İngilizler, Ermeni girişimini reddettikleri zaman, "tokat gibi cevap" şeklinde, çağdışı ve uygar dünya medyasında hiçbir şart altında görülmeyen başlıkları, bizim medyamızda da görmediğimiz zaman...
Fransızlar aynı girişimi kabul edince de "Alçaklık ve namussuzluk" gibi cümleleri gazete başlıklarına ve TV ekranlarına taşımadığımız zaman...
Bu kadar kızdığımız Fransa'dan, kalkıp, 6 tane kullanılmış A69 tipi, D'estienne D'orves sınıfı firkateyn almaya kalkmadığımız zaman...
Ecevit, Kıbrıs görüşmelerinden çekileceklerini söylediği zaman "Tokat gibi cevap.. Yunanistan'da panik.. AB korkudan ne yapacağını şaşırdı" şeklinde, hem şövenist, hem de 3'üncü Dünya gazeteciliği örnekleri vermediğimiz zaman...
Uluslararası sorunlarda, başka ülkeler yanımızda olduğu zaman, "aslan edebiyatı", karşımızda olduğu zaman ise "alçak edebiyatı" yapmayıp, sadece gazetecilik yaptığımız zaman...
TV'de 500 milyarlık yarışma programlarında, büyük bir başarı ve engin bilgisi sayesinde, "Karnıyarık ve İmam Bayıldı'nın patlıcandan yapıldığını, iki dakika düşündükten sonra bilen yarışmacıyı" alkışlamadığımız zaman...
Başkalarının düşünce, yazı ve şarkılarını çalıp, kendi düşüncemiz, yazılarımız ve şarkılarımız gibi insanlara sunmayı ve de bu hırsızlık liste başı haline getirilmediği zaman...
Kendimiz gibi düşünmeyen herkesi, dinlemeden etmeden, "vatan haini ilan etme" hastalığımızı tamamen tedavi ettirdiğimiz zaman...
İnsanlara hakaret etmeyi, aşağılamayı bırakıp, tartışmalarımızı uygar zeminlerde yapmaya başlamayı becerebildiğimiz zaman...
Herkesin herşeyi bilmesine imkan olmadığını, uygar dünyada uzmanlaşma diye bir sistemin yıllardır uygulandığını ve bu yüzden çok önemli mesafeler kaydettiklerini görebildiğimiz zaman...
İnsanları linç etmek gibi Afrika kabile mantığı ile yola çıkmayıp, resmin bütün renklerini görmeye başladığımız zaman...
Barış yapmanın, savaş yapmaktan daha zor, ama daha onurlu bir eylem olduğunu anlamaya çalıştığımız zaman...
Sevgiye ihanet etmeyip, onu büyük cesaretle yanımızda taşıyabildiğimiz ve sevginin bize, hava, su ve ekmek kadar şart olduğunu görebildiğimiz zaman...
Toplumda, hangi dalda olursa olsun, başarılı insanları, bacaklarından kendi seviyesime çekmek yerine omuz verip daha yukarılara gitmelerine yardımcı olduğumuz zaman...
Karşımıza çıkan hemen herkesi potansiyel hırsız veya hain olarak görmeyip, onları dikkatle dinlediğimiz zaman...
Türkiye'nin siyasi meselelerini askerlere değil, ama hükümet ve parlamento üyelerine sormamız gerektiğini idrak ettiğimiz zaman...
Hiçbir ülkede başbakanlık binasına, cebinde bomba ve kurşunla girilemeyeceğini bildiğimiz zaman...
İkide bir kulvar değiştirmeden, verdiğimiz sözlerin sonuna kadar arkasında durmanın ve yalan söylememenin bir erdem olduğunu fark ettiğimiz zaman...
Avrupa Birliği tam üyeliğine karşı çıkmanın veya askıya almanın, Türkiye'nin geleceğini karartacağından emin olup, her ne sebeple olursa olsun, bunu yapmaya kalkışacak olanlara bu şansı vermemekte kararlı olduğumuz zaman...
Türkiye'de kimin, neyi ve de niye yaptığı açıkça ortada iken, herkesi kör alemi sağır zannedip, ihtiraslarımızı aklımızın önüne geçirmenin ne bize, ne çevremize, ne de ideallerimize hiçbir faydası olmadığını kafamıza soktuğumuz zaman...
Önümüze konan her senaryo, her komplo teorisinin üzerine atlamadan, 21'inci yüzyılın devrimi olan bilgiden yararlanıp, konuyu sorgulayıp aklın süzgecinden geçirmemiz gerektiğine inandığımız zaman...
Sayın okurlarımız bu listeyi istediğiniz kadar uzatabilirsiniz..