HADEP Kongresi, Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracak siyasi yumuşama havasını zehirleyen yanlışlara sahne oldu.
Bölücü terör örgütü PKK'nın ölüm cezasına hükümlü başı Apo için sloganlar atıldı.
Kongrede İstiklâl Marşı okunmadı.
Bir saldırı olasılığına karşı, asılan Türk bayrağı 15 kişi tarafından korumaya alındı.
Halka ve terörle savaşırken şehit düşenlerin anılarına saygısızlık değil mi bunlar?.
Genel Başkan Ahmet Turan Demir, iç barış ve demokratikleşmenin önünde engel olarak gösterilen şiddetin sona erdiğini belirterek şöyle dedi:
"PKK, demokratik düzenin bir unsuru olmak istediğini açıklamış ve silâhlı güçlerini sınır dışına çekmiştir. Bu, demokratikleşme ve kalkınmanın sağlanması için kullanılması gereken önemli bir fırsattır."
Demir, HADEP'i PKK'nın siyasal uzantısı olmakla suçlayanlara bu sözleriyle koz vermiş, terör suçlularını da kapsayan bir genel af talebi ile bu şüpheyi pekiştirmiştir.
Kongrede olan bitenin, olumsuz yansıtamaları olacaktır.
1. Aftan yararlanmayı belki de en çok, terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan yargılanan 4500'e yakın insan hak ediyor.
Bir milletvekilinin dediği gibi "Adam köyde sıradan bir eve gelmiş.. Elinde bomba ve Kaleşnikof var. Şimdi kendinizi bunların yerine koyun, nasıl ekmek, su veya ne istiyorsa vermezsiniz?"
Evet; ya istediğini verecek veya çoluk çocuk öldürülmeyi göze alacaksınız..
HADEP Kongresi, bu çaresizlerin affı yolunda uyanmış olan merhamet duygusunu ve uzlaşmayı sabote edecektir.
2. Apo'nun infazında ısrarcı olan çevrelerin elini güçlendirecektir.
3. HADEP'in kapatılması ile ilgili davayı olumsuz etkileyecektir.
4. Türkiye'nin AB süreci de zarar görecektir. Zaten AB karşıtları, Kürtçe TV ve eğitim haklarının bölücülüğe taviz olacağını söyleyerek direniyor. Kongrenin havası, onlara terörle elde edilemeyenin dış baskılarla sağlanmaya çalışıldığını söyleme hakkını kazandıracaktır.
HADEP, gerginliği bilinçli olarak tırmandırmak istemediyse, bunu farkında olmadan yaptı. Ve yanlış yaptı.
Şimdi basiret, doğru tercihleri ve AB sürecini HADEP'in yanlışlarına feda etmemektir.
Çünkü o zaman bizi akıl değil, korkular ve tepkiler yönetmiş olur ki ulusal iradeye bundan büyük kötülük olmaz.
Susturun şunu..
İkide bir Türkiye'ye gelen Alman parlamenter Claudia Roth, AB sürecimizi sabote eden bir kışkırtıcı ajan mı?
Göstermelik amacı Türkiye'ye dostluk.
Yani sözde eksiklerimizi göstererek AB sürecine katkıda bulunuyor. Ama öyle sivri dilli ve saygısız ki, halkı çileden çıkarıyor.
Bu kadın ulusal onur nedir bilmez mi?
Geçen gün Diyarbakır Belediye Başkanı'na "Büyükelçi" diye hitap etmiş..
Kıbrıs yüzünden AB ilişkilerini askıya almayı göze alan hükümet, misafirlik hakkını kötüye kullanan bu kadının saygısızlığına hangi nedenle katlanıyor?
Merak ediyoruz ve ona haddini bildirecek bir tepki bekliyoruz!