


Kadife yastığım yok, dalına bastığım yok..
Hülya'nın dergisine bakıp "Yayın hayatına giren çıkan belli değil, ne olacak bu işlerin sonu?" diye ağlayacaklardan değiliz.. Bu "mankenleri dizilerde oynatmak yasaklansın.." mantığına girer ki bize uymaz..
ÖnÜne gelen bana "Hülya'nın dergisine neden bulaştın?" diye soruyor.. Okur, böyle hesap sordu mu bileceksin ki yazar olarak bir yerlere toslamışındır, onlar da memnun kalmamıştır..
"Neden?" diye sormaları Hülya Avşar'ı arkalamalarından..
Anlaşılan HÜLYA dergisini tutmuşlar.. Bana kızmaları da dergiye, Hülya Avşar'ın yarı resmi yayın organı muamelesi yapmamdan.. Hemen belirteyim ki dergi öyle bir havada değil..
Bildiğiniz aylık kadın dergilerinin değişik bir örneği.. Üstelik daha kalını.. Gömleğin içine koyup göğsünüze bastıraraktan, kurşun geçirmez yelek diye de kullanabilirsiniz..
***
Bunun altını çizdikten sonra dünden itibaren anonsladığım yerlere yani Hülya Avşar ile Kaya Çilingiroğlu arasındaki konuşmaya geleyim.. Ben "konuşma" diyorum ama siz "röportaj" belleyin..
Dilim nedense "söyleşi" lafına gitmiyor..
Derginin en çok ilgi çekecek olan tarafının bu röportaj olduğunu tahmin ediyorum..
Kaya'yı tanıyalım..
Neden derseniz, bizim ahali Hülya'nın özel hayatına çok meraklıdır.. Hülya Avşar'a dair ne varsa soluk soluğa izledikten başka olayı didiklemeden bırakmaz..
Hülya Avşar'ın sırlarının çözüldüğü zaman evrenin de sırlarının çözüleceğine inanır.. Zaten bir editör olarak bu durumu Hülya da sezmiş ve kocasına "geç bakalım karşıma.." demiş..
İlk sorusunu da "Kaya Bey ne iş yapar?" diye patlatmış..
Kadıncağız belli ki evin içinde avare avare dolaşmasına bakıp Kaya Bey'in bir iş güç sahibi olacağına ihtimal vermemiş.. Bunca yıldır evli olduğu kocasını "boşta gezer" zannediyor..
Aynı evi paylaşmasalar "Hane-berduş" olduğuna yani moda deyimle "homeless" olduğuna hükmedip, ikametgah kağıdı isteyecek..
Bu soruya ne yapsın Kaya Bey? Mecburen icraatın içinden faslına geçip, hallerini anlatıyor:
- "Ticaret yaparım, GSM satarım, borsacılık sigortacılık yaparım, radyom var.. Dinleyici isteklerine cevap veririm.. Çiçekleri sularım.. Fotomaç'a yazı yazarım.."
Bu kadar cevabın içinden Hülya'yı en çok "borsa" lafı şaşırtıyor ki "Borsacılık haaa!" çekiyor..
***
En can alıcı sorulardan biri de "Karşında doğru ya da yanlış haberlerden dolayı seni sürekli olarak affeden bir kadın var, ne hissediyorsun?" şeklinde olanı..
Kaya Bey sorunun tehlikesini sezip kıvırmaya kalkışınca Hülya "Bana karşı eziklik hissediyor musun?" diye üsteliyor.. Cevap enteresan:
- "Hayır böyle birşey hissetmedim, çünkü gözünle birşey görmedin.."
İşte röportajın en bayıldığım yeri burası.. Erkek egemen bir toplumun ortak üyeleri olduğumuz için Kaya Bey'i kayırdığımdan değil.. Cevabı, sosyolojik bir doğruyu taşıdığından bayıldım..
Kemal Tahir romanlarında "İnkar yiğidin kalesidir.." deyimini çok sık kullanır..
Erkek olarak bunu bileceksin, sonuna kadar inkar edeceksin.. Bir aykırılık halinde yakalandığında kadından özür dileyip, af beklemek onu bir kez daha aşağılamaktır.. Tam tersine olayın dış düşmanların bir tertibi olduğunu iddia edeceksin..
Hatta aynı yatakta yakalansan bile "Allah Allah, kim koymuş bu kadını yanıma.." dedikten başka "Yatağıma giren çıkanlara neden dikkat etmiyorsun?" deyip bir de kadını azarlayacaksın..
Üç çocuğun hesabı..
Günümüzün toplumunda kadın erkek ilişkisi birbirine karıştığından bu ayrıntılara dikkat eden yok.. Kadınlar da artık erkeklerin taktiklerini öğrenmişler..
Sıkıştılar mı aşağıdaki hikayede olduğu gibi onlar da inkardan geliyorlar..
Adam on yıl gurbette çalışıp para biriktirdikten sonra köyüne dönmüş.. Karısına, akrabalarına kavuşmuş.. Hoş geldin, beş gittin faslından sonra evde karısı ile yalnız kalmış..
Bakmış ki evin içinde üç çocuk var.. Halbuki on yıl önce ayrıldığında bir oğlan vardı.. Birden aklına kötü düşünceler üşüşmüş, karısına öfkeyle "Bunlar nereden çıktı kadın?" diye bağırmış..
Kadın sakin sakin büyük oğlanı gösterip "Aha bu.." demiş.. "Sen gitmeden de vardı.."
Sonra ortanca oğlanı göstermiş.. "Sen gittiğinde bu da karnımdaydı.."
Bu iki mantıklı açıklamaya bir itiraz gerekçesi bulamayan koca, en küçüğü gösterip "Peki ya bu.." diye sorunca, kadın omuzunu silkmiş:
- "Ha o mu? Masanın altına girmiş, sessiz sessiz yoğurdunu yiyor.. Sana ne zararı var?"
***
Kaya Bey'in cevaplarını arkalamam bundandır.. En çok da "Parmak izi bulamadın ki.." mealine gelen "Ezik değilim, çünkü gözünle bir şey görmedin.." lafını tuttum..
Hülya Hanım'ın da röportaj sırasında ağzından çıkardığı ilginç görüşleri var.. temsil "Hiçbir erkeğin hayatını bir kadınla geçirmeyeceği.." şeklindeki düşüncesi..
Derginin editörüne göre erkekler kadınları aldatmasa da bunu mutlaka akıllarından geçirirler.. Böylece düşünce suçu işlemiş olurlar.. Zaten röportajın önemli bir bölümü bu sorunun cevabını arama şeklinde geçiyor..
Soruşturmayı derinleştiren Hülya Hanım bütün cinliklerine rağmen Kaya Bey'in ağzından laf alamıyor.. Böylece koca röportajın sonunda sadece kocasının ne iş yaptığını öğrenmekle kalıyor..
Laflarını dizdiğim, cevaplarını süzdüğüm "Çini tabakta hıyar, boyun boyuma uyar.. İkimiz bir boydayız, ayırmaya kim kıyar.." havasıdaki bu röportaj 258 sayfalık dergide sadece dört beş sayfa yer kaplıyor..
Geri kalanını merak ediyorsanız, elinize bir HÜLYA dergisi alıp kendiniz okuyun..
Benden bu kadar.. Zaten yarım saat sonra Fener-Galatasaray maçı başlayacak ki üzerime kurşun sıksanız bir satır daha çıkmaz..