuşmayla hükümeti yerden yere vurduğu bir sırada İşçi Parti Milletvekili Bessie Braddock kendisine bir gün öyle bağırır:
- Winston sen sarhoşsun sarhoş!
Churchill yanıtı yapıştırır:
- Bessie sen aptalsın.. Unutma ki ben yarın ayılacağım ama sen...
İngiliz Parlamentosu'na da cerbezeli hanım siyasetçiler eksik değildir. Bunlardan birisi de Lady Astor'du Lordlar Kamarası'nın lokantasında yandaki masada oturan bir aşırı solcu genç bir İşçi Partili milletvekiline şöyle bir laf atar:
- Biliyor musunuz, sizinle evli olsaydım kahvenize zehir koyardım.
Genç İşsi Partili bir an bile tereddüt etmeden yanıtı verir:
- Sayın Hanımefendi, eğer evli olsaydık ben de o kahveyi hemen içerdim.
İngiliz Parlamentosu bilindiği gibi iki meclisli: Lordlar da var; Avam Kamarası da..
Ama iş zehirli iğne batırmaya geldi mi Lordlar, Ladyler Avam Kamarası'ndan geri kalmıyor:
Bir Sayın Lord, İşçi Partili Çevre Bakanı'nı şöyle tanımlıyor:
- Mevcudiyeti siyaset bakımından değil, yeryüzü bakımından da gerçek bir alan israfıdır.
Kaba sataşmalara karşı İngilizler de kendi içtüzüklerinde bazı önlemler almışlar. Örneğin bir milletvekilinin ötekine "sarhoş'' demesi içkili olmakla itham etmesi suçtur.
Ama cerbezeli bazı milletvekilleri bu yasağı da aşmasını bilirler:
- Sayın Başkan, ben sayın arkadaşımıza kesinlikle sarhoş demiyorum. Kendisinin sadece çok yanlış, çok kötü bir sarhoş taklidi yaptığını söylüyorum, o kadar.
Nükteli eleştiri, mizahla sarmalanmış iğneleme elbette kolay değil. Ama siyaset de, muhalefet de öyle herkesin hevesleneceği, yapabileceği bir iş olmamalı.
Muhafazakarların fazlaca dindar olduğunu eleştiren ve Hıristiyanlığı'nda bugün dünyadaki kötülüklerden sorumlu olması gerektiğini söyleyen ateist bir seçmen ile dindar muhafazakar partili milletvekili arasındaki tartışma söyle noktalanır:
Seçmen:
- Sayın milletvekili Hıristiyanlığı yüceltip duruyorsun. Hıristiyanlık dünya yüzünde 2 bin yıldır var. O halde , savaşları kıtlıkları, cinayetleri niye temizleyemiyor?
Muhazakar miletvekilinin yanıtı olabildiğince net.
- Genç dostum, suyun tarihi Hıristiyanlık'tan da çok eskidir. Ama yine de kimilerinin boynundaki bir karış kiri temizlemeye yetmemiştir.
Bizim siyasette büyük bir nükte açığı var. Buna Meclis'teki müzakerelerde de iktidar ve muhalefet arasındaki tartışmalarda da her an tanık oluyorsunuz.
Açığı kapamak yükümlülüğü de bir başına, kala kala TBMM'nin eski bir başkanvekilinin üstüne kalıyor..
Kendisi siyasetimizi sulamaya da mecbur bırakılmamalı.